Pratik Çalışma

TEMEL KAVRAMLAR ve KİŞİLER HUKUKU PRATİK ÇALIŞMA (1)

Temel Kavramlar ve Kişiler Hukuku
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

DÜRÜSTLÜK İLKESİ – HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI – HAK EHLİYETİ – FİİL EHLİYETİ – EHLİYET GRUPLARI – SINIRLI EHLİYETSİZLER – YASAK İŞLEMLER – KİŞİLİK HAKKI – HUKUKA UYGUNLUK SEBEPLERİ – KİŞİLİĞİN KORUNMASI

OLAY I: TMK m. 165’te terke dayanan boşanma sebebi belirtilmiştir. İlgili hükümde bu sebebe dayanarak boşanmanın gerçekleştirilebilmesi için altı ay şartı öngörülmüştür.

Soru: Bir eş, diğer eşten 5 ay üç hafta ayrı kaldıktan sonra bir hafta yanına gelip sonra tekrar gidiyor ve bu davranış tarzını yeniliyorsa söz konusu olayda hangi durum söz konusudur? Bu durumun yaptırımı dersimiz açısından nedir?

Cevap: TMK m. 2’ye göre, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzeni tarafından korunmaz”. İlgili hükme göre kişiler, hukukça kendilerine tanınan hakkı kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Dürüstlük kuralına aykırı davranışın yani hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı bunun hukukça korunmaması yani hak sahibinin elde etmek istediği yararı elde edememesidir.

            Söz konusu olayda kanunda evlilik birliği içerisindeki kişilere belli bir özel sebebin varlığı halinde boşanma hakkı tanınmıştır. Bir tarafın sırf diğerinin bu hakkı kullanmasını engellemeye yönelik bu kötüniyetli davranışı hukuk düzenince korunmayacaktır. Böylece altı aylık sürenin dolmasına engel olmak için geçirilen bir haftalık süre göz önünde bulundurulmaksızın diğer eşe dava açma hakkı tanınacaktır.

OLAY II: TMK m. 133’ göre, “Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler”. İlgili hüküm gereğince akıl hastalarına evlenme hakkı tanınmamıştır.

Soru: Söz konusu olayda akıl hastalarına evlenme hakkına sahip olmaması Medeni Hukukun hangi temel kurumu ile alakalıdır? Bu kurumun temel ilkeleri nelerdir?

Cevap: Olayda bazı kişilerin evlenme hakkına sahip olmadığı belirtilmiştir. Burada üzerinde durulması gereken temel olgu hakkın kullanımı değil hakka sahip olup olamamadır. Bu nedenle söz konusu kurum TMK m. 8 kapsamında öngörülen hak ehliyetidir.

TMK m. 8’e göre, “Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittir”. Hak ehliyeti kurumundan bahseden ilgili maddede özellikle “genellik ilkesi” ve “eşitlik ilkesi” nden bahsedilmiştir. Ancak bu ilkeler kural olmakla birlikte hukuki gereklilik açısından çeşitli sebeplerle bu kuralların istisnaları öngörülmüştür. TMK m. 133’te öngörülen hükümde ise evlenme hakkı açısından genellik ilkesine gerek kamu gerekse kişi menfaatleri açısından istisna getirilmiştir.

OLAY III: Dayısının vesayeti altındaki 16 yaşındaki Hasan, okula giderken bir dükkân vitrininde gördüğü laptopu çok beğenir ve satın alır. Dükkân sahibi Ayhan, Hasan’ı çok sevmiştir. Kendisine laptopun yanında bir kulaklık hediye eder. Hasan’ın dayısı Niyazi, Hasan’a miras kalan nakit paranın bir kısmını kendi oğluna bisiklet alması için verir.

Soru 1: Hasan’ın fiil ehliyet grupları açısından hangi grupta yer aldığını gerekçeli olarak belirtiniz:

Hukukumuzda fiil ehliyetleri açısından dört grup öngörülmüştür. Bunlar; tam ehliyetli, tam ehliyetsiz, sınırlı ehliyetsiz, sınırlı ehliyetli’dir.

