Pratik Çalışma

TEMEL KAVRAMLAR – HAK TÜRLERİ PRATİK ÇALIŞMASI

Hak Türleri Pratiği
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Aşağıda belirtilen olaylarda bahsi geçen hakları tespit ederek bu hakların özelliklerini ve birbirlerinden farklarını kısaca belirtiniz:

1- A, B ile B’nin, X arsası üzerinde bulunan 1/3 oranındaki payını 250.000 TL karşılığında satın almak üzere anlaşmıştır. Olayda hangi haklar mevcuttur. Bu hakları tespit ederek özelliklerini ve birbirlerinden farklarını kısaca belirtiniz:

            B’nin, X arsası üzerinde bulunan 1/3 oranındaki payı bir paylı mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı, para ile değeri ölçülebilen bir diğer deyişle malvarlığı hakkıdır. Bu hak türünün esasen iki çeşidi mevcuttur. Bunlar; Bireysel (tek başına) mülkiyet ile birlikte mülkiyettir. Birlikte mülkiyetin ise iki türü mevcuttur. Bunlar; paylı mülkiyet ile elbirliği mülkiyettir. Paylı mülkiyet, birden fazla kişinin bir eşyaya payları oranınca malik olmalarıdır. Burada eşya üzerinde hukuki olarak bir bölünme söz konusu olmaksızın paylar oranında bir sahiplik söz konusudur. Elbirliği mülkiyette ise bir eşyanın bütün zerresine birden fazla kişinin aynı anda ve birlikte sahip olması söz konusudur. Elbirliği mülkiyet hukukumuzda istisnai bir durum olup ancak kanunda öngörülen hallerde söz konusu olacaktır (miras ortaklığı ve eşler arasındaki mal ortaklığı). B’nin bu hakkı malvarlığı hakkı olmasının yanında ayrıca bağımsız bir hak olduğu için başkasına devredilebilir. Eğer bu hak örneğin B’nin şahsına özel olarak X arazisi üzerinden geçmek için tanınan bir geçit irtifakı olsaydı bu durumda B bu hakkı başkasına devretmesi hukuken geçersiz olacaktı. Ancak olayda böyle bir durum söz konusu olmadığı için B bu hakkını A’ya devredebilir.

            A’nın, B’den devralacağı paylı mülkiyet hakkı karşılığında ödemeyi taahhüt ettiği 250.000 TL bir alacak hakkıdır. Alacak hakkı; bir kimseye bir başkasından bir edimi yerine getirmesini yani bir şey vermesini, yapmasını veya yapmamasını (bir davranıştan kaçınmasını veya bir duruma katlanmasını) isteme yetkisi sağlayan haklardır. Alacak hakkı denince akla öncelikle para alacağı gelmekte ise de alacak hakkı bundan çok daha geniş bir kavramdır. Alacak hakkının doğmasına neden olan birçok hukuki sebep (haksız fiil, hukuki işlem, vekaletsiz iş görme vs.) mevcuttur. Bunların en yaygını hukuki işlemler ve hukuki işlemlerin en yaygını da sözleşmelerdir. Olayımızda bu sözleşmenin tipik örneği olan (taşınmaz) satış sözleşmesi yapılmıştır. A ile B aralarında yaptıkları bu sözleşme ile birbirlerine karşı bir borç ilişkisi içerisine girmişlerdir. Borç ilişkileri taraflara bazı hak ve yetkiler verir. Ancak borç ilişkisinin özelliği gereği bu ilişkiden doğan borç ve yetkiler kural olarak ancak birbirlerine karşı ileri sürülebilir. Yani iki kişi aralarında yaptıkları bir sözleşme ile kural olarak ancak birbirlerine karşı borçlanır ve hak dava edebilirler. İşte borç ilişkilerinden doğan alacak hakları da ancak ilişkinin diğer tarafına karşı ileri sürülebilir. Bu da alacak haklarının nisbi hak niteliğini ifade etmektedir. Dolayısıyla A’nın bu sözleşmeden doğan 250.000 Tl’yi ödeme borcunu ancak B, A’dan talep edebilir. A ise bu bedel karşılığında B’den paylı mülkiyet hakkını kendisine devretme borcunu yerine getirmesini talep edebilir. Ancak 3. Kişiler kural olarak bunu talep edemez.

