Eleştiri Yazıları

SOSYAL MEDYA MANİFESTOSU

SOSYAL MEDYA MANİFESTOSU
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Dijital çağın modern vebası linç kültürü. Sinsice ve usulca yayılıyor. Çok yakınımızda. Her an elimizden ve dilimizden başkalarına. Böyle söylemeliydim. Çünkü insanlar kendilerine değmeyene ses etmiyor.

…….

Mahalle baskısından beter olan Linç Kültürü bir yargı mekanizması haline gelmesin!

“Her yasak kendi isyancısını doğurur”

(Kağıt Filmi)

Giriş: Dijital çağın modern vebası linç kültürü. Sinsice ve usulca yayılıyor. Çok yakınımızda. Her an elimizden ve dilimizden başkalarına. Böyle söylemeliydim. Çünkü insanlar kendilerine değmeyene ses etmiyor.  

1) Sosyal medya platformları mahkeme değildir.

İnsanların suçluluğuna yahut masumiyetine karar verecek merci mahkemelerdir. Mahkemelerde adaletin tesisi için her iki tarafa da eşit haklar tanınmıştır. Buna “silahların eşitliği ilkesi” denir. Gerek iddiada gerekse savunmada bulunan tarafa aynı haklar ve kendini ifade etme hürriyeti tanınır. Tek taraflı iddia ve yargı ile hüküm verilmez. Bu şekilde verilen hüküm, bir hüküm değil bu kişiyi insan yerine koymayan ve onu yok etmeye odaklanmış bir tecavüz ve barbarlık faaliyetidir. En ilkel kabilelerde bile kişinin kendisini savunmasına imkân tanınır.

Modern zamanın ilkel ayini… Kendi günahlarının vicdan azabını bastırmak için bir kurban bulup barbarca katletmek… Yahudilerin kaparot ayini… Başkalarının günâhkar olması insanı temiz kılar mı?

 İlkel kabileler bu gönderiyi beğendi ve bu barbarlıktan yüz çevirip kendi ilkel medeniyetlerine döndüler.

2) Sosyal medya bir haber alma mecrasıdır. Öyle kalmalı.

Web 2.0 internet sisteminin çıkışı insanlık için yeni bir mihenk taşı oldu. Bir kişinin konuşup diğerlerinin dinlemek zorunda olduğu, dinleyicilerin müdahale edemediği ve adeta istediği yargılayıp yaptığı haberlerle kişileri manen yok edebilen Kutsal İlizyonist Medya’nın numaraları ortaya dökülecekti. Medyanın kitleler üzerindeki istibdadı, hegemonyası ve faşizminin biteceği düşünülmüştü. Yine de kibirlerinden burunlarının ucunu görmeyen eski medya zihniyeti bunu küçümsedi. Ancak çok geçmeden saltanatları yıkıldı.

Aynen burjuvalar tarafından Avrupa derebeyliklerinin yıkılması gibi…

Herkes şunu fark etmişti: basit bir telefon ile haber yapılabilir. Toplum fertleri tarafından ortak bir havuzda biriktirme suretiyle emeksiz ve masrafsız devasa bir bilgi ağı oluşmaya başladı. Aynen köyde yapılan imeceler gibi… Bu imeceye önce gençler, sonra orta yaşlılar, çocuklar derken ihtiyarlar da dâhil oldu. Bu sele karşı durmak mümkün değildi. Akışına bıraktık.

İnsanlar 7’den 70’e, adeta seferberlik ilan edilmiş gibi delice alakalı ve alakasız her şeyini ve çevresinde olup biten bir şeyleri haber yapma derdine düşmüştü. Artık plazada süslü perdeler ardında yaşanan bütün hadiseler en ücra köyden görülüyordu. En elit (!) görülen mekânlar gettoların ziyaretine açılmıştı. Doğa hasreti çeken yorgun şehirliler istedikleri zaman köylere seyahat edebiliyordu. Hiçbir şeyi gizlemek mümkün değildi. Çünkü istediğini haber yapıp istemediğini yapmayan medya kartelinin alternatifi vardı. Bu durum sosyal medyayı cazip hale getirdi.

Artık dillerde sihirli bir kelime vardı “internete bak, orda vardır”…

İnsanlar hiç olmadığı kadar haberdar olmaya ve eğlenmeye başladı. Her gün yeni fenomenler türeyip milletin kahkahasını birden bine katladı. Ancak çok gülmek insanı acıktırır. Ve acıkan insanları doyurmak gerekir. Ve sürekli gülebilmek için sürekli yemek gerekir. İnsanların canı insan eti çekiyordu… Kurban etme faaliyetlerinin sorgulanmaması için vicdanları susturacak sebepler gerekliydi. Hem de en acilinden. Yani hızlı bir mekanizma olmalıydı. Açken kimse beklemeyi sevmez.

