Öğrenci Akademik Yazı

SOSYOLOJİK BİR BAKIŞ AÇISI İLE AYASOFYA CAMİİ’NİN İBADETE AÇILMASI

SOSYOLOJİK BİR BAKIŞ AÇISI İLE AYASOFYA CAMİİ’NİN İBADETE AÇILMASI
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Ayasofya Camii’nin tarihi çok eskidir. Güncel bir konu olması ve Türk halkını yakından ilgilendirmesi dolayısıyla büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada kısaca Ayasofya’nın tarihine değinilecek akabinde ise Ayasofya Camii’nin ibadete açılması sosyolojik bakış açısı ile ele alınacaktır.

YAZAR: Feyza BALCIOĞLU

ÖZET

Ayasofya Camii’nin tarihi çok eskidir. Güncel bir konu olması ve Türk halkını yakından ilgilendirmesi dolayısıyla büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada kısaca Ayasofya’nın tarihine değinilecek akabinde ise Ayasofya Camii’nin ibadete açılması sosyolojik bakış açısı ile ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Ayasofya, İbadethane, Ayasofya’nın İbadete Açılması, Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un Fethi.

ABSTRACT

The history of the Hagia Sophia Mosque is very old. It’s of great importance cause it is a current subject and closely related to the Turkish public. Firstly, the history of the Hagia Sophia Mosque will be briefly mentioned. After that it was examined from a sociological perspective.

Key Words: Hagia Sophia, Place of Worship, Opening Hagia Sophia for Müslim for Worship, Fatih Sultan Mehmed, The Counquest of Constantinople.

GİRİŞ

Medeniyetler şehri olarak bilinen İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından Konstantinapolis’den İstanbul’a dönüşmesi sürecinde önemi yadsınamaz şekilde büyük olan Ayasofya sadece mimarisi ile hayranlık uyandıran bir tarihi eser değildir. Ayasofya tarih boyunca pek çok medeniyeti içinde barındırmıştır. Hristiyanlar ve Müslümanlar için ayrı ayrı öneme sahiptir. Fatih Sultan Mehmet döneminde kurmuş olduğu Ayasofya-i Kebir Vakfı sayesinde İstanbul ilim, kültür, inanç ve irfan şehri haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’ne yıllarca başkentlik yapmış şehir unvanını taşıyan İstanbul’un sosyal hayatın merkezi olmasında Ayasofya’nın büyük bir yeri vardır. Sadece Fatih değil sonraki dönem padişahlarından Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman da yapılış tarihi Bizans’a dayanan birçok dine ve medeniyete kucak açmış Ayasofya’ya büyük önem vermişlerdir.

Çalışmamızın ilk bölümünde toplumumuzun üzerinde gerek ekonomik gerek kültürel, tarihi ve sosyolojik açıdan etki uyandıran kültürün tarihi eserde vücut bulmuş hali olan Ayasofya Camii’nin tarihçesi ışığında çok detaylara inmeksizin genel bilgiler aktarılacaktır.

İkinci bölümünde ise Ayasofya Camii’nin ibadete açılması sosyolojik açıdan ele alınarak en objektif şekilde aktarılacaktır.

B. AYASOFYA CAMİİ HAKKINDA GENEL AÇIKLAMALAR

Ayasofya, ilk inşa edildiğinde “Megale Ekklesia” yani Büyük Kilise olarak adlandırılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu imparatoru olan Konstantin tarafından 360 yılında yaptırılmıştır. Ayasofya Mabedi, Hıristiyanlıktaki baba, oğul, kutsal ruh anlayışındaki oğlun mistik sembolü olan “Sofia” diğer adıyla “İlahi Hikmet” adına kurulmuştur. Ayasofya kelimesi kelime anlamı itibariyle “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir. Tarihe bakıldığında birçok kiliseye Hıristiyanlar tarafından Ayasofya isminin verildiği görülmektedir.[1]

Ayasofya, dört yüz dört (404) senesinde meydana gelen büyük bir ayaklanma sonucunda hasar görmüştür. Dönemin imparatoru olan II. Theodosius tarafından tarihçilerin betimlemeleri ile ahşap bir çatısı olan ve beş nefli bir yapı olarak tamiri gerçekleştirilmiştir.[2] Bu tarihte yapılan tamirat Ayasofya’nın tarihi boyunca gerçekleştirilen en büyük tamirat olarak bilinir. Ayasofya şimdiki halini 532-537 yılları arasında I. Justinyan’ın emriyle meydana getirilen yapı ile almıştır.

