Ders Notu

TK 2 – DÜNYADA MEDENİ HUKUK SİSTEMLERİ

DÜNYADA MEDENİ HUKUK SİSTEMLERİ
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Medeni Hukukun düzenleniş tarzı açısından dünyada birçok farklı sistem vardır. Bu sistemlerden bazıları birçok ülkenin hukuk sistemini etkilemesi açısından önem arz eder. Bunları kısaca inceleyelim:

DÜNYADA MEDENİ HUKUK SİSTEMLERİ[1]

Medeni Hukukun düzenleniş tarzı açısından dünyada birçok farklı sistem vardır. Bu sistemlerden bazıları birçok ülkenin hukuk sistemini etkilemesi açısından önem arz eder. Bunları kısaca inceleyelim:

I) ROMA-CERMEN (KITA AVRUPASI) HUKUK SİSTEMİ

Roma ve Cermen Hukuk sistemlerinden etkilenen birçok ülke hukuku mevcuttur. Bunlardan başlıcaları İtalya, Fransa, Almanya, İsviçre’dir. Bu ülkeleri örnek alarak kendi kanunlarını düzenleyen birçok ülke mevcuttur. Ayrıca bu ülkelerin sömürgelerine kendi hukuklarını dayatmaları da bu etkide büyük rol oynamıştır. Örneğin; İsviçre Medenî Kanununu büyük ölçüde iktisap eden Türkiye bunlardan biridir.

—Roma Hukuku, özel hukuk alanını ileri derece işleyip geliştirmiş ve bu birikimi gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Bizans İmparatoru Justinianus’un emriyle M.S. VI. Yüzyılda “Corpus Juris Civilis” (Medeni Hukuk Külliyatı) derlenmiştir. Bu kaynak, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından yedi asır sonra XII. Yüzyılda Bolonya Üniversitesi tarafından incelenmiş ve öğretim konusu yapılmıştır. Böylece burada eğitim alanlar bu kaynaktan etkilenmiş ve kaynağı kendi ülkelerine aktarmıştır. Hatta bazı ülkelerde doğrudan bu kurallar uygulama yeri bulmuştur.

—Roma Hukuku’nun bu tarz doğrudan aktarılmasına İtalya, İspanya, Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde rastlanmaktadır. Ancak asıl aktarımı yapan Cermenler[2]dir. Roma Hukuku, Cermenlerin hukuk hayatında o etkili hale geldi ki, XV. ve XVI. Yüzyıllarda Almanya’da yürürlükteki hukuk halini aldı.

Ortaçağ Almanya’sında eski Cermen âdetleri uygulanmakla birlikte, ortak bir hukuki esas mevcut değildi. Bir şehre, bir köye hatta bir malikaneye has kurallar bulunmaktaydı. İşte bu dağınık hukuk ortamının keşmekeş ve zorluklarına karşı Roma Hukuku bir çözüm olarak “Müşterek Hukuk” (gemeines Recht) olarak kabul edilmiştir. Böylece yerel hukuk kuralları ile çözülemeyen meselelerde müşterek hukuk kuralları uygulanmaya başlandı. Müşterek Hukuka, Corpus Juris Civilis’in en önemli kısmının adı olan “Pandekt Hukuku” denilmeye başlandı.

Alman Medenî Kanunu 1 Ocak 1900 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte Almanya’da yeni bir düzene geçilmiştir. Fakat bu kanunun hükümlerinin bir kısmında Pandekt Hukukunun bir kısmında ise Cermen âdetlerinin (mahalli hukuk) etkisi devam etmektedir. Günümüzde birçok devlet kanunlaştırma hareketlerinde, Alman Hukukunu dikkate almaktadır.

—Roma Hukuku, Alman Hukukundaki kadar olmasa da Fransız Hukukunda da gerek bilimsel incelemelerde gerekse uygulamada etkili olmuştur. Fransız Hukukunu ayrıca Cermen Hukukuna dayanan kurallar da etkilemiştir. Bunun yanında Napolyon tarafından hazırlatılıp 1804 tarihinde yürürlüğe giren “Code Napoléon; Code civil des Français” isimli Fransız Medeni Kanunu’nda İslam Hukuku etkili olmuştur[3]. Zira Napolyon, Mısır işgali esnasında buradaki İslami metinlerden etkilenmiştir.

Fransa, büyük Fransız devriminden önce, eski hukuk (ancien droit) ismi verilen dönemde kuzey ve güney olmak üzere iki büyük hukuk bölgesine ayrılmış durumdadır. Kuzey bölgesinde, mahallî örf ve adet hukuku (pays de droit coutumier) uygulanıyordu. Bu hukukun bir kısmında, kuzey bölgenin Cermenler ile sınır olması sebebiyle Cermen Hukukunun etkisi vardır. Güney bölgesi ise Roma Hukuku kurallarının etkili olduğu yazılı hukuk bölgesi (pays de droit ecrit)’ dir. Ayrıca güney bölgede örf ve âdet hukuku kısmen rol oynamakta ve kuzeyde başvurulacak örf ve adet kuralı bulunmadığı halde Roma Hukukuna başvurulmaktaydı.