TMK m. 10’a göre, “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır”. İlgili hükme göre tam ehliyetli olmanın üç şartı vardır: Birincisi ve en önemlisi, ayırt etme gücüne haiz olmak; ikincisi, ergin yani 18 yaşını doldurmuş olmak; üçüncüsü de kısıtlı olmamaktır. Bu şartlardan ikisi müspet (olumlu) biri menfi (olumsuz) şarttır. Yani bir kişinin tam fiil ehliyetli kabul edilebilmesi için ilk iki şartın varlığı aranıp üçüncü şartın olmaması gerekir.

Olayımızda Hasan 16 yaşında henüz ergin olmayan bir kişidir. Ayrıca okula gitmesinden normal şartlar altında ayırt etme gücüne haiz olduğu anlaşılmaktadır. Eğer aksi bir durum olsaydı olayda belirtilirdi. Ayrıca olayda herhangi bir kısıtlamadan bahsedilmemiştir. Zaten kısıtlama ergin kişiler için söz konusudur. Dolayısıyla Hasan, ayırt etme gücüne haiz, kısıtlı olmayan ancak henüz 18 yaşını doldurmadığından ergin olmayan bir kişidir. Bu nedenle Hasan, sınırlı ehliyetsizdir. Sınırlı ehliyetsizlerin; ehliyetsizliği esas, ehliyetliliği istisnadır. Başka bir deyişle bunların ehliyetsizliği sınırlandırılmış ve kanunda öngörülen istisnai işlemleri yapmaları hukuken mümkün kabul edilmiştir.

TMK m. 16’da sınırlı ehliyetsizler kategorisinin genel çerçevesi çizilmiştir. İlgili hükme göre sınırlı Hasan ayırt etme gücüne haiz bir küçüktür, dolayısıyla bu madde kapsamına dâhil olan bir ehliyetsizdir.

Soru 2: Hasan ile Ayhan arasında gerçekleşen olayı hukuki olarak tasnif edip bu olayın hukuki geçerliliğinin olup olmadığını çeşitli ihtimalleri göz önünde bulundurarak değerlendiriniz: 

Hasan ile Ayhan arasında bir satış sözleşmesi söz konusudur. Sözleşmeler, hukuki işlem niteliğindedir. Ayrıca satış işlemi her iki tarafa borç yükleyen nitelikte bir hukuki işlemdir. Dolayısıyla bu işlem kapsamında hem Ayhan hem de Hasan borç altına girmektedir.

Bir önceki soruda Hasan’ın TMK m. 16 kapsamında bir sınırlı ehliyetsiz olduğunu belirtmiştik. İlgili hükme göre, “ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler”. Hasan’ın bu soru kapsamında yaptığı işlem bir borçlandırıcı (borç altına sokucu) bir işlemdir. Dolayısıyla Hasan’ın yasal temsilcisi olan (vasi dayısının) rızası olmaksızın bu işlemi yapması hukuken geçerli değildir.

Yasal temsilcinin rızası işlemden önce izin veya işlem sırasında işleme katılarak yahut işlemden sonra onam şeklinde olabilir. Somut olayımızda işlemden önce bir rıza veya işlem sırasında yasal temsilcinin işleme katılması söz konusu değildir. Son bir ihtimal yasal temsilcinin işlemi sonradan onaylamasıdır. Bu sebeple işlem askıda hükümsüz kabul edilir. Eğer yasal temsilci makul bir süre içerisinde işlemi onaylarsa işlem geçerli hale gelir. Aksi halde işlem geçersizdir.