Bahsi geçen yıllar arasında dinin merkezi olan yapının inşası sırasında on binlerce işçi ve ünlü matematikçi Tralles ve ünlü mühendis Bizanslı Miletus İsidor’un da imzası vardır. Yapı, beş yıl on ayda tamamlanmıştır ve tarihçiler tarafından dönemin en büyük yapısı olduğu o dönemde kayıt altına alınmıştır.[3]

Bin iki yüz dört (1204) yılına gelindiğinde ise yangın ve deprem gibi çeşitli ciddi afetlerle karşılaşan yapı defalarca tekrardan tamir edildi. 1204 yılında Haçlıların eline geçtiği için kilise Haçlılar tarafından Roma Katolik Kilisesi’ne çevrildi. 1261’e kadar bu şekilde ibadethane olarak kullanıldı. 1261’de hâkimiyet yeniden Bizans’a geçti ve kilise Ortodoks Kilisesi olarak kullanılmaya başlandı.

Tarihte Türklerin eline geçmesi, “Konstantinopolis” ifadesinden “İslambol” ifadesine ve zamanla “İstanbul” haline gelmesi Fatih Sultan Mehmet’in bin dört yüz elli üç (1453)’te şehrin fethini gerçekleştirmesi ile başlamıştır. Fatih, Ayasofya’yı kiliseden camiye çevirmiştir.[4] İstanbul’un fethi sırasında yapı, yaralı Bizans askerlerinin ve çocuklar ile kadınların sığındığı yer olarak kullanılmıştır. Fatih, camiye çevirse de bir süreliğine Ortodokslar da ibadetlerini Ayasofya’da sürdürmüşlerdir. Osmanlı döneminde Ayasofya yapı olarak birçok kez güçlendirilmiş ve yapıya mihrap ve minber eklenmiştir. Yapıda var olan çan ve haç objeleri ise kaldırılmıştır. Mozaiklerin üstü kapatılmıştır. Osmanlı dönemi boyunca birçok padişah tarafından ilaveler eklenmiş ve varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Ayasofya, 482 yıl boyunca Müslümanlar için ibadethane olarak kullanılmıştır. 1935 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine ve Bakanlar Kurulu kararı ile yapı müzeye dönüştürülmüştür.[5]

Tarih boyunca insanlar dinleri açısından önemli mekânları gezip görmek istemiştir.[6] Yıllara göre bakıldığında Ayasofya’ya gelen ziyaretçi sayısının bir hayli fazla olduğu dikkat çekmektedir. 2016 ve 2017 yıllarında ziyaretçi sayısında belirgin bir azalma olmuştur.[7] Bu azalmaların hepsi içinde yaşanılan süreç ile beraber incelendiğinde altında bir nedenin yattığı görülmektedir. Türkiye’nin kültürel bir mirası olan Ayasofya sosyal olaylardan etkilenmiştir. 2016 yılında Rus savaş uçağının düşürülmesi ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü olayları sonrası Türkiye adına yapılan algı operasyonları turistlerin Türkiye’ye gelişini ciddi oranda azaltmıştır.

2017 yılına gelindiğinde ise İstanbul’daki Reina Gece Kulübündekilerin yılbaşında bir terörist tarafından katledilmesi hadisesi turistlerin İstanbul’da bulunan Ayasofya’ya gitmeye çekinmelerine neden olmuştur. Bakıldığında sosyo-ekonomik dalgalanmalar da yıllara göre turistlerin geliş sayılarını etkilemiştir.[8]