            2- B, paylı mülkiyet hakkını A’ya devretmeden, kendisine A’dan daha yüksek fiyat teklif eden C ile anlaşır ve tapuda devir işlemi yapılır. Bunu duyan A, C’ye bu hakkın kendisine ait olduğunu, B ile anlaşma yaptıklarını belirterek B’nin tarla üzerinde fiilen ekip biçtiği kısmı işgal eder. A, söyleminde hukuken haklı mıdır? C’ye ne yapmasını önerirsiniz? Söz konusu hakların özelliklerini göz önüne alarak kısaca cevaplayınız:

            B, A ile aralarındaki sözleşmeyi göz ardı ederek hakkını C’ye devretmiştir. B’nin A ile aralarında yaptığı sözleşmeden doğan borç ilişkisi ancak A ile B arasında sonuç doğurur. B ile C arasındaki sözleşme ise B ile C arasında sonuç doğurur. B, A’ya bu sözleşme ile mülkiyet hakkını devretmeyi taahhüt etmiştir (alacak hakkı). Bunun yerine getirmeyip C’ye devretmiştir. Dolayısıyla bu taahhüdünü yerine getirmesini A, B’den talep etmelidir; C’ye karşı bu sözleşmeyi ileri sürme hakkı yoktur. Zira borç ilişkilerinden doğan alacak hakları nisbi niteliktedir yoksa mutlak nitelikte değildir. Dolayısıyla bu sözleşmeye dahli olmayan belki de bu sözleşmenin varlığından haberdar olmayan C’yi bundan sorumlu tutmak hem hakkaniyete hem de toplum düzenine aykırı olur. Ticari ve sosyal hayatı felç eder. Ancak eğer C sırf A’ya zarar vermek amacıyla böyle bir işlem yapmış ise (MK 2 ve BK 49/2) gereği haksız fiilden dava durumu istisnai bir olasılıktır. Eğer B, mülkiyet hakkını tapuda A’ya devretmiş olup da C’ye hakkı satma taahhüdünde bulunsa idi bu sefer A hakkın sahibi olup C, A’nın düştüğü konuma düşecekti. Zira borçlandırıcı işlem açısından bu mümkündür, bir kişi maliki olmadığı bir eşyayı borçlandırıcı işleme konu edebilir. Bu durumda da C, B’ye karşı bir talepte bulunamayacak ve kendisini bu duruma sokan B’ye karşı talep ve davada bulunabilecektir.

            A’nın, B’nin fiilen kullandığı ve artık C’ye devredilmiş olan kısmı işgal etmesi halinde burada C’nin mülkiyet hakkına bir tecavüz söz konusudur. Mülkiyet hakkı, mutlak bir hak olduğundan herkes tarafından zarar görmeye açık durumda olduğundan herkese karşı da hak sahibi hukuken korunmaktadır. Dolayısıyla bu sözleşme sonucu hakkı devralan C, bu hakkına tecavüzde bulunan A’ya karşı veya herhangi bir üçüncü kişiye karşı mülkiyet hakkını korumak için hukukun izin verdiği yollara başvurabilir. Örneğin; kuvvet kullanma, zilyetlik davaları, müdahalenin meni, istihkak davası gibi…

            3- C, işgalci konumundaki A’yı silahla vurarak arsa üzerindeki işgaline son verir. C’nin böyle bir hakkı var mıdır? A’nın bir hakkı var mıdır?

            C, söz konusu arsa üzerinde mülkiyet hakkına sahiptir. A, söz konusu arayı kullanmasına sebep olacak herhangi bir hukuki hakkı (örneğin, kira sözleşmesi) olmaksızın arsanın ilgili kısmını işgal etmiştir. Mülkiyet hakkı, mutlak bir haktır ve sahibine, herkese karşı bu hakkı koruyabilme imkânı hukuken sunulmaktadır. Dolayısıyla C, hukuki sınırlar içerisinde hakkını koruyabilir (eşya hukukunda detaylı olarak anlatılacaktır). Ancak C, hukuki sınırları aşarak A’yı vurmuştur. Mülkiyet hakkı, kişiye bir başkasını vurma hakkı tanımaz.

            C, A’yı vurarak onun şahısvarlığı/kişilik hakkına zarar vermiştir. Şahısvarlığı hakları da mülkiyet hakkı gibi mutlak nitelikte olup herkesin zarar verebileceği durumda olduğundan hukuken herkese karşı korunmaktadır. Dolayısıyla C’nin hukuki sınırları aşarak A’nın kişilik haklarına zarar vermesi sonucunda A gerek kamu hukukundan doğan ceza davası gerekse özel hukuktan doğan tazminat davalarını açabilir.

