Pratik Çalışma

MİRAS HUKUKU PRATİK ÇALIŞMA (2)

MİRAS HUKUKU PRATİK ÇALIŞMA (2)
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

ŞEKLİ ANLAMDA ÖLÜME BAĞLI TASARRUF – MADDİ ANLAMDA ÖLÜME BAĞLI TASARRUF – HÜKÜMSÜZLÜK

1. KISIM

Aşağıdaki küçük olaylarda belirtilen maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufları tespit ederek, aralarındaki farkı açıklayınız?

OLAY I: Ali Bey, vasiyetnamesinde dostu olarak nitelendirdiği Can’a arabasını bırakmış; diğer bir dostu olan Cihan’a da mirasının onda birinin kalmasını istemiştir.

Cevap: Ali Bey’in, Cihan’a mirasının onda birini bırakma iradesi; TMK m. 516/1’e göre, “Mirasbırakan, mirasının tamamı ya da belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi mirasçı atayabilir” hükmü kapsamına dahil olan bir mirasçı atama hukuki işlemidir. Mirasçı atanmasında önemli olan husus, lehine tasarruf yapılan kimseye, terekedeki belli bir mal veya malvarlığı değeri değil terekenin tamamı ya da belli bir orandaki kısmının bırakılmasıdır.

            Eğer terekenin belli bir orandaki kısmı değil de terekede bulunan belirli bir mal veya malvarlığı değeri bırakılıyorsa burada vasiyet tasarrufu söz konusu olur. Vasiyet tasarrufu, belirli mal bırakma kenar başlığı ile TMK m. 517’de düzenlenmiştir. İlgili hükme göre “Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada” bulunuyorsa ortada bir vasiyet tasarrufu söz konusudur. Dolayısıyla Ali Bey’in, Can lehine arabasını bırakma iradesi vasiyet tasarrufu niteliğinde bir hukuki işlemdir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki: Eğer Ali’nin terekesinde bulunan malvarlığının çoğunluğunu oluşturan nokta arabası olsaydı o zaman farklı bir yorum yapmamız gerekirdi. Zira her ne kadar Ali’nin sözleri bir vasiyet tasarrufundan ibaret olsa da yapmaya çalıştığı işlem malvarlığının büyük bir kısmını ona bırakmak olduğundan bir mirasçı atama olarak değerlendirilebilecektir. Her somut olay özelinde bu noktaları göz önünde bulundurarak değerlendirme yapılmalıdır.

Lehine mirasçı atama işlemi yapılan kişi atanmış mirasçı olurken lehine vasiyet tasarrufu yapılan kişi vasiyet alacaklısı olur. Bunun hukuki sonuçları farklıdır: Öncelikle, mirasçı atanan kişi başka bir işleme gerek kalmaksızın derhal, kendiliğinden miras ortaklığına dahil olur ve bu ortaklığın hak, yetki, borç ve sorumluluklarını üstlenir. Oysa vasiyet alacaklısının sadece söz konusu tasarruf açısından bir alacak hakkı elde eder. Bu alacak hakkını miras ortaklığına yönelterek hakkını elde edebilir. Ayrıca miras ortaklığının haklarına sahip olmadığı gibi borçlarından da sorumlu değildir. Onun sorumluluğu ancak alacak hakkı konusuna ait bir borç varsa söz konusu olur.

OLAY II: Nermin Hanım’ın vasiyetnamesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Cenazeme katılıp benim arkamdan gözyaşı döken sevenlerime mirasımdan 1000 tl verilsin”.

Cevap: Olayımızda TMK m. 517 kapsamında bir vasiyet tasarrufu işlemi söz konusudur. Bir önceki olayda vasiyet tasarrufu ile ilgili açıklamalarımızı yenilemeden başka hususlara değinelim.

Öncelikle vasiyet tasarrufunun birçok türü mevcuttur: alt vasiyet, ön vasiyet, alacak vasiyeti, ibra vasiyeti, intifa vasiyeti, irat vasiyeti gibi. Bu vasiyet türleri bazen iç içe de geçebilir.

Somut olayımız bu açıdan değerlendirildiğinde, cenazeye katılıp gözyaşı döken kişilere 1000 tl verilmesi vasiyet edilmiştir. Olayımızda vasiyetin konusunu belirli bir miktar paranın verilmesi oluşturduğundan çeşit vasiyeti (belirli mal vasiyeti) söz konusudur.  