Soru 3: Ayhan’ın Hasan’a kulaklık hediye etmesi olayını hukuken tasnif edip bu olayın hukuki geçerliliğinin olup olmadığını değerlendiriniz:

Burada bir bağışlama sözleşmesi mevcuttur. Bağışlama sözleşmesi bir hukuki işlemdir. Taraf iradelerinin ortak bir hukuki sonuç doğurmak için karşılıklı olarak birleşmesinden meydana gelir. Bağış sözleşmesi karşılıksız bir kazandırma olduğu için TMK m. 16 anlamında bir istisna teşkil etmektedir. Dolayısıyla sınırlı ehliyetsizi borç altına sokmayan bu tür işlemler açısından yasal temsilcinin rızası olmaksızın sınırlı ehliyetsiz işlemi gerçekleştirmesi hukuken geçerlidir.

Soru 4: Niyazi’nin, Hasan’ın parasının bir miktarını oğluna vermesi olayını hukuken tasnif edip bu olayın hukuki geçerliliğinin olup olmadığını değerlendiriniz:

Niyazi, Hasan’ın yasal temsilcidir. Kural olarak yasal temsilciler sınırlı ehliyetsizi temsilen işlem yapabilirler. Yine sınırlı ehliyetsizleri borç altına sokacak işlemler için sınırlı ehliyetsizler yasal temsilcisinden izin alması gerekir. Ancak burada Hasan’ın yasal temsilcisi olan Niyazi’nin Hasan’ın malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunduğu gözükmektedir.

Olayı analiz ettikten sonra bu olay özelinde istisnai bir hükmün bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.  TMK m. 449’a göre, “vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır”. Bu hükme göre yasal temsilci konumundaki vasi Niyazi’nin, vesayeti altındaki Hasan için bu üç yasak işlemden birini yapıp yapmadığı kontrol edilmelidir. Bu yasak işlemler; kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmaktır. Somut olay özelinde Niyazi’nin yaptığı işlemin önemli bağış olup olmadığına bakılmalıdır.

Önemli bağış, her somut olay açısından değerlendirilmelidir. Eğer bir önemli bağış yapıldığı savunuluyorsa bu işlem hukuken geçersizdir.

OLAY IV: Kendisine bir daire almak isteyen Niyazi, X müteahhit firmasının henüz inşasına yeni başladığı için uygun fiyata daire sattığı site projesinden bir daire satın almak ister. Niyazi ile X firması arasında yazılı bir taşınmaz satım sözleşmesi imzalanır. Niyazi parayı öder ve dairesinin inşa edilmesini bekler. X müteahhit firması, siteyi tamamlayınca dairelere olan talep sonucunda fiyatlar iki katına çıkar. Niyazi, dairesine geçeceği günlerin hayalini kurmaktadır. Daireden daha çok kâr elde etmek isteyen firma sahibi Nazmi, bir avukattan tavsiye alır ve Niyazi’ye kendisi ile yapılan taşınmaz satış sözleşmesinin kanunda öngörülen resmi şekil şartına uymadığını, bu sebeple de geçersiz olduğunu ileri sürerek daireyi teslim etmeyeceğini Niyazi’ye bildirir.

Soru: Olayda nasıl bir hukuki durum vardır, niteleyiniz. Ayrıca bu durumun yaptırımının ne olduğunu kısaca belirtiniz.

Cevap: Öncelikle durumu analiz edelim: Söz konusu olayda Nazmi, kanunda düzenlenen bir hakka dayanarak sözleşmenin geçersiz olduğunu ve bu sebeple sözleşme konusu taşınmazı (daireyi) teslim etmeyeceğini Niyazi’ye bildirir.  Aslında Nazmi, kanunda öngörülen bir hakkı kullanmak istemektedir. Ancak, TMK m. 2’ye göre, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzeni tarafından korunmaz”.

Somut olay incelendiğinde Nazmi, kanundan doğan hakkını kullanırken objektif iyiniyete (dürüstlük kuralına) uygun davranmamaktadır. Zira Nazmi, arsa fiyatları artana kadar sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmeyip sözleşme konusu dairenin fiyatı katlanınca bu geçersizliği ileri sürmektedir. Dolayısıyla burada bir hakkın kötüye kullanımı söz konusudur. Ayrıca kanunda söz konusu sözleşmeler için öngörülen resmi yazılı şekilin amacı, tarafları korumaktır. Burada bu amaca aykırı bir kullanım vardır.