Nihayet, 1789 tarihli Fransız devriminin akabinde hazırlanan 1804 tarihli Fransız Medeni Kanunu’nun birçok hükmünde Roma Hukuku ve İslam Hukuku’nun etkisi mevcuttur[4]. Fransız Hukuku bu yeni haliyle birçok devlet tarafından örnek alınmış ve alınmaya devam etmektedir.

—İsviçre, başta dışa kapalı jeopolitik konumu ve çeşitli dilleri konuşan küçük kolonilerden oluşması ve halkının kendi geleneklerine aşırı bağlılıkları ve mizaçları sebebiyle Almanya ve Fransa’nın aksine XIX. Yüzyıla kadar Roma Hukukundan ciddi anlamda etkilenmemiştir.

XIX. yüzyılda, diğer ülkelerde başlayan kanunlaştırma (kodifiye) hareketi İsviçre’de de etkili olmuştur. 10 Aralık 1907’de kabul edilen Medenî Kanun ve 30 Mart 1911’de kabul edilen Borçlar Kanununda; Alman, Fransız ve Avusturya Medenî Kanunlarının etkisi büyüktür. Zira, İsviçre’nin ayrı kantonlarında bu üç hukuk sistemi etkiliydi. Böylece bu kantonların üstünde ortak bir kanun yapılırken mahalli hukukları birleştirici bir çalışma yapılmıştır. Nihayet Borçlar Kanununda, Roma Hukuku; Medeni Kanunda ise Cermen Hukukunun etkisi fazla olmuştur.

—Türkiye’ye gelince; Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılarak yeni ve farklı bir zihniyetle Türkiye Cumhuriyeti kurulması ile birlikte yeni devletin ideolojisine uygun bulunarak 1926 yılında Mecelle kaldırılarak yerine İsviçre örnek alınarak 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Böylece Türk Medeni Hukuk sistemi de Roma-Cermen Hukuk sistemi etkisine dahil olmuştur.

—Her ne kadar söz konusu ülkelerin hukuk sistemleri birbirine benzese de teoride aynı olan kurallar uygulamada farklılaşmaktadır. Buna sebep; her milletin kendine özgü karakteri, sosyolojisi, inancı, millet çeşitliliği, coğrafi koşulları gibi farklılaştırıcı etkilerin bulunmasıdır.

II. İSLAMÎ HUKUK SİSTEMİ

İslam Hukuku, kaynağı din olan bir hukuk sistemidir. İslami hukuk kurallarının, Kur’anda belirtilen ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatıyla gösterdiği esaslardan yola çıkarak oluşturulan bilim dalına “fıkıh ilmi” denir. Fıkıh ilminin tespit ettiği kurallar da “şeriatı” meydana getirir.

İslâm Hukuku’nu oluşturan dört esas kaynak mevcuttur. Bunlar; Kur’an, Sünnet, İcma-ı Ümmet ve Kıyastır. Kur’an-ı Kerim, İslam Hukukunun temel kaynağıdır. Allah (c.c.)’ın emir, yasak ve tavsiyeleri burada yer alır. Allah (c.c.)’ın iradesini en iyi anlayan ve yaşantısı ile onları halka öğreten olarak Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sözleri ve fiilleri ikinci esas olan sünnet ikinci esas kaynaktır. Bir açıdan Kur’an ideali, teoriyi; sünnet ise bu idealin nasıl fiiliyata dönüştürüleceğini gösterir niteliktedir. İslâm alimlerinin zamanın getirdiği yeni meselelere karşı Kur’an ve sünneti esas alarak oybirliği ile tespit ettikleri çözümler de icma-ı ümmet adı altında ikinci derecede bir kaynak niteliğindedir.

Diğer kaynaklarda olaya uygulanacak bir hüküm bulunmaması durumunda, benzer meselelere ilişkin öngörülen kurallar göz önüne alınarak yeni meseleye çözüm bulunmaya çalışılır. Buna “kıyas” veya “içtihat” denilir. Kıyas, birçok hukuk sisteminde mevcut olan bir yöntemdir.

İslami hukukunun bazı konularında öngörülen kuralların yorumunda ve boşlukların doldurulmasında ortaya çıkan fikir ayrılıkları, farklı mezheplerin doğmasına yol açmıştır. Bunlar; itikadî ve amelî mezhepler olarak iki esas grup altında şekillenmektedir. Amelî mezheplerden öne çıkan dört sünnî ve bir şiî mezhep vardır. Sünni mezhepler; Hanefî, Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezhepleridir[5].  