Ancak somut olayımızda vasiyet alacaklısı olacak kişilere bu alacak hakkının muhatabı olmak için cenazeye katılıp gözyaşı dökme şartı öngörülmüştür. Dolayısıyla burada bir başka maddi anlamda ölüme bağlı tasarruf şekli olan koşul (şart) devreye girmektedir. Nermin’in mirasından 1000 tl vasiyet alacaklısı olabilmek için bu koşulun yerine getirilmesi aranacaktır.

TMK m. 515’ e göre, “Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir”. Koşul, esasen bir borçlar hukuku kavramıdır. Onu tanımlarken bu hukuk dalından yararlanılır. Bu tanıma göre koşul; bir hukuki işlemin sonuçlarının, gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan bir olaya bağlanmasıdır. Hukuki işlemin sonuçlarının ortaya çıkabilmesi için koşulun gerçekleşmesi gerekiyorsa burada geciktirici (taliki) şart vardır (TBK m. 170). Eğer hukuki işlem sonuçlarını doğurmaya başlamış ve koşulun ortaya çıkması ile ortadan kalkıyorsa burada da bozucu (infisahi) şart vardır (TBK m. 173).

Konusu hukuka ve ahlaka aykırı, anlamsız ve yalnız başkalarını rahatsız edici, imkânsız olan koşullar geçerli hukuki sonuç doğurmazlar. Somut olayımız açısından da koşulun böyle bir nitelikte olup olmadığı tespit edilmelidir.

OLAY III: Mithat Bey, nadide köstekli saat koleksiyonunun nesilden nesile aktarılmasını arzu etmektedir. Bu arzuyla şöyle bir vasiyetname yazar: “Ömrümü vererek oluşturduğum saat koleksiyonum önce oğlum Selim’e kalsın. Oğlum Selim’de 20 yıl kaldıktan sonra da onun çocuklarından Barış’a, Barış hayatta değilse Sema’ya, o da hayatta değilse kızım Şenay’ın oğlu Salim’e kalsın.

Cevap: Mithat Bey, koleksiyonunun nesilden nesile ulaşması için önce oğlu Selim’e kalmasını ondan sonra da vasiyetnamesinde belirlediği sıraya göre torunlarından hayatta olana kalmasını irade etmiştir. Böylece Mithat, koleksiyonunun torunlarına geçmeden önce oğluna geçmesini vasiyet etmiştir. Yasal mirasçı lehine miras payından ayrı olarak bir malvarlığı değerinin bırakılması söz konusu olduğundan olayda saat koleksiyonunun Selim’e bırakılmasına ilişkin tasarruf hukuki niteliği itibariyle bir ön vasiyettir. Bu şekilde yapılmış olan bir tasarrufun ön vasiyet mi yoksa mirasbırakan tarafından konulmuş bir paylaşma kuralı mı olduğundan kuşku duyulması halinde, karine paylaştırma kuralı olması lehinedir. Nitekim TMK m. 647/III uyarınca “Aksini arzu ettiği tasarrufta anlaşılmadıkça, mirasbırakanın tereke malını bir mirasçıya özgülemesi, vasiyet olmayıp sadece paylaştırma kuralı sayılır.

Saat koleksiyonunun Selim’de 20 yıl kaldıktan sonra Barış’a bırakılmasına ilişkin tasarruf, art vasiyet alacaklısı atama tasarrufudur. Barış, art vasiyet alacaklısı iken, Selim ön vasiyet alacaklısıdır.Somut olayımızda bir vasiyet (belirli mal bırakma) tasarrufu ile önce koleksiyon ön vasiyet alacaklısı Selim’e, Selim’den sonra da art vasiyet alacaklısı olan Mithat’ın torunu Barış’a kalması vasiyet edilmiştir. Mithat, ayrıca Barış söz konusu devir tarihinde hayatta olmaması ihtimaline karşı Sema veya Salim’i de yedek vasiyet alacaklısı olarak öngörmüştür (TMK m. 520). Sözü edilen tasarruf, yedek vasiyet alacaklısı atama niteliğindedir.

OLAY IV: Ayşe, yurtdışından getirttiği değerli porselen takımının kızı Hale’ye kalmasını arzu etmektedir ve bu hususu vasiyetnamesinde belirtir.

Cevap: Muris Ayşe’nin iradesinin ne tür bir ölüme bağlı tasarruf olduğu noktasında karşımıza iki ihtimal çıkar: ya miras taksimi noktasında bir hukuki sonuç arzu edilmiştir, ya da kendi yasal mirasçısını aynı zamanda porselen takımı için vasiyet alacaklısı kılmak istemiştir. Burada yapılacak yorum ve tespit sonucunda eğer burada irade edilenin Hale’ye düşecek miras kısmında mutlaka porselen takımının yer alması ise bu durumda Hale zaten birinci zümre yasal mirasçı olduğu için mirasın taksimi sonucunda ortaya çıkacak paylaşımda kendisine bu porselen takımının verilmesi gerekir. Bu durumda Hale, miras ortaklığına dahil olan mirasçı sıfatıyla bu porselen takımının kendiliğinden sahibi olacaktır.

