Öğrenci Akademik Yazı

MODERNİZM ve ÖJENİ

Modernizm ve Öjeni
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Öjeni faaliyetlerinin gerçekleşmesine vesile olan milliyetçilik düşüncesinin kökeni ve bu düşünce ile ilgili ayrımların yapılması, öjeninin anlaşılması ve ortaya çıkışındaki modernizmin etkisinin idrak edilmesi; günümüzün milliyetçiliğini, postmodern durumu ve kapitalizm ile gelişen toplumun dinamiklerini anlama konusunda elzemdir.

YAZAR: Mustafa Toprak SEZGİN

GİRİŞ

Modernizm, içerisinde birçok değişiklik barındıran, her ne kadar 15. ile 20. yüzyıllar arasına sıkıştırılsa da düşünsel kökleri Antik Yunan ve Roma’ya kadar dayanan, bir aydınlanma hareketidir.[1] Bu aydınlanma sekülerizm, bilimsellik, akılcılık, bürokrasi, demokrasi gibi birçok kavramın hayatımıza girmesini sağlamıştır. Tüm bunların ardında modernizm temelinde, insanı özne olarak görme ve insan aklını referans alma yatmaktadır. Modernizm insanı özne olarak görüp, insan aklını kullanarak ideal yaşayış biçimini arar. Bu sebepledir ki modernizm içerisinde birçok ütopyaya ev sahipliği yapmaktadır. Kimi zaman bu ütopyaların birçok kişiye zarar veren sosyal politikalar halini aldığı söylenebilir.

Öjeni, düşünsel temellerini Lamarckizm ve Darwinizm’den alan 20. yüzyılda kendisine oldukça geniş bir uygulama alan bulmuş olan genetiği iyileştirme faaliyetlerini ifade eder. Dönem devletlerinin pek çoğunda bu faaliyetlere rastlanılabilir. Öjeni faaliyetlerinin gerçekleşmesine vesile olan milliyetçilik düşüncesinin kökeni ve bu düşünce ile ilgili ayrımların yapılması, öjeninin anlaşılması ve ortaya çıkışındaki modernizmin etkisinin idrak edilmesi; günümüzün milliyetçiliğini, postmodern durumu ve kapitalizm ile gelişen toplumun dinamiklerini anlama konusunda elzemdir.

Milliyetçilik düşünceleri çeşitli evreler içerisinden geçmiş ve 20. yüzyılın modern devletlerinde modernist bir hale bürünmüş şekilde ortaya çıkmıştır. Bu modernist milliyetçilik anlayışının ise olumlu ya da olumsuz birçok etkisi doğmuş ve etkisini nesillere tesir ettirmiştir. Ayrıca ortaya çıkardığı etkilerden bir diğeri, oluşan modernist milliyetçilik içerisinde azınlıkların postmodern bunalım içerisine girmesinde katalizör etkisi göstermesidir.

Bu bağlamlarda milliyetçiliğin serüveni, modernizmin insan davranışlarına etkileri ve bunların sonucu olarak öjeni faaliyetlerinin incelenmesi bu yazının konusunu oluşturacaktır.

I. MODERNİZM

Modernizm yaşamına eski kültürleri reddederek, ilerleme ve aklı merkeze koyan bir dönemdir. Modernizm döneminde birey her zaman aklı ile değerlendirilmiş, bireyler bu yeni anlayışla farklı endişeler taşımaya başlamışlardır.[2] Bu bağlamlarda modernizm, bilim ve ilerleme dönemidir. Modernizm için ilerleme öylesine kıymetlidir ki tarihe sürekli bir ilerleme olarak bakar. İnsanoğlunun sürekli iyiye ve sonrasında daha iyiye gideceği durakları ve varacağı noktayı “tasarlayarak” ulaşacağını düşünür. Bu düşünce çerçevesinde modernizmin bir “oluş” biçimi olmadığı ortadadır. Modernizmin bu yaklaşımı birçok ütopyanın doğmasına ve bu ütopyalara ulaşma gayesiyle etik olarak tartışmalı birçok eylemin yapılmasına vesile olmuştur.

