Öğrenci Edebi Çalışma

SENARYO

SENARYO
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Hani bütün filmler mutlu biterdi? Hani iyiler hiç kaybetmezdi? O zaman neden ruhuma külfet oluyor bu ıstırap dolu senaryolar. Bu da bizi uyutmak için söylediğiniz yalan masallardan biri mi yoksa? Ya da gerçekten mutlu senaryolar var mı hayatta?

(DENEME)

YAZAR: MURAT CAN GÜLİZ

İnsan neden intihar eder?  Nasıl intihar eder?  Kendi canını almaya nasıl cesaret eder? Günlerdir aklımı kemiren bu sorularla yaşıyorum. Şimdi ise cevabın tam ortasındayım. Karanlık, oldukça sessiz bir oda… Odanın ortasında duran eski bir sandalye, sandalyenin tam üzerinde tavana asılı bir ip…. Nedense, elim ışığa gitmiyor karanlık huzur veriyor sanki içime. Gözüm sandalye ve ipte. Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum? Hala bilmiyorum…  

Soğuk duvarın dibine çökmüşüm, başım ellerimin arasında. Düşünüyorum hayatı, herkesi, her şeyi. Dünya bir sinema perdesi gibi, hayat ise sanki bir film. Sonra kendim hariç herkese bir rol biçiyorum. Bakıyorum da dünyada herkese göre bir rol var. Bense yönetmenini kaybetmiş, hangi senaryoya mahkûm olduğunu bilmeyen bir oyuncuyum. Ne zaman kendimi bir senaryoda hayal etmeye çalışsam hep trajedi replikleri geçiyor beynimin ücra köşelerinden. Bazen kimseye zarar vermediği halde hunharca dövülen sokak köpeğinin çaresizliğinde buluyorum kendimi, bazen ailesinin geçimini sağlamak için gece gündüz beş kuruş paraya çalışan babanın sefilliğinde. Bazen mendil satan çocuğun kolunu burnuna silmesinin garipliğinde oluyorum. Bazen de annesinin ölümünü izleyen kızın gözlerindeki korku filminde, kafamı karıştırıyor ve midemi bulandırıyor bu berbat senaryolar. Birazda tedirgin oluyorum ve hemen koşup çocukluğumun arkasına sığınıyorum.

Hani bütün filmler mutlu biterdi? Hani iyiler hiç kaybetmezdi? O zaman neden ruhuma külfet oluyor bu ıstırap dolu senaryolar. Bu da bizi uyutmak için söylediğiniz yalan masallardan biri mi yoksa? Ya da gerçekten mutlu senaryolar var mı hayatta? Romantik komediler, hepsi birbirine benzeyen diziler, magazinler… Onları da düşünüyorum fakat düşüncelerimde en ufak değişiklik olmuyor. Çünkü bu sefer de parasıyla her şeyi satın alabileceğine inanan sahte gülücükler, egosunu tatmin etmeye çalışan yapmacık siluetler beliriyor göz perdemde. Allah’ım sadece ben mi böyle hissediyorum? Bunları düşündükçe etimi kemiğimden koparırcasına tırnaklarımla kafamı iyice sıkıyorum. Birden Cemal Süreya’nın şu sözü geliyor aklıma “Yoklama alıyorum, sessiz olun! Kaygı? Burada! Hüzün?  Burada! Yalnızlık? Burada!  Mutluluk?… Mutluluk?” Gerçekten mutluluk diye bir şey var mı? Varsa nerede? Neden ben göremiyorum? Evet, “Neden?” içimden binlerce kez soruyorum bu soruyu. Neden ben neden ben neden…

Birden durup “HAYIIIRRRR!” diye bağırıyorum. Sadece ben değil herkes benim gibi. Mutluluk diye bir şey yok.  Onlar sadece mutlu görünen lânet kuklalar. Gerçekleri göremeyecek, ölümü göze alamayacak kadar korkaklar. Böyle söyleyince biraz daha cesaret topluyor yüreğim. Son anlarımı beni en iyi anlayan arkadaşımla geçirmek istiyorum. Sigaramla… Cebimden paketi çıkarıyorum. Bir tane arkadaşım kalmış pakette. Vay be Murat! Bir sigaralık ömrün kaldı diyorum ve kahkaha atmaya başlıyorum kafayı yemişçesine. Kahkahamın sonu ağlamakla devam ediyor. Sanırım deliriyorum. Sigaramdan her duman alışımda keşkelerle dolduruyorum göğüs kafesimi. Sigaramın son keşkelerine yaklaştıkça içimi bir ürperti sarıyor, üşüyorum.

Titreyen parmaklarımla izmariti bir kenara atıp yorgun dizlerime rağmen ayaklanıyorum. İşte şimdi bir senaryoya mensubum. Gerçekleri göremeyen ölümü göze alamayan korkakların içinde olmadığı bir senaryoya. Zorlukla bir nefes alıp ölüme adım atmaya başlıyorum. Göz pınarımdan kanla karışık yağmur yağarken gururum kadar eski ve yıpratılmış sandalyenin önündeyim. Hayatımın en uzun, hayatımın en kısa, hayatımın en zor,  hayatımın en kolay kısaca hayatımın en garip adımını atıp çıkıyorum gururumun üstüne. Elinden tutuyorum celladımın. Celladımın düğümleri boğazımdakiler kadar sağlam. Düğümleri birleştirmenin vakti geldi çattı. Hayatımın son mısralarındayım.

Düğümleri kavuşturup kararlılıkla bırakıyorum kendimi boşluğa.

Elveda senaryolar, elveda kuklalar, elveda hayat!

Dur dur ne yapıyorsun! Gördünüz mü? Bir hata her şeyi mahvedebilir aslında. Bu filmin son dakikalarına yetişebildik. Korkma, izlenecek milyonlarca film var hayat sahnesinde. Ama unutma her filmin sonu mutlu bitmez mutsuz sonlar da var hayatta.

Hepimiz senaryosu belli bir şekilde geldik hayata. Bunu değiştirmeye çalışmayın. Ne olursa olsun her şey olacağına varıyor sonuçta. Hayatınızı güzelleştirecek replikler ekleyin senaryonuza ve şükredin. Hayatınızı güzel yaşayın filminizin sonu güzel bitsin.

Sevgiyle, mutlulukla “HAYATLA” kalın…

TEŞEKKÜR: Bu yazıyı yazmamda çok büyük emeği olan değerli hocam Ahmet Fevzi KİBAR’a teşekkürü bir borç bilirim.

Ayrıca bu yazıyı güzelleştirmek için yorum ve eleştirileriyle yanımda olan Nisanur KÖKSAL’a ve Berranur YURUK’a teşekkür ederim.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

1 Yorum

  • “Bakıyorum da dünyada herkese göre bir rol var. Bense yönetmenini kaybetmiş, hangi senaryoya mahkûm olduğunu bilmeyen bir oyuncuyum. ”
    Tebrik ederim, güzel bir yazı olmuş.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, SENARYO bu konu hakkında destek alabilirsiniz...