Eğer Ayşe’nin iradesi kızı Hale’yi yasal mirasçılık payı dışında söz konusu takım için vasiyet alacaklısı kılmak da olabilir, ki bu durumda ön vasiyet söz konusu olur. Bu durumda Hale, yasal mirasçılık sıfatının yanında söz konusu porselen takımı için vasiyet alacaklısı olacaktır. Bu durumda vasiyet tasarrufunun borçlusu Hale’nin de içerisinde bulunduğu elbirliği mülkiyet hükmünün geçerli olduğu miras ortaklığıdır. Hale ve diğer miras ortakları hep birlikte bu borcun muhatabı ve sorumlusudurlar. Söz konusu vasiyet tasarrufunun alacaklısı ise Hale olacaktır.

TMK m. 600/2’ye göre, konusu porselen takımı olan vasiyet alacağı, Ayşe’nin ölümü ile doğar; vasiyet yükümlüsü olan kişi veya kişilerin mirası kabul etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel hale gelir. Eğer söz konusu vasiyet alacağı geciktirici şarta örneğin, Hale’nin üniversiteyi bitirmesi yahut evlenmesi şartına bağlanmışsa bu durumda vasiyet alacağı ölüm anında değil geciktirici şart gerçekleşince doğar. Eğer bozucu şarta bağlanmışsa yine Ayşe’nin ölüm anında borç doğar fakat şart gerçekleşince vasiyet hükümsüz hale gelir.

Vasiyet alacağı açısından zamanaşımı TMK m. 602’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Vasiyet alacaklısının dava hakkı, ölüme bağlı kazandırmayı öğrenmesinden veya vasiyet borcu daha sonra muaccel olacaksa muaccel olma tarihinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar”. Sağlıklı hukuki sonuçlar elde edebilmek için zamanaşımı hükümlerini, muacceliyet hükümleri ile birlikte düşünmek ve yorumlamak gerekir.

2. KISIM

Aşağıdaki küçük olayları kendi içlerinde belirtilen soruları esas alarak cevaplayınız:

OLAY V: Süleyman’ın ölümü üzerine ortaya çıkan el yazılı vasiyetnamesinde, mirasının tamamını vefatından sonra başka birisiyle evlenmemesi şartıyla çok sevdiği eşi Sevilay’a bıraktığı ortaya çıkmıştır. El yazılı vasiyetnamenin tamamı el yazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır.

Soru 1: Söz konusu vasiyetnamenin geçerliliğini şekli açıdan değerlendiriniz.

Ölüme bağlı tasarruf işlemi yapabilmek için Miras Hukuku’nda iki hukuki işlem türü öngörülmüştür (numerus clausus ilkesi): Vasiyetname düzenleme (tek taraflı hukuki işlem) ve Miras Sözleşmesi (iki taraflı hukuki işlem) yapmaktır. Somut olayımızda muris Süleyman tek taraflı bir hukuki işlem olan vasiyetname işlemi ile maddi anlamda bir ölüme bağlı tasarrufta bulunmuştur. Şekli anlamda vasiyetname oluşturmanın üç yolu vardır: Bunlar; resmi, el yazılı ve sözlü vasiyetnamedir. Somut olayımızda bir el yazılı vasiyetname yapılmak istenmiştir.

Kanun koyucu TMK m. 538’de, el yazılı vasiyetnamenin nasıl yapılması gerektiğini (kanuni geçerlilik şeklini) belirlemiştir. Buna göre el yazılı vasiyetname; başından sonuna kadar murisin el yazısıyla yazılmış olmalı, imzalanmalı ve yıl, ay ve gün gösterilerek vasiyetnamenin düzenlenme tarihi açıkça belirtilmelidir. Tarih de murisin el yazısıyla yazılmalıdır. Somut olayımızda vasiyetnamenin tamamı el yazısıyla yapılmış ve imzalanmıştır. Ancak tarih şekil şartı gerçekleşmemiştir. Halbuki ilgili hükümde bu üç şartın tamamı da vasiyetnamenin hukuken geçerli olarak kurulabilmesi için şart koşulmuştur.

Soru 2: Söz konusu vasiyetnamenin geçerliliğini içerik açısından değerlendiriniz.

Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf işlemleri (araç) ile yapılmak istenen maddi anlamda ölüme bağlı bir tasarruf (amaç) gerçekleştirebilmektir. Bu sebeple gerek aracın gerekse de amacın hukuka uygun olması gerekir ki murisin son arzuları (iradeleri) doğru bir biçimde anlaşılıp uygulanabilsin.

Söz konusu aracın kanuni geçerlilik şartlarını bir önceki soruda inceledik. Bu soruda ise bu araç ile ulaşılmak istenen amacın kanuna uygun olup olmadığını inceleyelim. Öncelikle herhangi bir muris mirasının üzerinde kanuni sınırlar çerçevesinde istediği gibi tasarrufta bulunabilir. Somut olayda Süleyman, mirasının (terekesinin) tamamını için eşi Sevilay’ı mirasçı olarak atama olan maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufu gerçekleştirmek istemiştir. Burada kanunda eşler için öngörülen yasal mirasçılık oranından farklı bir irade ortaya koyulmak istenmektedir. Mirasbırakanın bir yasal mirasçısını tasarruf nisabı oranında mirasçı atması mümkündür. Böyle bir durumda mirasçı yasal miras payının üstünde olan pay oranında mirasçı olarak atanmıştır. Ancak bu durumda gerçek bir mirasçı atama değil, yasal mirasçının miras payının genişletilmesi söz konusudur.

Süleyman, eşi Sevilay’ı terekesinin tamamı için mirasçı atarken aynı zamanda bu mirasçı atama tasarrufunu bir koşula (şarta) bağlamıştır. Yukarıda şart ile ilgili olayda detaylı bilgi verdiğimiz için burada sadece bu şartın hukuken geçerli olup olmadığı değerlendirmesini yapmalıyız. TMK m. 515/2’ye göre, “hukuka ve ahlaka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar”. Dolayısıyla öngörülen koşul, evlenmemenin kanuna veya ahlaka aykırı olup olmadığı tespit edilmelidir. Türk-İsviçre öğretisinde hâkim görüşe göre, evlenme yasağı koşulunun kişilik hakkına (TMK m. 23) aykırı olması sebebiyle hükümsüz olduğu savunulmaktadır. Azınlıktaki bir görüşe göre; murisin, objektif olarak caiz görülebilir saikler ve temiz hislerle hareket ettiği hallerde, istisnaen evlenme veya evlenmemeye ilişkin koşulların geçerli kabul edilebileceği ileri sürülmektedir. Bu husustaki Yargıtay uygulamasında ise farklı kararlar mevcuttur.

Eğer hâkim görüş kabul edilirse söz konusu koşul geçersiz olduğu için buna bağlı olan ölüme bağlı tasarruf da (mirasçı atama tasarrufu) geçersiz olacaktır.

Soru 3: Önceki sorularda yapılan değerlendirmelere göre vasiyetnamenin geçerliliğini değerlendiriniz.

Miras Hukukunda ortaya çıkan ölüme bağlı tasarrufların hükümsüzlüğü açısından iki sonuç öngörülmüştür: Bunlardan biri, ölüme bağlı tasarrufun kanun gereği kendiliğinden hükümsüz olmasıdır. Diğeri ise, ölüme bağlı tasarrufun iptalidir. Bu iki hükümsüzlük dışında ayrıca ölüme bağlı bir tasarrufun kurucu şartlarının eksikliği sebebiyle yokluk durumu da söz konusu olabileceği de unutulmamalıdır.

Kendiliğinden hükümsüz olma sebepleri: evlilik birliğinin ölüm ve gaiplik dışında sona ermesi (TMK m. 181/1, 159), lehine ölüme bağlı tasarrufta bulunulan kişinin muristen önce ölmesi (TMK m. 548/1, 580/2, 581/2) veya mirastan yoksun kalması (TMK m. 578), bozucu şartın gerçekleşmesi (TBK m. 173/2) ya da geciktirici şartın gerçekleşmemesidir (TBK m. 170/2). Bu sebepler iptal sebepleri gibi tek bir maddeden değil farklı medeni hukuk hükümlerinden çıkarılmaktadır.

İptal sebepleri ise TMK m. 557’de belirtilmiştir. Gerek 1. Soruda belirtilen kanunda öngörülen şekle uyulmaması (557/b.4) gerekse 2. Soruda belirtilen koşulun kanuna aykırı olması durumu (557/b.3) bir iptal sebebi teşkil eder. Aynı durumlar Borçlar Hukuku açısından birer kesin hükümsüzlük sebebi iken Miras Hukuku açısından bir iptal sebebi olarak öngörülmüştür. Zira Miras Hukuku’nda, ölen bir kişinin son arzularının mümkün mertebe yerine getirilme ilkesi hakimdir.