Modernizmin kökleri Antik Yunan düşüncesine dayandırılabilse de kendisini 15 ve 20. yüzyıllar arasında göstermiştir. Modernizmin üç evreden oluştuğu söylenebilir:[3] İlk evresi “pre modern” olarak adlandırılan 16 ile 18. yüzyıllar arasında varsayılan dönemdir. Bu dönemde insanlar orta çağ düşüncelerinden kopuşun devam ettiği zamanda modernizmin gelişiyle sendelemişlerdir. Modern düşüncelerin hangi ortamlarda veya biçimlerde yayılabileceğinin bilinci mevcut değildir. İkinci dönem ise “klasik modernizm” olarak adlandırılan Fransız Devrimi’nin ardından 20. yüzyıla kadar olan kısmı ifade eder. Bu dönemde modernizm kamuda düşüncelerini doğurmuş ve kamuda faal olmaya başlamıştır. Ancak özel alanda modernizm henüz düşüncelerini oturtabilmiş değildir. Ancak tarihsel ilerlemesi hızla devam etmektedir. Klasik modernizm devrinde bu ikilem insanlarda iki ayrı dünyada yaşıyor olma hissini doğurmaktadır.[4] Üçüncü ve son dönem modernizm çağı ise “geç modernizm” şeklinde adlandırılabilir. Bu çağda artık modernizm neredeyse tüm dünyaya yayılmış, sanat ve düşünce alanında en verimli olduğu dönemi yaşamıştır.

Modernizmin son döneminde ortaya birçok sanat eseri ve düşünce koyulduğu aşikârdır. Modernizm döneminde sanatın üretiminin arttığını ve sanat tüketicilerinin toplumun neredeyse her kesimine kadar ulaştığı görülebilir. O kadar çok sanat eseri üretilmiştir ki, günümüze yaklaştıkça sanatı icra edenlerin değil neyin sanat olduğuna karar verenlerin sanatçı olarak nitelendirilmesi gerektiği tartışılmaktadır. Ayrıca bu süreçte dünya hiç görülmemiş bir nüfus artışına sahne olmuştur. Tüm bunlara bakıldığında huzur dolu bir ütopyaya doğru ilerleme kaydedildiği düşünülebilir. Ancak her şeyin tasarlanmasının insan doğasıyla çeliştiğinden olsa gerek, modern kamu parçalara ayrılmış ve modernizm düşüncesi canlılığını yitirmiştir. Ardından “Bizler, kendimizi bugün kendi modernliğinin köklerinden kopmuş bir modern çağın ortasında buluyoruz.”[5]

Modernizmin etkisinin ne kadar kuvvetli olduğunu göstermek amacıyla Marshall Berman’ın “Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor” eserinden şu kısmı sunmak isterim:

 “Modern hayatın girdabı birçok kaynaktan beslene gelmiştir: Fiziksel bilimlerde gerçekleşen, evrene ve onun içindeki yerimize dair düşüncelerimizi değiştiren büyük keşifler; bilimsel bilgiyi teknolojiye dönüştüren, yeni insan ortamları yaratıp eskilerini yok eden, hayatın tüm temposunu hızlandıran, yeni tekelci iktidar ve sınıf mücadelesi biçimleri yaratan sanayileşme; milyonlarca insanı atalarından kalma doğal çevrelerinden koparıp dünyanın bir başka ucunda yeni hayatlara sürükleyen muazzam demografik altüst oluşlar; hızlı ve çoğu kez sarsıntılı kentleşme; dinamik bir gelişme içinde birbirinden çok farklı insanları ve toplumları birbirlerine bağlayan, kapsayan kitle iletişim sistemleri; yapı ve işleyiş açısından bürokratik diye tanımlanan, her an güçlerini daha da arttırmak için çabalayan ve gitgide güçlenen ulus-devletler; siyasal ve ekonomik alandaki egemenlere karşı direnen, kendi hayatının üzerinde biraz olsun denetim sağlayabilmek için didinen insanların kitlesel toplumsal hareketleri; son olarak, tüm bu insanları ve kurumlar bir araya getiren ve yönlendiren, keskin dalgalanmalar içindeki kapitalist dünya pazarı. Yirminci yüzyılda, bu girdabı doğuran ve onu sürekli bir oluş halinde yaşatan süreçler “modernleşme” diye isimlendirilmiştir.”[6]

II. MİLLİYETÇİLİK KAVRAMI

Milliyetçilik kavramı birçok farklı anlamda kullanılabilir. Bazı zamanlar bağımsızlık savaşını ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkarken bazı zamanlar ise baskı ve sindirme politikası olarak karşımıza çıkabilir. Bu bağlamda “sol” ya da “sağ” ideolojileri olarak görünebilecektir.