Hakkın kötüye kullanılması durumunun yaptırımı ise bu kötüye kullanımın hukuk tarafından korunmamasıdır. Dolayısıyla her ne kadar Nazmi, kanunen böyle bu sözleşmenin şekil eksikliği sebebiyle geçersizliğini ileri sürmek hakkına sahip olsa da bu hakkı kötüye kullanma durumu söz konusu olduğu için Nazmi’nin bu talebi yerine getirilmeyecektir. 

Ayrıca ticari hayatta bu çok kullanılan bir yöntemdir. Müteahhitler dairelerin bir kısmını kredi temin etmek için nispeten uygun fiyattan önden satışa çıkarırlar. Böylece her iki taraf buradan fayda sağlamaktadır. Somut olayda Nazmi, Niyazi’den aldığı para ile kendisine bir kredi temin etmiştir. Eğer, Nazmi’nin bu kötüye kullanımı korunsaydı kişiler bu durumu karşılıksız kredi temini için kötüye kullanır ve Niyazi gibi birçok kişi bu durumdan zarar görürdü.

OLAY V: Şinasi, uzun yol seyahatinde aracın kontrolünü kaybederek yoldan çıkar ve bariyerlere çarpar. Şiddetli çarpmanın etkisiyle şuurunu kaybeden Şinasi, yaklaşık bir ay sonra uyandığında sağ ayak parmaklarından ikisinin kesilmiş olduğunu görür. Bunu görünce çok sinirlenen Şinasi, kendisini ameliyat eden Doktor Cenk’e saldırır. Cenk, kendisini savunmak için Şinasi’nin burnuna yumruk indirir. Şinasi, acıdan bayılır. Şinasi tekrar kendine geldiğinde, ailesi onu sakinleştirmeye ve durumu izah etmeye çalışır. Şinasi’ye, parmaklarının kaza sonucunda kangren olduğunu, kesilmemesi halinde ayağının kesilmesi gerekeceğinden bahsederler. Bir türlü durulmayan Şinasi, doktoru hem parmakları için hem de burnuna aldığı darbe sebebiyle dava etmeyi kafasına koymuştur. Birkaç gün sonra Şinasi’de korona tespit edilir ve kendisi karantina altına alınır. Karantina altında tutulmak istememesine rağmen zorla 14 gün boyunca yalnız bir hastane odasında tutulmaya zorlanır. Bu durum için ayrıca dava açmayı kafasına koymuştur.

Soru: Şinasi, hastaneden ayrılır ayrılmaz ilk iş olarak hukuk fakültesinde okuyan akrabası olan sizi arayıp başından geçenleri anlatmış olsaydı, söz konusu hukuki durumları nasıl tanımlar ve dava açmasını tavsiye eder miydiniz? Farklı ihtimalleri düşünerek değerlendiriniz.

Cevap: Söz konusu durumları olaydaki sıraya göre inceleyelim:

a) Şinasi’nin ayak parmaklarının kesilmesi;

Hukuk düzeni kişilerin hak ehliyeti (m. 8) ve fiil ehliyeti (m. 9 vd.) uyarınca haklara ehil olma ve borç altına girebilme ehliyeti tanımakla birlikte kişinin bu ehliyetleri insan haysiyet ve onuruna yakışır biçimde kullanabilmesi için kişiliği oluşturan esas değerleri korumayı da esas alır. Bu bağlamda kişilik değerleri, insanı insan yapan olmazsa olmaz bütün değerlerin toplamıdır (örneğin; hak ve fiil ehliyeti, fiziki ve manevi varlıklar (vücut bütünlüğü, sağlık, isim, resim, ses, onur, haysiyet, mahremiyet gibi değerler)). Söz konusu kişilik değerlerini ifade eden kişilik hakkı kavramı doğrudan kanunda tanımlanmamış, bu tanımlama öğretiye bırakılmıştır. Ayrıca kişilik değerleri “numerus clasus” (belirli sayı ve tipte olma) ilkesine tabi değildir, zira kanunda bu anlamda bir sınırlama mevcut değildir.