C. SOSYOLOJİK YÖNÜ İLE AYASOFYA CAMİİ

1453’te gerçekleştirilen büyük fetihten sonra şehrin en büyük ibadethanesi olan Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet Han tarafından camiye çevrilmiştir. İlk cuma namazı da Ayasofya’da kılınmıştır. Buraya kadar ki süreci sanat tarihçisi Gülru Necipoğlu’nun Avrupa basınına anlatımını[9] da esas alarak aktarırsak “Hagia Sophia, Doğu Roma İmparatoru tarafından ele geçirildiğinde Hıristiyanlık paganizme karşı büyük bir zafer elde etti. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul fethedilince aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun nihai sembolü olan bu cami İslamiyet’in zaferinin de delilidir.” Cumhuriyet döneminde caminin müzeye dönüştürülmesi ise bazı düşünürler tarafından aslında laikliğin zaferi olarak ifade edilmiştir.[10]

Ayasofya köklü bir tarihe sahip olduğu için pek çok devletin yönetimine tanıklık etmiştir. Birçok kültür ve inancı da içinde bulundurur. İçinde barındırdığı çeşitlilikler ve köklü tarihi ile mabet sadece somut anlamda değil soyut anlamda da değerlidir. Ayasofya’nın hem kilise hem de camii olarak kullanılmasının doğal bir sonucu olarak hem İslamiyet için hem de Hıristiyanlık için değerli olan semboller zamanla gelişmiştir.[11]

Bir anlamda tarihte zafer sembolü olan bu yapı İslamiyet açısından da bu anlamıyla çok önemlidir. Bu konuda somut örnek olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda daha sonradan fethedilen yerlerdeki en büyük kiliselerin camiye çevrildikten sonra adlarının Ayasofya şeklinde değiştirilmesi tarihte bu anlayışın ve değerin somut örneği niteliğindedir. Örneğin, Trabzon’da bulunan Ayasofya Camii’nin tarihine bakıldığında bu amaçla adının Ayasofya olduğu dikkat çeker.[12] Bazıları daha kilise iken bu adla halk tarafından anılmaya başlanmış. Bunun sebebinde ise halkın fethi yakıştırması vardır. Bazen ise tarihi anlamı olan İlk Çağ’dan bölgeye miras olarak kalmış harabelere de Ayasofya Camii denilmiştir. Örneğin, Güneydoğu’da bulunan Susuz Dağı’nın batı tarafında bulunan harabeler bu adla anılır.

Aynı adı taşıyan birçok Ayasofya Camii arasından 1453’ten 1934’e kadar şehrin ulu camisi de olan İstanbul’da bulunan Ayasofya Camii ayrı bir öneme sahiptir.[13]

Ayasofya bir güç sembolü olarak görüldüğü için Bizans imparatorluğunun gücünü sembolize eden hakkında birçok efsane söylenmiştir ve yazılmıştır. Bizans efsaneleri, Osmanlı döneminde vakanüvisler tarafından İslami motifler ve kültür ile süslenerek yeni bir oluşum haline getirilmiştir. Ayasofya camiinin Türkleşmesi hızlı bir şekilde sürerken tabiri caizse zapt politikası uygulanmamıştır. Osmanlı hoşgörü politikası ve kültürünün bir yansıması olarak Ayasofya, Bizans uygarlığının mirası sayılarak geride bıraktığı motiflerin de korunduğu bir anlamda içinde kültürel çeşitlilikleri barındıran bir camii olarak kullanılmıştır. 18.yy’a kadar Bizans motiflerini taşıyan sembolik mozaikler açıkta bırakılmıştır.[14]

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yazan bilgilere göre Ayasofya’nın mimarisinde ilk Türk imzası, İstanbul’un fethinden önce mabedin depremde zarar görmesi üzerine Edirne’den getirtilen Türk mimar Ali Neccar tarafından kuzey cephesinin tamir edilmesidir. Tarihi kaynaklarda yazılı olan aktarıma göre Tursun Bey, fetihten sonra bizzat Fatih Sultan Mehmet Han’ın kubbeye çıktığını ve tarihe geçecek Farsça beytini bizzat Ayasofya’da harap görüntü karşısında söylediğini yazmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in beyti şu şekildedir:

            “Bum nevbet mizened der tarem-i afrasyab,

             Perdadari mikoned der kasr-ı kayzer ankebud…”[15]