İptal davasını TMK m. 558/1’e göre, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. İptal davası açılıp iptal edilmedikçe iptale konu teşkil eden ölüme bağlı tasarruf geçerli bir hukuki işlem gibi sonuç doğurmaya devam eder. Onun hüküm doğurması istenmiyorsa, bozucu yenilik doğuran bir dava olan iptal davasının açılması gerekir.

OLAY VI: Mehmet, oğluKamuran ile ileride doğacak miras hakkının tamamına ilişkin olarak bir mirastan feragat sözleşmesi akdetmiştir. Kamuran bu sözleşmeyi akdederken herhangi bir karşılık almamıştır.

Soru: Söz konusu tasarrufun hukuki niteliği ve sonuçları nedir?

Mirastan feragat bir maddi anlamda ölüme bağlı tasarruftur. Bu tasarruf ancak miras sözleşmesi ile yapılabilen yegâne ölüme bağlı tasarruftur. Vasiyetname ile yapılması mümkün değildir. Zira mirasçı burada mirasçılık durumunu etkileyen bir işlem yapmaktadır. Pratik açıdan önemi bu sözleşme ile saklı pay mirasçıları ile yapılması ile olur. Zira saklı paylı mirasçıların saklı payı dışındaki terekesi üzerinde muris istediği gibi tasarruf edebilir. Yani yapacağı ölüme bağlı tasarruf ile istediğini kişiyi mirasçı atayıp istediğini kişiyi mirasından mahrum bırakabilir. Ancak saklı paylı mirasçılar konusunda kanunda öngörülen mirastan çıkarma sebebi yoksa bu durumda onların mirasçılıktan veya belirli bir miktar miras payından uzaklaştırılmalarının yolu mirastan feragat sözleşmesinin yapılmasına bağlıdır.

Somut olayımızda mirastan feragat sözleşmesinin diğer tarafı Kamuran, murisin oğlu (altsoyudur). Altsoy yasal mirasçılar, saklı paylı mirasçıdır. Olayda Kamuran ile Mehmet arasında tam feragat yapılmıştır. Zira Kamuran ileride doğacak bütün miras hakkından vazgeçmektedir. Mirastan feragat tam olabileceği gibi, kısmi de olabilir. Eğer kısmî feragat yapılsaydı feragat edenin payı azalır veya saklı payın korumasından yararlanamaz ancak yine de mirasçı kalmaya devam ederdi.

Bu durumda Mehmet’in terekesi paylaştırılırken sanki Kamuran, Mehmet öldüğünde hayatta değilmiş gibi göz ardı edilerek belirleme yapılacaktır.

Feragat sözleşmesinin; ivazlı ve ivazsız yapılmasına (belirli bir karşılığının olup olmamasına) göre de farklı sonuçları ortaya çıkmaktadır. Özellikle altsoya etkisi açısından farklı sonuçlar doğmaktadır. TMK m. 528/3’e göre, “Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur”. İsviçre Hukuku’nda feragatın ivazlı olup olmamasının altsoya etkisi aynıdır; altsoy da mirasçı olamaz. Ancak Türk Hukuku’nda söz konusu hüküm ile farklı bir düzen kabul edilmiştir. Hükmün mefhum-u muhalifinden yola çıkıldığında bir karşılık alınmadan yapılan mirastan feragatin altsoyu etkilemeyeceği anlaşılmaktadır. Öğretide bu konu açısından tartışmalı husus kanunda belirtilen “aksi öngörülmedikçe” ibaresinin ivazsız feragat hali durumunda öngörülecek bir hüküm ile altsoyun da mirasçılıktan uzaklaştırılıp uzaklaştırılamayacağıdır. Bu konuda hâkim görüş, böyle bir şartın öngörülemeyeceğidir. Kanaatimce, kanun hükmünde “aksi kararlaştırılmadıkça” ibaresi ile öngörülmek istenen şey ivazlı feragat halinin, altsoya olumsuz etkisinin ortadan yine taraf iradeleriyle kaldırılabileceğidir. Bunu kanunun amacına aykırı olarak zıt anlamına uygulamaya çalışmak doğru değildir.

NOT1: Bu pratik çalışma şahsıma ait orijinal bir çalışma olup izinsiz ve atıfsız (linksiz) paylaşılması FSEK uyarınca yasaktır.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, MİRAS HUKUKU PRATİK ÇALIŞMA (2) bu konu hakkında destek alabilirsiniz...