 Sosyal medyada ortaya çıkan yeni medyacıklar (çok takipçili hesaplar) kimisi bilerek kimisi bilmeyerek bu faaliyete hız verdi. Yapılan ufak bir haber hatta atılan bir tweet artık idam için yeterliydi. İnsanlar hükmetmenin damarlara yaydığı eroin etkisine çabuk kapılmıştı. Artık sürekli gülebilmek ve gün içinde yaptığı kötülükleri unutabilmek için insanlar bu eroin dozunu almalıydı. Artık herkesin elinde bir engizisyon mahkemesi vardı ve bu mahkemede hüküm sahibiydi. Ama herkes aynı elinde tuttuğu telefon üzerinden engizisyon mahkemelerine ve kendi adalet sistemlerine karşı tweetler atmaya devam ediyordu.

Engizisyon mahkemelerinde hâkimlik yapanlar bu gönderiyi beğendi ve artık mezarlarında bir nebze rahatladılar…

Sonra burjuvalar sömürmeye başladı…

3) Sosyal medyada gelenek haline gelen linç kültürü, mahalle baskısından beter! Mahalle baskısından dem vurup sosyal medyada özgürlük arayanlar burayı başkaları için idam sehpası olarak kullanmamalı. Hani mahalle baskısı nefes almanıza engel oluyordu? Neden başkalarının nefes almasına engel oluyorsunuz? Mahalle baskısı evinizin kapısını kapatana kadar peşinizden gelebilir. Hâlbuki, sosyal medyada linçlediğiniz insanlar rüyalarında bile rahat edemiyor.

            Tek taraflı iddia ve hükümden ibaret olan linç kültürü, mahalle baskısından daha ağır ve geniş bir çevrede sonuç doğurmaktadır. Kişiliğe yönelik bu manevi tecavüzler maddi saldırılardan daha yıkıcıdır. Maddi yaralar iyileşir ancak itibar kaybı yaşayan bir insanlar her an kendi masumiyetini kanıtlama yükümü altına sokulmaktır. Halbuki neredeyse her hukuk sistem ve kültüründe masumiyet karinesi (presumption of innocence) vardır. Masumiyet karinesi, sosyal medya üzerinden işlevsizleştirilmeye devam ederse bu işkembe bir gün hepimizin başında patlayacak!

Beraat-i zimmet asıldır (Mecelle m. 8)

incumbit probatio qui dicit, non qui negat – (Legal Maxim)

            4) Sosyal medyanın yargılama mekanizması olarak kullanımı, masum kişileri itibarsızlaştırmak için su-i istimale müsaittir. Hatta adalet yok, yargı düzgün işlemiyor çığlıklarıyla mahkemeleri yönlendirme ve baskı altına alma faaliyeti, iyi niyetle başlamış ve iyi niyetle kullanılmakla birlikte bir kesim tarafından Demokles’in Kılıcı gibi kullanılmaktadır. Mahkemeye taşınması gereken hukuksuzlukları ihbar etmek güzel ancak haberle yetinmeyip hüküm de vermeye çalışmak kendiyle çelişmektir. Adaleti isteyip adaleti saptırmaktır.

Ülkede yargı bağımsızlığının yokluğundan dem vuranlar hepsi birer yargıç gibi insanlara hüküm giydiriyor. Önce şikâyet edenler hukuka saygılı olmalı. İlahi kaidedir ki nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz.

5) Hepimizin gözleri önünde yaşanan bu duruma tepki gösterilmemesi ve bu konuda bir bilinç oluşturulmaması yüksek takipçili hesapların kendilerini hâkim addetmesine sebep olmaktadır. Evet, ortada bir yangın var! Mesele, şuan bize dokunmayan bu yangına karşı nasıl tavır alacağımız. Unutmayalım yangın sirayet edici mahiyettedir. Ve rüzgarın nereden esip yangını nereye taşıyacağı belli olmaz.

Sosyal medyanın nasıl bir dünya olacağını

bizim tepki yahut tepkisizliğimiz belirleyecek…

Sonuç: Sosyal medya bir mahkeme değil haber alma ve verme platformudur. Amacına uygun kullanmayanları en azından kendi menfaatimizi düşünerek uyaralım. Bugün sesimiz cılız çıkabilir. Ancak şimdiden tedbir almazsak bu sıkıntılı yönelişin hepimize dokunur tarafı olacak. Ve hakikatlerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Ortaya çıktığında geç kalmış olmayalım.

Mahalle baskısından beter olan Linç Kültürü bir yargı mekanizması haline gelmesin!

Netice-i kelâm: Adalet ve hukuk hava gibidir. Varlığı pek hissedilmez. Ancak yokluğu insanı boğar.

Bu mecra hepimizin!

Sakarya – 20.06.20

Ahmet Fevzi KİBAR

Bu eleştiri yazısını ayrıca bu adreste bulabilirsiniz…

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

4 Yorumlar

  • Tadı damakta kalan ve insanı tarihi bir heyecana sürükleyen benzetmeler. Eski dönem avrupasında ve yeni dönem netistanında olan vahşeti ve büyük bir kesim insanlığın hiç bir hayvanda olmayan kendi türünü yeme isteği ona olan açlığını tatmin edişini resmen tarihle bağdaştırmış ve bunu gerçekten güzel bir şekilde başarmışsınız. Gayet bilgilendirici ve özeleştiri bakımından iyi bir yazı. Tebrik ederim.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, SOSYAL MEDYA MANİFESTOSU bu konu hakkında destek alabilirsiniz...