            4- Eğer B hakkını C’ye satmayıp A’nın kendisini kandırması sonucunda payını ederinin çok altında almaya çalıştığını ileri sürerek sözleşmeyi iptal ettiğini A’ya bildirseydi burada hangi hak söz olacaktı?

            Sözleşmenin bir borç ilişkisi doğurduğunu yukarıda belirtmiştir. Bir borç ilişkisi taraflara esas borç ve alacak dışında başka yan edimler ve yükümler de doğurabilir. Ancak bunlar her borç ilişkisinde doğacak diye bir zorunluluk yoktur. Kanunda öngörülen şartlar mevcutsa tarafların birbirine karşı ileri sürebileceği haklar da ortaya çıkmaktadır. Bu hakları kullanıp kullanmama kişinin iradesindedir. Olayımızda hile hukuki sebebine dayanarak B, sözleşmeyi iptal hakkını kullanmak istemektedir. Hile kurumu borçlar hukukunda düzenlenmiş bir iptal sebebidir. İptal hakkı, yenilik doğuran haktır.

Hak türleri açısından yapılan bir diğer ayrım ise kullanılmasının etkisi bakımından hak ayrımıdır. Bu ayrıma göre haklar; Alelâde haklar ile yenilik doğuran haklardır. Alelade haklar, yeni bir hukuki durum ortaya çıkarmazlar. Örneğin bir borç ilişkisinden doğan alacak hakkı, sadece hak konusunun edimin yerine getirilmesini talep etme yetkisi verir. Ancak yenilik doğuran haklar yeni bir hukuki durum ortaya çıkarırlar. Bu ortaya çıkma yeni bir hukuki ilişki kurma, mevcut bir hukuki ilişkiyi değiştirme veya sona erdirme şeklinde olabilmektedir. Yöneldikleri sonuçlara göre de yenilik doğuran haklar; kurucu, değiştirici ve bozucu haklar olarak üç ana gruba ayrılırlar. Olayımızda söz konusu iptal hakkı, mevcut bir sözleşmeyi ortadan kaldırmaya yönelik olduğunda bozucu nitelikte yenilik doğuran haktır.

            5- Eğer A ile B arasında yapılan sözleşme bir önalım sözleşmesi olsa idi ve bu tapuya şerh edilseydi nasıl bir hak durumu ortaya çıkacaktı?

            Yukarıda da belirttiğimiz üzere sözleşmeden doğan haklar genellikle alacak haklarıdır. Alacak hakları ileri sürülebildikleri çevre açısından nisbi grubundadır. Nisbi hak grubu ise iki ayrı alt gruba ayrılmaktadır. Bunlar; alelade nisbi haklar ve etkisi kuvvetlendirilmiş nisbi haklardır. Alelade nisbi haklar, ancak belirli bir kişiye veya kişilere karşı ileri sürülebilen, daha geniş bir kitleye karşı kullanılma imkânı olmayan, sıradan nisbi haklardır. Örneğin, bir satım sözleşmesinden doğan talep hakları B’nin bedel (semen) isteme hakkı ile A’nın mülkiyetin kendisine devredilmesini isteme hakkı sadece birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri alelade nisbi haktır. Ancak bu sözleşmenin tapuya şerh edilmesi ile birlikte A’nın mülkiyetin kendisine devredilmesini sadece B’den değil, B’nin satış yaptığı herhangi bir üçüncü kişiden de bunu isteyebilecektir. Dolayısıyla kanunda şerh edilmesine izin verilen bir alelade nisbi hak, şerh ile birlikte söz konusu hakkı devralabilecek herhangi bir üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir hale gelecektir. Yani söz konusu alelade nisbi hak (önalım hakkı) şerh ile birlikte etkisi kuvvetlendirilmiş (güçlendirilmiş) nisbi hak olur.

NOT1: Bu pratik çalışma şahsıma ait orijinal bir çalışma olup izinsiz ve atıfsız (linksiz) paylaşılması FSEK uyarınca yasaktır.

NOT2: Pratik çalışmaya ilişkin sorularınızı veya anlayamadığınız kısımları yorumda belirtirseniz, uygun bir vakitte size dönüş yapmaya gayret edeceğim.

Gerek mesleki olay analiz kabiliyetini gerekse sınav çözme becerinizi geliştirmek adına bu videolar size yardımcı olabilir:

Tümdengelim yöntemi;

Tümevarım yöntemi;

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, TEMEL KAVRAMLAR – HAK TÜRLERİ PRATİK ÇALIŞMASI bu konu hakkında destek alabilirsiniz...