Bu bağlamda bir Amerikan vatandaşının yaptığı etkinlikleri meşrulaştırmasında milliyetçilik bir araç haline bürünecekken, yine milliyetçilik İRA’nın terör faaliyetlerini meşrulaştırmasında bir araç halindedir.[7] Düşünürler tarafından “iyi” milliyetçilik ve “kötü” milliyetçilik ayırımı yapılmaktadır. Ancak iyi milliyetçilik olarak nitelendirilen ve liberal olarak görülen milliyetçiliklerin de yer yer saldırgan hale geldikleri görülebilecektir. Bu bağlamda milliyetçiliğin çeşitli fonksiyonlarının bulunduğu öne sürülebilir. Bu unsurlar, ülke içindeki azınlıkların ayrılmasını engelleyen bir fonksiyon olabileceği gibi, ekonomik kalkınma, sömürge elde etme gibi çeşitli fonksiyonlar için de kullanılabilir.[8]

Milliyetçilik, dönemler halinde incelenebilecek bir ideolojidir. Özkırımlı’nın ayrımına göre dönemsel olarak dört farklı dönemde milliyetçilik incelenebilir: Bunlardan ilki düşüncenin doğduğu yıllar olan 18 ve 19. yüzyıllardır. İkincisi ise milliyetçiliğe dair akademik çalışmaların başladığı 1918-1945 arası dönemdir. Üçüncü dönemde ise çalışmaların ve tartışmaların geliştiği 1945-1990 arası dönemdir. Son dönemde ise milliyetçilik tartışmaları yeni bir boyuta taşınmaktadır. Bu dönemlerin üçü modernist yaklaşım ile gelişmişken son dönem postmodern durum içerisinde feminist hareketle birlikte gerçekleşmiştir.[9]

Milliyetçilik dönemlere ayrılabileceği gibi kategorilere de ayrılabilen kuramdır. İlk kuram “ilkçi” veya “özcü” kuramken ikincisi “modernist” kuram, üçüncüsü ise “Etno-Sembolcü” kuramdır.[10] Modernist hareketler içerisinde gelişen öjeni faaliyetlerinin temelindeki milliyetçilik yaklaşımının anlaşılması için bu dönemlerin irdelenmesi gerekecektir.

A. İLKÇİLER

İlkçi milliyetçilik yaklaşımına göre millet, organizma halindedir. Geçmişte altın bir çağ yaşayan milletlerin hikâyeleri kendi kültürel öğeleriyle birlikte “volksgeist” olarak aktarılmıştır. Bu kültür günümüze destanlar, kahramanlık hikâyeleri, efsaneler ve şiirler gibi metotlarla aktarılmıştır. Aktarılan kültür ise devam etmekte ve halkın içerisinde hala bu geistin dolaştığı söylenebilir.[11]

B. MODERNİSTLER

Modernist milliyetçilere göre milletler devletleri yaratmamış, devletler milletleri yaratmıştır. Buradan da anlaşılabileceği gibi modernistler milletin kökenini eski çağlara dayandırma gereksinimi duymamaktadır. Onlara göre milletlerin ortaya çıkışı mevcut durumun getirdiği koşullar yüzünden ortaya çıkmıştır. “Onlara göre milliyetçilik, milletler çağının bir ürünüdür.”[12]

Bu bağlamda Türkiye’de Atatürk döneminde gelişen milliyetçilik anlayışı, tıpkı o dönemde Almanya, İtalya, Amerika gibi devletlerde görüldüğü gibi modernist bir milliyetçilik anlayışıdır. Massimo d’Azeglo’nun sözü durumu ifade etmek için oldukça önemlidir: “İtalya’yı yarattık, şimdi de İtalyanları yaratmalıyız.”