II. Mehmet’in fetih sonrası takrir-i kelam ettiği beytin ihtiva ettiği anlam birden çoktur. İlk olarak Fatih Sultan Mehmet büyük bir zafer kazanmasına karşın diğer dünyayı unutmamıştır. Bu beyitlerle ahirete olan inancını da aslında dile getirmiştir. Bu beytin, ikinci bir anlamı daha vardır: Fatih Sultan Mehmet kubbeye çıkıp etrafına bir bakmıştır. Binaların, yapının ve etrafındaki ek binaların tamamen harabe haline geldiğini gördükten sonra hüzünlenmiştir. Bu yönüyle 4. Haçlı seferi sonrasındaki harap halin bir takım kimseler tarafından zafer sayıldığını düşündüğümüzde toplumumuzda benimsenen vicdan ve merhametin bir yansıması da aslında bu beyit ile ortaya çıkmıştır. Fatih Sultan Mehmet bu dünyadaki her şeyin fani olduğunu en güzel şekilde arz etmiştir.[16]

İlk minare, ahşaptan olmak üzere batı cephesi tarafında inşa edilmiştir. Bu kubbe 1574 tarihine kadar kalmış sonra tamirat sırasında kaldırılmıştır. II. Beyazid döneminde inşa edilen yivli minare Osmanlı mimarisinin ünlü eserlerinden olan Edirne’deki Selimiye Camii ile çok benzerlik göstermektedir. Bu yüzden Semavi Eyice’ye göre,[17] Mimar Sinan’ın eseri olarak bu minareyi değerlendirmek gerekir. Kanuni devrinde, dönemin İslami sembollerine uygun şekilde tunç şamdanlar üzerine bir kitabe yazılmıştır. Bu kitabe mihrabın iki yanına konulmuştur. II. Selim ise duvardaki metinlerden bir karar metnini tercüme ettirmiş ve Ayasofya’ya diğer padişahlar gibi değer vermiştir. Osmanlı’nın yetiştirdiği en büyük mimarlardan Mimar Sinan, caminin tamiri ve güçlendirilmesi ile bizzat ilgilenmiştir. Şehrin etrafında inşa edilen ilk türbeler de Ayasofya’nın etrafında yer almıştır. Sonraki dönemde caminin içine şadırvan yapılmıştır. Yine şehzade türbeleri yapılmıştır. Bu üç büyük türbe de Osmanlı İmparatorluğu’nun dünyaya kazandırdığı, çini süslemeleri ve diğer el emeği süslemelere sahip mimari yapılar olarak Türk mimarisinin dünyadaki örneklerindedir. Ayasofya’nın İslamlaştırılmasındaki bu büyük gelişmelerden biri de 1607 yılında mihrap duvarına besmele-i şerifin yazılmasıdır. 1639’da, I. Mustafa ölünce Ayasofya’nın fethe kadar vaftizhanesi olan ve fetihten sonra yağhane olarak kullanılmış bölüm, şehzadenin ölümü üzerine süratle türbe haline getirilerek şehzade buraya defnedilmiştir. Böylece Ayasofya Cami, sebil ve avlularla toplumumuzun alışık olduğu bir cami formuna getirilmiştir. 1728’de, III. Ahmed zamanında yeni bir hünkâr mahfili ve birçok kandil caminin içine konulmuştur. Bugün, o dönemde konulan mahfil kaldırılsa da değerlerimizin bir hatırası olarak eski hünkâr mahfilinin bulunduğu yerde çinilerle kaplanmış olan bir adet mahfil mihrabı bulunmaktadır. 1739’da, Ayasofya Camisine I. Mahmud dönemin ihtişamına uygun şekilde Türk baroğu ve nakışları ile özel bir kütüphane yaptırmıştır. Camiye yapılan kütüphanenin bakımı için ise Cağaloğlu Hamamı Ayasofya Camisi için vakfedilmiştir. 1740’tan sonraki döneme bakıldığında sırasıyla zengin bir şadırvan ile bir sübyan mektebi ve aşhane yapılmıştır.[18]