TMK m. 24’e göre, “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir”. Dolayısıyla kişilik hakkı kapsamına dahil edilebilen her türlü değere yapılacak hukuka aykırı saldırı ve müdahale durumunda kişilik hakkı zarar gören veya zarar görme tehlikesi altında olan kişi, korunma talebinde bulunabilir.

İlgili hükme göre, korunma talep edilebilmesi için öncelikle kişilik hakkına bir saldırı veya saldırı tehlikesi mevcut olmalı, bunun yanında bu saldırı (müdahale) hukuka aykırı olmalıdır. Somut olayda, Şinasi’nin kişilik hakkına dahil olan vücut bütünlüğü değerine bir müdahale (parmaklarının kesilmesi) söz konusudur. İlk şart olayda gerçekleşmiştir. O zaman diğer şartı incelememiz gerekir. Dolayısıyla Şinasi’ye yapılan bu müdahale hukuka aykırı olmalıdır. Hukuka aykırılık durumunun neye göre belirleneceği ise aynı maddenin 2. Fıkrasında belirtilmiştir.

TMK m. 24/2’ye göre, “Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır”. İlgili hükümde kişilik hakkına müdahaleyi hukuka aykırılıktan çıkaran (hukuka uygun hale getiren) sebepler belirtilmiştir. Bir somut vakıa açısından her ne kadar kişilik hakkına bir saldırı/müdahale söz konusu olsa da eğer bu hukuka uygunluk sebepleri mevcut ise orada hukuka aykırılıktan bahsedilemez. Zira söz konusu eylemi (müdahale/saldırı) hukuka aykırılıktan çıkarıp hukuka uygun hale getiren bir sebep mevcuttur.

Eğer bir olayda bu hukuka uygunluk sebeplerinden biri mevcut değilse o zaman hukuka aykırı bir saldırı olduğu kabul edilir ve TMK m. 25’te öngörülen davalar açılabilir. Somut olayımızda Şinasi’nin parmakları kesilmiştir. Bu eylem esasen hukuka aykırıdır. Peki, olayda hukuka uygunluk sebeplerinden biri var mıdır? Evet, vardır. Burada Şinasi’nin daha üstün nitelikteki üstün yararı söz konusudur. Zira, eğer Şinasi’nin parmakları kesilmeseydi, ayağı kesilmesi gibi vahim sonuçlar doğabilirdi. Dolayısıyla bu vahim sonucun doğmasındansa parmağın kesilmesi Şinasi’nin yararınadır.

Dolayısıyla Doktor Cenk’in, Şinasi’nin parmağını kesmesi eylemi hukuka uygun bir davranıştır. Genellikle böyle durumlarda kullanılan dava açılamaz ifadesi doğru bir ifade olmaz. Herkesin dava açma hürriyeti mevcuttur. Ancak dava açılabilmesi, o davadan sonuç alınabileceği anlamına gelmemektedir. Bu açıdan Şinasi, Cenk’e dava açılmamalıdır. Açılsa bile Cenk, hukuka uygunluk sebebinin bulunduğunu ileri sürerek davayı düşürebilir. Dava düşerse bütün masraflar Şinasi üzerinde kalır.

-Olayda hukuka uygunluk sebeplerinden birinin olmadığı ihtimali değerlendirelim:

Eğer, somut olayda yukarıda bahsettiğimiz üstün nitelikte özel yarar söz konusu olmasaydı. Cenk’in fiili, Şinasi’nin kişilik hakkına hukuka aykırı olarak bir saldırı (müdahale) olarak kabul edilecektir. Dolayısıyla bu durumda, kişilik hakkı zarar gören Şinasi, TMK m. 25’te öngörülen dava haklarından şartları somut olay açısından mevcut olanları açabilme imkânına sahip olacaktır.  