C. ETNO-SEMBOLCÜLER

Etno-Sembolcüler modernistler ve ilkçiler arasında bir yerde durmaktadırlar. Onlara göre milliyetçilik kapitalizmin ve modernizmin bir üründür. Etno-Sembolcülerden Smith etnik toplulukların var olduğunu ve günümüz milletleriyle bu antik topluluklar arasında bağ olduğu kabul etmekle birlikte direkt bir bağ olduğunu öne sürmez. Smith’e göre önceki antik toplulukların ve günümüz milletlerine etki ettikleri söylenebilir. Bu topluluklar olamadan modern milletler anlaşılamaz. Ancak modern milletlerin oluşumu da bu toplulukların devamı olmasından değil kapitalizm ve modern dünyanın etkisinden süregelmektedir.[13]

III. MİLLİYETÇİLİK, MODERNİZM VE ÖJENİ

Milliyetçilik kavramı yukarıda da belirtildiği gibi modern dünyanın bir gereksinimi olarak ortaya çıkmış ve “iyi” veya “kötü” olarak nitelendirilebilecek birçok olaya vesile olmuştur. Kimi zaman bir olayın sebebi olabilirken kimi zaman da olayların sonucudur. Bu bağlamda modernist milliyetçiliğin sebebi modern dünya ve kapitalizm düzeni gibi faktörlerken modernist milliyetçiliğin sonucu olarak da Öjeni faaliyetleri ortaya çıkmıştır.

Öjeni, modernizmin ideal toplum ve ütopya yaratma isteğinden gelişmektedir. Düşünsel tarafını modernizm oldukça etkilemiş ve Öjeni tamamen modernizmin ve ulus devletin bir ürünü olarak doğmaktadır. Diğer yandan Öjeni faaliyetleri ise milliyetçilik kavramı çerçevesinde gerçekleştirilmiş ve modernist milliyetçilikle birlikte oluşan milletlerin ideali halini almıştı. Bu bağlamda öjeni hareketleri, modernizm ve milliyetçilik kavramlarının üzerinde yükselmiş hareketlerdir.

IV. ÖJENİ

Öjeni, güçlü olduğu öne sürülen ırkların sistematik olarak daha da güçlenmesini sağlamak amacıyla çeşitli kontrol araçlarıyla insan doğumlarının güçlü genlerin aktarılacağı şekilde yapılandırılmasıdır.[14] Öjeni kavramı 1883 yılında Galton tarafından ortaya atılmış, kelimenin orijinal halinde “eugenic” sözcüğündeki “eu” iyi, “genic” kelimesi ise doğurmak ve mahsul anlamlarını taşımaktadır. Kelime anlamı olarak “doğuştan iyi” veya “soydan asil” anlamlarına tekabül etmektedir.[15] Öjeni faaliyeti birçok şekilde vuku bulabilir. Bunlar, genlerini aktarması istenmeyen bireylerin kısırlaştırılması, izdivaç öjenisi,[16] istenmeyen genleri taşıyan bireylerin izole edilmesi yahut katli… 

Öjeninin düşünsel temelleri eski Yunan düşünürleri ve Platon’a kadar dayanmaktadır.[17] Öjeni düşünsel süreç sonunda oraya çıkarılan faaliyetin genel ismidir. Düşünsel temel olarak dayandığı şey ise Sosyal Darwinizm’dir. Darwin düşüncelerini doğayı temellendirmek amacıyla oluştursa da Darwin’in düşünceleri sosyal ve siyasi alanda da düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.[18] Sosyal Darwinizm görüşleri ise 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, öncelikle Amerika ve İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinde hatta Türkiye’de dahi kendisine “Öjeni” faaliyetleri biçimde uygulama alanı bulmuştur.[19]

A. SOSYAL DARWİNİZM

1. Genel Olarak

Sosyal Darwinizm en güçlünün hayatta kaldığını savunan bir ideolojidir.[20] Ancak ideolojinin isimlendirilmesi konusunda yoğun eleştiriler bulunur. Sosyal Darwinizm isimlendirmesinin, hatalı olacağı söylenebilir. Zira kuramı geliştiren Spencer, kuramı geliştirdiği tarih Darwin’in evrim teorisini öne sürdüğü “On Origin of Species” eserinden sekiz yıl öncedir. Spencer’in kuramı geliştirirken Lamarck’tan etkilendiğini öne sürmek daha isabetli olacaktır. Kuramın içeriğinde ise doğal seçilim kavramının en uygun olanın hayatta kalması, şeklinde topluma uyarlanması yatmaktadır.[21] Ancak çeşitli eleştirilere rağmen oturmuş terminolojiyi kullanmakta fayda vardır. Bu yüzden Sosyal Darwinizm başlıklandırması kullanılmaya devam edilebilir.