Geniş bir Türk yapısına ve yaşayışına uygun kapı yapılarak Ayasofya’nın cami halinde en görkemli şekilde ayakta durması sağlanmıştır. Sadece padişahlar değil Ayasofya’nın cami olarak ayakta kalmasında halkın da vakıflar aracılığıyla destekleri mevcuttur.[19]

İslami motifler yerleştirilirken zaman içinde aynı zamanda eski dokuya zarar vermemeye de özen gösterilmiştir. Kilise döneminden kalma en eski yapılarından biri olarak bilinen “skeuophylakion” denilen büyük bina erzak ambarı olarak Osmanlı döneminde kullanılmıştır. Necipoğlu’na göre,[20] 18. yy ve sonrasında Ayasofya’nın kilise döneminden kalma motiflerinin örtülmesi Ortodoks olan bir Sünni anlayışın meyvesidir. Fakat o dönemi de içine alarak yaşayış şekilleri ve sosyolojik bakış açısı ile bakıldığında bu durumun ulus devlet anlayışının asıl meyvesi olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Lakin unutulmamalıdır ki motifler örtülmüş zarar verilmemiştir. Harap etmeme politikasının altında yatan temel neden İslamiyet’in içinde barındırdığı yüksek hoşgörü kültürüdür.

Halk inançlarını, yaşayışları, kültürlerini aslında motiflerin içine saklamıştır. Nitekim Ayasofya Camii’nde yer alan Kâbe ve Medine’nin tasvir edildiği çiniler de bu duruma örnektir. Keza Türk toplumunda önemi ayrı olan Ramazan ayı, kalabalık bir cemaat ve bizzat padişahında katılımı ile uzun yıllar Ayasofya’da Kuran-ı Kerimler okunarak ve namaz kılınarak ibadet ile huşu içinde geçirilmiştir.

1930 ve 1935 yılları arasında M. Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu’nun kararı ile müzeye dönüştürülmüştür. Söz konusu karar Danıştay 10. Dairesi’nin 24 Kasım 1934 tarihinde verdiği 7/1589 sayılı Kararı’dır.[21] Kararda geçen cümleye göre “…muhtemel provokasyonlar ve mimarinin tarihi önemi göz önüne alınarak…” ifadesi aynen geçmektedir. Camiden müzeye çevrilme tarihine bakıldığında ABD’de Büyük Buhran ve Sovyetlerde iç karışıklıkların çok yoğun yaşandığı bir dönem olduğu ve tarihin, siyasetin karışıklık içinde olduğu sıkıntıların yaşandığı o dönemde kendi ayakları üstünde yükselen Türkiye açısından dış ülkelerden korunmak amaçlı bir karardır. Çünkü hukuk dalları, kendi arasında yeknesaklıklar içerir. 19 Kasım 1936’da tapu kayıtlarında “Ayasofya’yı Kebir Cami-i Şerifi[22] ismi ile kayıtlar altına alınmıştır. Eşya hukukuna göre tapu kaydı resmiyet kazandırır. Cumhuriyet döneminde müze yapılması ile Ayasofya’nın değeri geçmişe nazaran ibadet gerçekleştirmek için olan yönü bakımından unutulmuştur.

 1931 yılında, Amerikan Bizans Enstitüsü adına Thomas Whittemore izin alarak mozaikleri meydana çıkarma çalışmalarında bulunmuştur. 1944 ve 1950 yılları arasında Ayasofya Müze Müdürü olan Muzaffer Ramazanoğlu yapının etrafında araştırmalar gerçekleştirmiştir.[23]