TMK m. 25’te esas itibariyle altı farklı dava öngörülmüştür. Bunlar; saldırıya son verilmesi, saldırı tehlikesinin önlenmesi, saldırının hukuka aykırılığının tespiti ile maddi, manevi ve saldırıdan elde edilen kazancın verilmesi davalarıdır. İsimlerini belirttiğimiz bu davalardan ilk üçü saldırının niteliği ile alakalıdır. Diğer üç dava ise saldırı sonucu ortaya çıkan zararın giderilmesi ve bu saldırıya dayanarak elde edilen haksız kazancın iadesine ilişkindir.

Eğer saldırı devam etmekteyse saldırıya son verilmesi davası (durdurma davası), eğer henüz bir saldırı olmayıp ancak ciddi ve yakın bir saldırı tehlikesi mevcut ise saldırı tehlikesinin önlenmesi (önleme davası) ve saldırı sona ermiş ancak etkileri halen devam ediyorsa saldırının hukuka aykırılığının tespiti davası (tespit davası) açılabilir. Söz konusu tespit davası, genel nitelikteki tespit davasının kişilik hakları açısından özel bir görünüm şeklidir. Bu dava genellikle basın, yayın yoluyla yapılan kişilik ihlallerinde etkisi devam eden haberleri için işletilmektedir. Ayrıca bu dava, TMK m. 25/2’de belirtilen talepleri ileri sürebilmek için açılmaktadır.

Somut olay açısından Şinasi’ye gerçekleşmiş ve bitmiş bir saldırı söz konusudur. Dolayısıyla, bu üç davayı açması açısından bir hukuki yarar yoktur. Şinasi TMK m. 25/3’te belirtilen maddi ve manevi tazminat davalarını açması daha yerinde olur. Zira parmaklarının kesilmesi sebebiyle hem maddi (vücut bütünlüğünün bozulması) hem de manevi zarar (psikolojik, ruhi sıkıntı, elem vs.) görmüştür. Şinasi’nin uğramış olduğu hukuka aykırı fiilden Cenk’in bir kazanç elde etmesi söz konusu olmadığı için TMK m. 25/3’te belirtilen elde edilen kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre geri istenmesi talebinde bulunulmamalıdır. Zira böyle bir talepte bulunulursa bu talep konusuz kalacaktır.

b) Cenk’in, Şinasi’ye yumruk atması;

İlk ihtimali çok detaylı incelediğimiz ve orada işin mantığını aşama aşama ayrıntılı incelediğimiz için bu soruyu daha öz cevaplayalım:

TMK m. 24 gereğince, hiç kimse bir başkasının kişiliğine hukuka aykırı olarak müdahalede bulunamaz. Burada Cenk, Şinasi’nin vücut bütünlüğünü ihlal etmiş ve yumruk atmıştır. Ancak burada değerlendirme yaparken olayın öncesi ve sonrası bir bütün halde değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Cenk, Şinasi’ye durup dururken mi yumruk atmıştır? Hayır. Cenk, Şinasi’nin kendi üzerine saldırması üzerine Şinasi’yi durdurmak ve kendini savunmak amacıyla yumruk atmıştır. Bu durumda Cenk’in fiilinin hukuka aykırı olup olmadığını tespit etmek için TMK m. 24’te ve diğer özel hükümlerde (Örneğin, TBK m. 64) belirtilen hukuka uygunluk sebeplerinin bulunup bulunmadığı irdelenmelidir.

Somut olay açısından TBK m. 24’te belirtilen hukuka uygunluk sebepleri mevcut değildir. Cenk’in fiilin hukuka aykırı olduğuna hükmedebilmek için sadece TMK m. 24’te belirtilen sebepleri irdelememiz yetmez diğer hukuka uygunluk sebepleri de göz önüne alınıp değerlendirilmelidir. Zira TMK m. 5’te belirtilen gönderme bunu gerektirir. O zaman hukuka aykırılığa kesin olarak hükmedebilmemiz için diğer hükümleri de tüketmemiz gerekir. Öncelikle TBK m. 64’e bakalım. TBK m. 64/1’e göre, “haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına ve mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz”. Söz konusu hükümde meşru müdafaa (haklı savunma) hali bir hukuka uygunluk sebebi olarak öngörülmüştür. Ancak her savunma, haklı savunma değildir. Kanunda belirtilmese de haklı savunmanın sınırları ve şartları öğreti tarafından yorumlanmıştır.