2. Sosyal Darwinizm Kuramının Oluşumu: Herbert Spencer

İngiliz filozof Herbert Spencer, düzenli okul eğitimi almamıştır. Kendi kendini yetiştiren biri olarak kabul edilir. Bunun etkileri çalışmalarında sıklıkla görülmektedir. Spencer çocukluğunda Protestanlığın katı ilkelerini ve radikal felsefeyi amcasından öğrenmiştir.[22] Bir süre demiryollarında mühendis olan Spencer, bir süre mühendislikle ilgili makaleler yayımlamışsa da toplumsal ve siyasal alandaki makalelerini de yayınlamaya bu süreçte başlamıştır.

Spencer’ın sosyal Darwinizme ile ilişkin görüşlerinin şekillenmesi devletin toplumdaki rolünden gelişmektedir. Spencer’a göre devlet hayata en az düzeyde müdahil olmalı ve bireylerin özgürlüklerine bırakabildiği tüm alanı bırakmalıdır. Bu bağlamda sosyal yardım, zorunlu eğitim, işsizlik maaşı gibi reformlara karşı durmuştur. Zira bu yardımlar toplumun en önemli dinamiğini derinden sarsmaktadır. Bu dinamik güçlü olanın hayatta kalması dinamiğidir. Spencer’a göre bu tür reformlar dinamiği yerle bir ederek, daha geri ve güçsüz bir toplum oluşmasına sebep olacaktır.[23]

Spencer, Lamarck’ın karakter özelliklerinin miras kalması iddiasına dayanarak, hayatta kalan güçlü kesimin genlerini bir sonraki nesle aktarmasını sağlayacak bu sürecin herhangi bir yolla baltalanmasına karşıdır. Fiziksel veya zihinsel olarak güçlü genlerin aktarılmasıyla entelektüel seviyesi yüksek bir toplum yaratılabilir.[24] Bu yüzden sosyal yardımlar ve zorunlu eğitim gibi “güçsüzlerin hayatta kalmasına yarayacak yardımların” yapılmaması gerektiği hususuna dikkat çekmesinin ardından; savaşlar, nüfus artışı, kıtlık ve salgın hastalıklar gibi faciaların güçlülerin güçsüzlerden ayırt etmede bir turnusol görevi göreceğini öne sürmektedir.[25]

Spencer doğal olarak ilerlemesi gereken yaşama müdahalelere karşı çıkmıştır. Bunun temelinde toplumu daha ileri taşıma, güçlü bir toplum yaratma gibi istekler bulunmaktadır. Onun görüşlerine göre ideal topluma ulaşma yönünde atılması gereken adımlar bu ve benzer adımlardır. Şüphesiz ki Spencer’ın bu düşünceleri modernizmin ışığı altında yapılmış yorumlardır. Zira modern dönemde ortaya konmuş ve modernizmin kapsayacağı şekilde bir ütopya ile ideale ulaşma düşüncesinden güç almaktadır. Bu noktada öjeni faaliyetlerin altında yatan Sosyal Darwinizmin, Modernite ve onun yol açtığı ulus devlet düşüncesinin bir ürünü olduğu öne sürülebilir.[26]

B. ÖJENİ FAALİYETLERİ

Öjeni iki farklı şekilde uygulama alanı bulabilmektedir: Bunlardan ilki pozitif öjenidir. Bu uygulamada çoğalması istenen genlerin çoğaltılması desteklenerek, amaca ulaşmak arzulanmaktadır. İkinci olarak negatif öjeni ise sağlıksız genlerin aktarılmasına engel olma çalışmalarından oluşur.[27] Öjeni faaliyetleri birinci ve ikinci dünya savaşı arasında doruk noktasına ulaşmıştır. Bu süreçte çeşitli devletler pozitif veya negatif birçok öjeni faaliyeti içerisine girmiştir. Amerika, Türkiye, İngiltere ve Almanya yalnızca bu devletlerden bazılarıdır. Öjeni faaliyetleri bu ve başka devletlerde kendisine uygulama alanı bulurken; evlilik kanunları, mali mevzuat, koruyucu sağlık hizmetleri, kısırlaştırma ve kitle iletişim araçlarına başvurmuştur.[28]