Ayasofya müze haline geldikten sonra ilk kez 1980 yılında hünkâr kısmı ibadete açılmıştır. Aynı yıl restorasyon çalışmaları için bir süreliğine Ayasofya ibadete kapatılmıştır. 1991 yılında ise yarı cami yarı müze formatında işlev görmüştür. 2000’li yıllara gelindiğinde Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi yönünde hukuki çalışmalar başlatıldı. Hukuki süreç boyunca halk tarafından da bu fikir büyük bir destek gördü. 1934 yılı tarihli Bakanlar Kurulu’nun kararının iptali istemiyle 2005 yılında üst derece mahkemesi olan Danıştay’a dava açıldı. Dava üç yıl sürdü. Usulden değil esastan 31 Mart 2008 yılında iptal edildi. Yine aynı karar Danıştay’ın 10. Dairesinin verdiği karar Danıştay İdari Dava Kurulu tarafından 10 Aralık 2012 tarihinde onanarak sonuçlandı. Hukuki süreç bu sefer karar iptali ile değil düzeltme istemi ile 2013 yılında yeniden mahkemeye taşındı ve 6 Nisan 2015 yılında istem reddedildi. 2016 yılında Danıştay’a yeniden dava açıldı. Dava 2 Temmuz 2020 tarihinde gerek ulusal basında gerekse de uluslararası basında çok yankı uyandıracak bir karar ile sonuçlandı. “14:53” gibi anlamlı bir saatte eski Bakanlar Kurulu Kararının iptaline ve sonuç olarak Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasına karar verildi.[24] Bunun ardından 10 Temmuz’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı ile Ayasofya Camisi Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi. Böylece seksen altı yıl sonra Ayasofya tamamen ibadete açılmış oldu. 24 Temmuz 2020 günü halkın yoğun katılımı ile diyanet işleri başkanının imamlık yaptığı cuma namazı ile uzun bir aradan sonra halk Ayasofya’da ibadetini gerçekleştirdi.[25]

D. SONUÇ

Çalışmamızda, geçmişten günümüze Ayasofya’nın ihtiva ettiği anlam ve içinde barındırdığı zenginlikler, sosyolojik bir bakış açısı ile tarihsel bir sıra temel alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Taşınmazın 1934 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve 02 Temmuz 2020 yılında Danıştay 10. Dairesi tarafından verilen 2016/16015E ve 2020/2595K sayılı kararı başta olmak üzere hukuki süreç boyunca konu olan diğer kararlar incelenmiş sonuçları aktarılmıştır. Tüm bu hukuksal çerçeve sonunda gerçekleşen sonuç halkın gösterdiği yaklaşımlar da esas alınarak belirtilmiştir.

Ayasofya, tarih boyunca bir zafer nişanesi olarak görülmüştür. Zamanla sadece bir ibadet değil bir güç sembolü haline de gelmiştir. İçinde barındırdığı anlamlar çok fazladır. Konstantin için nasıl ki büyük zaferini hatırlatan bir yapı ise Fatih Sultan Mehmet için de cennet ile müjdelendiği şehrin fethini ve İslamiyet’in zaferini gösteren büyük bir sembol ve yapıdır.

Paganizm, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi farklı inançları içinde barındıran mabet her dönem ihtişamı ve değeri ile paralel olacak şekilde anlamlı isimlerle anılmıştır. Fatih Sultan Mehmet’ten, Kanuni Sultan Süleyman’a ve I. Mahmud’a kadar pek çok Osmanlı padişahının gözdesi olmuştur. Halk tarafından da çok benimsenmiş ve vakıflar ile desteklenmiştir. İstanbul’daki Ayasofya Camii dışındaki en görkemli mekânlara fetih sonrası Ayasofya Camii adı verilmiştir. Türbe olarak da kullanılan ve gün geçtikçe daha çok Türkleşen göz alıcı mimarisi ile atalarımızın bize miras bıraktığı gibi büyük bir ihtişamı ile İstanbul’da bulunmaktadır.

Ünlü düşünür Cicero’nun da dediği gibi “Tarih, geçen zamanların şahididir. Onun gerçeklerini aydınlatır, anılarını meydana çıkarır, günlük yaşamımıza yol gösterir ve eski zamanlardan bilinmeyen olayları anlatır” ve Napolyon’un dediği gibi “Eğer dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu”. İstanbul’un fethi dünyada yankı uyandıran emsali görülmemiş bir galibiyettir. Bu galibiyetin temsili ise Ayasofya-i Kebir Camii’dir.

Geçmiş ile gelecek arasındaki bağlantıyı tam olarak kavrayabilmek ve Ayasofya Camii’ni sadece geçmişte bırakılmış bir eser olarak görmemek için ne anlam ihtiva ettiği ve onun için gösterilen emeklerin iyi bir şekilde tahlil edilmesi büyük önem arz etmektedir.