Bir olayda haklı savunmanın söz konusu olması için:

1) haklı savunmada bulunan kişinin veya üçüncü kişinin şahsına veya malına bir saldırı başlamış ve ya başlamak üzere olmalıdır,

2) savunma, saldırı esnasında gerçekleşmiş olmalıdır,

Dolayısıyla bitmiş bir saldırı veya ciddi olmayan bir saldırı tehlikesine karşı haklı savunmada bulunulamaz

3) Saldırı haksız olmalıdır, (Örneğin, bir memurun görevini icra sırasındaki kanuni sınırları aşmayan müdahalesine karşı haklı savunmada bulunulamaz)

4) savunma, saldırıda bulunan şahsa karşı olmalıdır,

5) savunma, orantılı olmalıdır, (Örneğin, kendisine yumrukla saldıran bir kişiye karşı silah çekmek, haklı savunma sınırını aşmaktır).

Bu şartlar somut olay açısından gerçekleşmiştir. Böylece, Cenk’in (normal şartlar altında) esasen hukuka aykırı olan eylemi, TBK m. 64 sebebiyle hukuka uygun bir fiil haline gelmiştir.

-Cenk’in fiilinin hukuka uygun olmaması ihtimali açısından Şinasi’nin açabileceği davaları yukarıdaki soruyu örnek alarak pekâlâ siz yapabilirsiniz.

c) Cenk’in korona sebebiyle karantina altına alınması;

Yukarıdaki detaylı izahlara binaen burada kısa bir değerlendirme yapalım:

Kural olarak bir kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak hem Ceza Hukuk hem de Medeni Hukuk m. 24 ve diğer ilgili maddeler açısından hukuka aykırılık teşkil eder. Ve bunların her hukuk dalı açısından farklı yaptırımları söz konusudur. Ancak olayda bu hükümlere müracaat edebilmek için ayrıca somut vakıa açısından bir hukuka uygunluk sebebi bulunup bulunmadığını kontrol etmemiz gerekir.

Öncelikle TMK m. 24/2’ye bakılmalı, eğer burada yoksa diğer ilgili hükümler kontrol edilmeli ve sonuca varılmalıdır. TMK m. 24/2 incelendiğinde, somut vakıa açısından üstün nitelikteki kamu yararı göze çarpmaktadır. Bir salgın hastalığın topluma yayılmazı ve diğer fertlerin sağlığını ve toplum hayatını korumak amacıyla hastalığa yakalananların tedbir amaçlı ve işin uzmanlarının belirttiği ilkeler kapsamında karantina altında tutulması halinde bir hukuka aykırılık ortaya çıkmayacaktır. Ancak yine makul ölçüyü aşan tedbir ve karantina süresi ortaya çıktığı andan itibaren hukuka uygunluk ortadan kalkabilir. Ancak somut olayda buna ilişkin bir veri verilmediği için bu karantina eyleminin bu haliyle hukuka uygun olduğu belirtmekte sakınca yoktur.

Faydalı olması temennisiyle…

NOT1: Bu pratik çalışma şahsıma ait orijinal bir çalışma olup izinsiz ve atıfsız (linksiz) paylaşılması FSEK uyarınca yasaktır.

NOT2: Pratik çalışmaya ilişkin sorularınızı veya anlayamadığınız kısımları yorumda belirtirseniz, uygun bir vakitte size dönüş yapmaya gayret edeceğim.

Fiil ehliyet grupları hakkında kısa bir video;

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, TEMEL KAVRAMLAR ve KİŞİLER HUKUKU PRATİK ÇALIŞMA (1) bu konu hakkında destek alabilirsiniz...