1. Amerika Örneği

ABD tarihi öjeni bakımından zengin sayılabilecek niteliktedir. Ancak bu zenginliği anlatabilmek için iki farklı perspektiften incelemek elzemdir. Zira ABD içerisindeki federe devletlerin gösterdiği öjeni faaliyetleri ile federal devletin gösterdiği öjeni faaliyetleri farklıdır. Bu noktada öjeni düzenlemeleri ulusal düzeyde hiç ele alınmamış, federe devletlerin düzenlemelerine konu olmuştur. Federal devlet tarafından ise gerçekleştirilen öjeni faaliyetleri göç dalgasıyla ilgili olmuştur.[29]

Federal devlette öjeni faaliyetleri ırkçı bir düzlemde negatif bir şekilde vuku bulur. Çeşitli göç yasaları ve kısırlaştırma politikaları ile ırklar düzlemine öjeni faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Tüm Avrupalılar değil yalnızca beyaz Kuzey Avrupalılar üstün ırk olarak kabul edilmiş ve Güney Avrupa, Asya, Afrika gibi yerlerden gelenler düşük nitelikli kabul edilmiştir. Bu üstün kabul edilen beyazların evlilikleri desteklenmiş ve nüfusunun artmasının istenmesiyle diğer ırklar negatif uygulamalara maruz kalmışlardır.[30]

2. Türkiye Örneği

Türkiye yaşadığı balkan savaşı ve sonrasında savaş ile geçen yıllar boyunca halk sağlığını yitirmiş ve ortaya hastalıklı, cılız bir toplum ortaya çıkmıştır. Bu toplumdan verim alınabilmesi, ülke güvenliği ve ekonomik nedenlerden dolayı Türkiye’de 1930’lu yıllarda sağlıklı, güçlü, gürbüz bir nesil oluşturma fikri yeşermiştir. Dolayısıyla dönemin diğer devletlerinde de oldukça popüler olan öjeni fikirleri ve Türkiye’de görülebilmektedir.[31] Türkiye’de görülen öjeni politikaları genellikle pozitif öjeni politikaları olup amaç; ırklar arasında bir hiyerarşi kurmak değil, halk sağlığını yükseltmek ve sağlıklı, güçlü bir nesil ortaya koymak olmuştur. Ancak öjeni düşüncesi yalnızca bu amaçla gelişmemiş, Almanya ve İtalya gibi devletlerin de etkisinde kalarak güçlü bir ulusal kimlik oluşturma amacını da taşımıştır.[32]

3. Almanya Örneği

Almanya’nın öjeni faaliyetleri “Weimar” döneminde başlamış ve “Nazi rejimi” ile tam anlamıyla ilgi görmeye başlamıştır. Öjeni faaliyetlerinin en şiddetli biçimde ortaya çıktığı ülkenin Almanya olduğu da söylenebilir. Zira ötanazi ve soykırıma varan faaliyetler, öjeni politikaları içerisinde Almanya’da vuku bulmuştur.

Naziler Almanların “aryan” ırk olduğu ve diğer milletlerden üstün olduğunu öne sürmüştür. Bunu destekleyen argümanları ise medeniyete dair var olan her şeyin bu aryan ırktan türediği ve medeniyete dair hiçbir şeyin başka milletlerden türemediği argümanıdır. Ayrıca Nazi ırkçılığının düşünsel temelinde tanrı iradesi kavramı yer almaktadır. Bu temelde hiçbir insan iradesinin tanrı iradesinden üstün olamayacağı görüşü hakimdir. Nazilere tanrının iradesi ise her ırkın kendi içerisinde üremesidir. Nasıl bir kurt yalnızca bir kurt ile ürüyorsa, bir Alman da bir Alman ile üreyebilir. Aksi halde tıpkı Yahudiler gibi tanrı iradesine karşı gelinen bir durum oluşacaktır.[33]

Bu bağlamda Almanya örneğinde oluşturulan ve idealize edilen özellikler ile çok çeşitli öjeni politikaları görülebilmektedir. Bunlar Alman vatandaşların kendi ırkı dışında kimselerle evlenmesinin yasaklanmasından başlayarak zihinsel ve bedensel engeli bulunan kimselerin ötanaziye maruz kalmasına kadar uzanır. Ancak maalesef politikalar bununla da sınırlı kalmayacaktır. Nazilerin düşünceleri kendilerinden aşağı olarak kabul ettikleri ırkların imha edilmesi gerektiğine kadar uzanacaktır.[34]