1926 yılında Medeni ve Borçlar Kanunlarının İsviçre’den iktisabına kadar bizim hukukumuzda da İslam Hukuku etkili olmuştur. Ancak yukarıda belirttiğimiz üzere İsviçre’de Medeni ve Borçlar Hukuku’nun oluşmasında Fransız Hukuku’nun, modern Fransız Hukuku’nun oluşmasında ise İslam Hukuku’nun etkisi olmuştur. Dolayısıyla İsviçre’den iktibas edilen bazı hüküm ve ilkelerde doğrudan olmasa da dolaylı yoldan İslam Hukuku etkisi mevcuttur.

Günümüzde İslam Hukuku, kısmen kanun hükümler kısmen de ilkeler şeklinde Arap ve Kuzey Afrika ülkeleri, Pakistan ve farklı bir yorum tarzıyla İran’da uygulanmaktadır.

III. ANGLO-SAKSON (İNGİLİZ) HUKUK SİSTEMİ[6]

Bu hukuk sisteminin özelliği Roma Hukuku etkisinden nispeten daha uzak olması ve mahkemelerin yüzyıllar boyunca süregelen kararlarından çıkarılan ilkelerin yerleşmesi ile oluşan bir hukuk düzeni olmasıdır.

İngiliz Hukukunda XX. Yüzyılda Medenî Hukuk alanının büyük bir kısmı çeşitli özel kanunlar ile düzenlenmiştir. Ancak bu düzenlemeler çoğunlukla zaten önceden var olan yargısal çözümlerin kanun metni haline getirilmesinden ibarettir. Ayrıca İngiliz Hukukunda, Kara Avrupası’nda öngörülen hukuk sistemlerinden farklı olarak Medenî Hukukun tamamını kapsayacak bir kanunlaştırma olmamıştır.

—İngiliz Hukukunun gelişim aşamaları başlıca üç devre ayrılmaktadır:

>Ortaçağın ilk dönemlerinde İngiltere’nin çeşitli bölgelerinde uygulanan birbirinden farklı ve dağınık durumdaki örf ve adet hukuku kuralları Kraliyet Mahkemelerinin uygulamaları ile bir yeknesaklık kazanmış ve bu mahkeme kararları sonucunda ortaya bir ortak hukuk (common law) çıkmıştır. Başlangıçta özgürlükçü nitelik taşıyan Common Law zamanla tutucu bir kimliğe evrilmiştir.

>Common Law’ın bu tutucu kimliği sebebiyle ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara cevap vermek, adalet ve hakkaniyet duygularını tatmin etmek üzere kralın “chancellor” unvanını taşıyan sekreterine başvurma yolu öngörülmüştür.

Chancellor’un yetkisi zamanla “Court of Chancery” adını taşıyan mahkemelere devredilmiştir. Bu mahkemeler vicdanın emrettiği şekilde bir diğer deyişle hakkaniyet (equity)’e dayanarak hüküm vererek (yeni hukuk kuralları oluşturarak) Common Law’ın örf ve adete dayanan sabit tavrını zamanın şartlarına ve adalete uygun hale getirmeye başlamıştır. Böylece uygulamada birden fazla mahkeme teşkilatı ortaya çıkmıştır.

            >1873-1875 tarihleri arasında mahkeme teşkilatındaki bu ikilik ortadan kaldırılarak Common Law ve Equity’nin yan yana uygulanmasına devam edilmiştir. Yukarıda da belirtiğimiz üzere XX. Yüzyılda kodifiye yoluna gidilerek “Statute Law” ortaya çıkmıştır. Kanunlaştırma hareketlerine rağmen İngiliz Hukuku, Common Law ve Equity Law şeklindeki ikili karakterini kaybetmemiştir.

            İngiliz Hukuku, özellikle Amerika ve Kanada Hukuk sistemlerini etkilemiştir. Ayrıca İngiltere, kendi sömürge ülkelerinde (özellikle Avusturya, Yeni Zelanda, Hindistan gibi) bu hukuku dayattığı için bu ülkelerde de İngiliz Hukuku’nun etkisi hissedilmektedir.

            IV. SOSYALİST HUKUK SİSTEMİ

            Sosyalist hukuk sisteminde Medenî Hukuk, sosyalist prensipler ışığında (örneğin, özel mülkiyetin reddedilmesi gibi) kanunlarla düzenlenmiştir. Bu açıdan (yazılı olma) İngiliz hukukundan ayrılırken kanunların temel felsefesi ve meselelere yaklaşım tarzı açısından da Kıta Avrupası ve İslamî Hukuk Sistemlerinden ayrılmaktadır.