[1] Çoruhlu Y.E., Demir O., Yıldız O.(2016), “Ayasofya Bilmecesi: Kilise, Cami, Müze, Hangisi? (Puzzle of the Hagia Sophia: Church, Mosque, Museum, Which One? )”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, vol. 27, s. 21; Ahunbay Z., Bir Dünya Mirasının Korunması: Ayasofya Conservatıon Of World Herıtage: Hagıa Sophıa In Istanbul, Uluslararası Katılımlı 6. Tarihi Yapıların Korunması ve Güçlendirilmesi Sempozyumu/ 2-3-4 Kasım 2017, http://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/17917_41_24.pdf (E.T.: 01.08.2020).

[2] Detaylı bilgi için bkz.: http://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/17917_41_24.pdf .

[3] https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47728137 , (E.T.: 01.08.2020).

[4] Çoruhlu Y.E., Demir O., Yıldız O., s. 21-22.

[5] Deniz T., Savaşkan Y.(2018), “Taşınmaz Kültür Varlıkları Kapsamında Ayasofya Müzesi’nin İstanbul Kültür Turizmine Katkısı”, Safran Kültür ve Turizm Araştırmaları Dergisi, Karabük, s. 97-100.

[6] İkinci A. (2019),  “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya/ Ayasofya, from Ottoman Empire to Repuplic”, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, s. 13-15.

[7] https://www.turizmgunlugu.com/2019/10/21/31-milyon-ziyaretci-ayasofya/ (E.T.: 02.08.2020).

[8] Deniz T., Savaşkan Y., s.97-100.

[9]Necipoğlu G. (1992), “The Life of an Imperial Monument: Hagia Sophia after Byzantium”, Hagia Sophia from the Age of Justinian to the Present içerisinde, Cambridge University Press.

[10] Detaylı bilgi için bkz.: https://www.dw.com/tr/pamuk-ayasofyan%C4%B1n-m%C3%BCze-olmas%C4%B1-laiklik-mesaj%C4%B1yd%C4%B1/a-54302970 , (E.T.: 02.08.2020).

[11] İkinci A. , s. 39.

[12] Detaylı bilgi için bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ayasofya_(Trabzon) , (E.T.: 02.08.2020).

[13] İkinci A., s.40-42.

[14] İkinci A., s.44-46.

[15] Fatih Sultan Mehmet Han’ın zafer sarhoşu olmadığı diğer dünyayı unutmadığını ifade eden bu beytinin anlamı şu şekildedir:

                “Afrasyab’ın balkonunda baykuş nevbet çalıyor,

                  Kayzer’in kasrında örümcek perdedarlık yapıyor…”

[16] Yılmaz H. (2004), “Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u Fethi İle Alem-i İslam’a Hediye Ettiği Ayasofya”, Hakikat Yayınları, İstanbul, vol.129, https://www.hakikat.com/hakikat-dergisi/129/fatih-sultan-mehmed-hanin-istanbulu-fethi-ile-alem-i-islama-hediye-ettigi-ayasofya , (E.T.: 24.08.2020).

[17] Eyice S., “TDV İslâm Ansiklopedisi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, vol.4, s.217.

[18] İkinci A., s.50.

[19] Detaylı bilgi için bkz.:  https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya (E.T.: 03.08.2020).

[20] Necipoğlu G. (1992), “The Life of an Imperial Monument: Hagia Sophia after Byzantium”, Hagia Sophia from the Age of Justinian to the Present içerisinde, Cambridge University Press.

[21] Tam metin için bkz.: http://bianet.org/bianet/diger/227263-danistay-in-ayasofya-kararinin-tam-metni , (E.T.: 03.08.2020).

[22] Osmanlıca vakfiyenin gerçek hali görseli için bkz.: https://www.emlak365.com/emlak-haberleri/ayasofya-nin-tapusu-yayimlandi-fatih-sultan-mehmet-hanin-ayasofya-h33252.html , (E.T.: 03.08.2020).

[23] Eyice S., s.217.