SONUÇ

Modernizm içerisinde barındırdığı ideale ulaşma ve ütopya düşünceleri ile öjeni politikaların doğumuna vesile olmuştur. İnsanlık modernizm çağında bilgi ve akıl yoluyla ilerleme gayreti içerisinde kendi ideallerini oluşturmuş ve bu ideallere ulaşma çabasında abartılı eylemlere başvurmuştur. Öjeni politikalarının abartılması ve ırkçılık düşünceleri ile şekillenmesi de bu başvurulan metotlara iyi bir örnek teşkil eder. Bu bağlamda modernizm ve modernizm ile gelişen milliyetçilik anlayışının sonucu olan öjeni politikalarının halk sağlığını ileri taşıma ve meşru bir millet olgusu oluşturma faydalarının yanında pek çok insanın bireysel özgürlüklerini kısıtlanması ve çekirdek alanına müdahale edilmesini de içermektedir. Bu bağlamda öjeni faaliyetleri modernizm sonrası dönemi tetikleyen bir katalizör olmuş ve postmodern durumun[35] ortaya çıkmasına da etki etmiştir. Zira tek bir idealin doğru olduğu kabulünün, en şiddetli yaşandığı alanlardan birisi de öjenidir. Bu da postmodernizmi doğuran bunalımın tetikleyicilerinden olmuştur.


[1]Modern kelimesi Latince “modernus” kelimesinden gelmektedir. Hristiyanlığın kabulü döneminde Roma’da eski pagan kültüründen ayrılığı ve Hristiyanlığın kabulünü anlatmak için kullanılmıştır. Günümüzde ise modern kelimesi; bugüne, yaşadığımız çağa ait olana ve yeni olana işaret eder (Yükselbaba, Postmodernizm ve Hukuk, s. 1).

[2] Metin Gültekin, Charles Baudelaire ve Modernizm, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi www.e-sosder.com Kış -2007 C. 6, S. 19 (82-94).

[3] Marshall Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim yayınları, 1994, s. 29.

[4] Marshall Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim yayınları, 1994, s. 29.

[5] Marshall Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim yayınları, 1994, s. 30.

[6] Marshall Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim yayınları, 1994, s. 28.

[7] Özgen, Milliyetçilik Kuramları (Umut Özkırımlı) Yayını Kritiği, Doğu Batı Yayınları, 2017, s. 304.

[8] Akıncı, Milliyetçilik Kuramları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2014

[9] Kargıoğlu, Swastıka Geceleri: Nazizim, Modernizm, Feminizm, s. 111.

[10] Akıncı, Milliyetçilik Kuramları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2014.

[11] Akıncı, Milliyetçilik Kuramları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2014.

[12] Akıncı, Milliyetçilik Kuramları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2014, s.139 (naklen) Özkırımlı, Umut (2008), Milliyetçilik Kuramları; Eleştirel Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, Ankara s.77

[13] Akıncı, Milliyetçilik Kuramları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2014.

[14] Ömer Said Gönüllü, Sızıntı Dergisi, Ekim 2006, sayı 333.

[15] Eryücel, A Comparative Analysis on Policy Making in Western Countries and Turkey in the Context of Eugenics, International Conference On Eurasian Economies 2017, s. 132.

[16] Sevcan Başboğa Özen, Erken Cumhuriyet Döneminde Sağlıklı Bir Beden İnşası: Çocuk Dergilerinde “İzdivaç Öjeniği”, VI. Yıldız Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, 12-13 Aralık 2019, s. 44.

[17]Platon’a göre devlete fayda gösterenlerin, özellikle savaşlardaki kahramanlıkların üzerinde durulmuştur, yine onlar gibi olan, “iyi” bireylerle evlendirilmesi hatta bu evliliklerin devlet tarafından zorunlu tutulması gerekir. (Platon, Devlet, 7. Basım, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2003, s. 135-137.)

[18] Şahin/Hacettepe HFD, 7(1) 2017, 565–584, Sosyal Darwinizm, Nazizm ve Hukuk İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme (naklen)  Heywood, Andrew, Siyasi İdeolojiler, (Çev. A. K. Bayram, Ö. Tüfekçi, H. İnaç, Ş.Akın, B. Kalkan), 5. Basım, Liberte Yayıncılık, Ankara, 2013, s. 67.