            Sosyalist sistemde hukuk, Marksist-leninist felsefeye dayanır. Özellikle üretim araçları üzerinde şahsi mülkiyet reddedilip kollektif mülkiyet düzeni kabul edilmektedir. Diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi toplum menfaati ile bireyin menfaati arasında denge kurmak yerine birey menfaati ikinci planda tutulur. Kamu hukuku ile özel hukuk ayrımı bulunmamakta ve Medenî Hukuk, kamu hukuku içinde yer almaktadır.

            Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce bazı Avrupa ülkelerinde sosyalist hukuk sistemi hakimdi, fakat bu ülkelerde eskiden kalma Roma-Cermen etkisi de sosyalist sistemle çatışmadığı müddetçe devam etmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yıkılmadan önce bu birlikte bulunan cumhuriyetlerin her birinde ve Doğu Avrupa ülkelerinde (Polonya, Romanya, Macaristan, Çekoslavakya, Bulgaristan) sosyalist sistem hakimdi. Bugün halen bazı güney Amerika ülkeleri ile başta Kuzey Kore ve Çin ve bazı Asya ülkelerinde eski katı halinden uzak şekliyle sosyalist hukuk düzeni hüküm sürmektedir.

            DEĞERLENDİRME

            Bütün hukuk sistemleri ne kadar birbirinden uzak düşünce ve ideolojiye dayanırsa dayansın birbirinden etkilenir. Böylece hukuk sistemleri arasında geçişkenlik meydana gelir. Özellikle dünya üzerindeki iletişim ve ulaşım imkanlarının artması, küresel ticaretin yoğunlaşması ile milletlerarası hukukun önem kazanması ile birlikte dünya devletlerinin birlikte hazırladıkları anlaşmaların sayısı artmıştır. Bu anlaşmalar incelendiğinde hukuk sistemlerinin ne denli birbiri ile nasıl harmanlandığı ve dengelendiği gözlemlenecektir. Örneğin, 11 Nisan 1980 tarihli Milletlerarası Taşınır Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (CISG)’nde Kıta Avrupası Hukuk sistemi ile Anglo-Sakson Hukuk sistemi fazlasıyla iç içedir.

            Dolayısıyla, günümüzde iyi bir hukukçu olabilmek kendi hukuk sistemi ile birlikte diğer hukuk sistemleri hakkında da bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir.


[1] Bu çalışmada esasen M. Kemal Oğuzman/Nami Barlas, Medenî Hukuk (Giriş, Kaynaklar, Temel Kavramlar), Vedat Kitapçılık eserinden yararlanılmıştır.

[2] Cermenler, bugünkü AlmanyaAvusturyaBohemya ve Polonya‘nın batı bölümünü kapsayan Cermanya‘da MÖ 3. yüzyıldan 9. yüzyıla kadar yaşayan halk veya bu halktan olan kimse. Detaylı bilgi için bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/Cermenler#:~:text=Cermenler%2C%20bug%C3%BCnk%C3%BC%20Almanya%2C%20Avusturya%2C,da%20Avrupa’ya%20yol%20alm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.   

[3] Napolyon Yasaları (Fransızca: Code Napoléon; Code civil des Français) – Napolyon Bonapart‘ın hazırlattığı medeni yasa metnidir. Onun isteğiyle Fransa‘da hazırlanmış ve 1804 yılında yürürlüğe girmiştir.

Metin hazırlanırken önceki iki hukuk sistemlerinden etkilenilmiştir. Birisi Roma Hukuku, diğeri İslâm Hukuku (Fıkıh) idi.[1] Roma Hukukunda I. Justinianus‘un hazırlattığı Corpus iuris civilis metin külliyâtından ve Fıkıh’da ise Mısır’ı işgal ettiği zaman da bölgede yaygın olan Şafi Mezhebi ve özellikle metin olarak İmam Mâlik‘in Muvatta adlı kitabından etkilenmiştir ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Napolyon_Yasalar%C4%B1 ).

[4] Bakınız: Bir önceki dipnot.

[5] Mezhepler hakkında geniş bilgi almak için bakınız: https://islamansiklopedisi.org.tr/mezhep .

[6] Anglo Sakson (İngiliz) Hukuku ile Kıta Avrupası (Roma-Cermen) Hukuku arasındaki farklar konusunda detaylı bilgi için bakınız: https://ahmetfevzikibar.com/ictihadi-hukuk-anglo-sakson-hukuku-ile-yazili-hukuk-kita-avrupasi-hukuku-arasindaki-farklar/ .

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, TK 2 – DÜNYADA MEDENİ HUKUK SİSTEMLERİ bu konu hakkında destek alabilirsiniz...