[24] Danıştay 10. Dairesi 02.07.2020 gün ve 2016/16015E- 2020/2595K sayılı ilamı.

[25] “10 Temmuz 2020 tarih ve 2729 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı”, Resmi Gazete, sy.31181, 10 Temmuz 2020.

Kaynakça

1.Çoruhlu , Yakup Emre, Osman, Demir ve Yıldız, Okan.,(2016). AYASOFYA BİLMECESİ: KİLİSE, CAMİ, MÜZE, HANGİSİ? (27),Türkiye Adalet Akademisi; Trabzon, Cilt 7, ss. 17-32, 2016

2. Zeynep, Ahunbay . BİR DÜNYA MİRASININ KORUNMASI: AYASOFYA. TBMMOB İnşaat Mühendisleri Odası,  2-3-4.11.2017 [Alıntı Tarihi: 01.08. 2020.] http://www.imo.org.tr/.

3. BBC . BBC. News|Türkçe, 24.07.2020 [Alıntı Tarihi: 01.08. 2020.] https://www.bbc.com/.

4. İkinci, Abdullah . Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya / Ayasofya, from Ottoman Empire to Repuplic. Ankara Üniversitesi, 2019.

5. Turizm Günlüğü. Turizm Günlüğü Turizm ve Seyahat Gazetesi . Turizm Günlüğü Turizm ve Seyahat Gazetesi Web Sitesi, 21.10.2019. [Alıntı Tarihi:02.08.2020.] https://www.turizmgunlugu.com/.

6. Deniz,Taşkın ve Savaşkan,Yağmur,(2018). TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARI KAPSAMINDA AYASOFYA MÜZESİ’NİN İSTANBUL KÜLTÜR TURİZMİNE KATKISI. Safran Kültür ve Turizm Araştırmaları Dergisi; Karabük,Cilt 1, (2), ss.92-103, 2018.

7. Necipoglu, Gülru. The Life of an Imperial Monument: Hagia Sophia after Byzantium. [book auth.] Gülru Necipoğlu. Hagia Sophia from the Age of Justinian to the Present içinde. England : Cambridge University Press, 1992.

8. Pamuk, Orhan . Ayasofya’nın müze olması laiklik mesajıydı. Deutsche Welle Türkçe.İstanbul: DW İstanbul, 24.07.2020.

9. Eyice, Semavi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 30.07.2020. [Alıntı Tarihi: 02.08.2020.] https://islamansiklopedisi.org.tr/ayasofya#1.

10. Su, Süreyya. Ayasofya’nın Hayaletleri. Perspektif , 19.07.2020. [Alıntı Tarihi:03.08.2020.] https://www.perspektif.online/.

11. Yılmaz, Hakan.(2004), Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u Fethi İle Âlem-i İslâm’a Hediye Ettiği Ayasofya, Hakikat Yayınları;İstanbul, , Cilt I., ss.129, 2004.

12. Resmi Gazete. 10 Temmuz 2020 tarih ve 2729 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı. Resmî Gazete. sy.31181, 2020.

13. Yücel, Erdem.(2006), Ayasofya Onarımları ve Vakıf Arşivinde Bulunan Bazı Belgeler, 2006.

14. Danıştay 10.Hukuk Dairesi, 2016/16015E- 2020/2595K, 2020.

TEŞEKKÜR: Bu yazıyı hazırlama sürecinde başta bana engin bilgileri ile destek olan babam Ahmet BALCIOĞLU’na, konu ile ilgilenmemi sağlayan Fethi GÜNGÖR Hocama, akademi alemine ilgi duymamı sağlayan Özcan GÜNERGÖK hocama, yazmaya teşvik eden, denetleyen ve bu süreçte her zaman destek olan Ahmet Fevzi KİBAR hocama, ortak gaye ile birleşerek ekip ruhu ile çalıştığımız Akademik Çalışma Okulu altında toplanan bütün arkadaşlara teşekkürlerimi sunarım.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

9 Yorumlar

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, SOSYOLOJİK BİR BAKIŞ AÇISI İLE AYASOFYA CAMİİ’NİN İBADETE AÇILMASI bu konu hakkında destek alabilirsiniz...