[19] Sevcan Başboğa Özen, Erken Cumhuriyet Döneminde Sağlıklı Bir Beden İnşası: Çocuk Dergilerinde “İzdivaç Öjeniği”, VI. Yıldız Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, 12-13 Aralık 2019, s. 44, Şahin/Hacettepe HFD, 7(1) 2017, 565–584, “Social Darwinism and Eugenics”, The Cambridge Companion to Darwin, (Ed. Jonathan Hodge), Cambridge University Press, Cambridge, 2006, s. 235.

[20] İ. Dursunoğlu/Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016, 6 (1), 210-221 (naklen Tienken, H. C. (2013). Neoliberalism, Social Darwinism, and Consumerism Masquerading as School Reform, Interchange 43(4) 295-316..

[21] İ. Dursunoğlu/Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016, 6 (1), 210-221, (naklen) Tosun, C. M. (2010). Liberalizm ve Sosyal Darwinizm Karşısında John Rawls, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 10, 81-94.

[22] İ. Dursunoğlu/Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016, 6 (1), 210-221

[23] Spencer, Devlete Karışı İnsan, Litera Yayıncılık.

[24] İ. Dursunoğlu/Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016, 6 (1), 210-221.

[25] İ. Dursunoğlu/Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016, 6 (1), 210-221 (naklen) Taslaman, C. (2013). Evrim Teorisi Felsefe ve Tanrı, 6. Baskı, İstanbul, İstanbul Yayınevi. S.146

[26]  Akçiçek, Faşizmin Kültür Kodları ve Irkçılıkta Bir Uç Nokta: Öjeni, Birikim Dergisi, 6 Eylül 2011 Salı, (naklen) Bauman, Zygmunt , Modernity, Racism, Extermination, Teories of Race and Racism, Edited by Les Back and John Solomons, Routledge, Oxon, 2000, s. 212.

[27] Eryücel, A Comparative Analysis on Policy Making in Western Countries and Turkey in the Context of Eugenics, International Conference On Eurasian Economies 2017, s. 132.

[28] Eryücel, A Comparative Analysis on Policy Making in Western Countries and Turkey in the Context of Eugenics, International Conference On Eurasian Economies 2017, s. 132.

[29] Kevles, From Eugenics to Patents: Genetics, Law, and Human Rights, 2011, s. 2.

[30] Eryücel, A Comparative Analysis on Policy Making in Western Countries and Turkey in the Context of Eugenics, International Conference On Eurasian Economies 2017, s. 133.

[31] Sevcan Başboğa Özen, Erken Cumhuriyet Döneminde Sağlıklı Bir Beden İnşası: Çocuk Dergilerinde “İzdivaç Öjeniği”, VI. Yıldız Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, 12-13 Aralık 2019, s. 44.

[32] Sevcan Başboğa Özen, Erken Cumhuriyet Döneminde Sağlıklı Bir Beden İnşası: Çocuk Dergilerinde “İzdivaç Öjeniği”, VI. Yıldız Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, 12-13 Aralık 2019, s48 (naklen) Alemderoğlu, “Öjeni Düşüncesi”, 2002, s. 415-420.

[33] Eryücel, A Comparative Analysis on Policy Making in Western Countries and Turkey in the Context of Eugenics, International Conference On Eurasian Economies 2017, s. 135.

[34]Eryücel, A Comparative Analysis on Policy Making in Western Countries and Turkey in the Context of Eugenics, International Conference On Eurasian Economies 2017, s. 136.

[35] Lyotard, Postmodern Durum, BilgeSu Yayıncılık, Baskı 2, 2014.


TEŞEKKÜR: Her ne kadar bu çalışmanın tatmin edici bir çalışma olmadığını düşünsem de ilk çalışmamı hazırlanmamda bana yol gösteren ve yardımcı olan Ahmet Fevzi KİBAR hocama ve bu süreçte benimle birlikte olan Akademik Çalışma Grubu arkadaşlarıma teşekkür ederim. Ayrıca yazımı kontrol eden Şule DOĞRU dostuma ve Leyla KOCAÇOBAN hocama ayrıyeten hürmetlerimi sunarım.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, MODERNİZM ve ÖJENİ bu konu hakkında destek alabilirsiniz...