(Matematikten Allah’a, Denklemden Gayba)

Matematik biliminin iki temel fonksiyonu vardır. İlki, bilinen faktörleri kullanarak (bunlarla yapılan çeşitli işlemler ile toplama, bölme, çarpma, türev, integral gibi) yeni bir bilinen faktör veya sonuç elde etmektir. Yani bilinenden yola çıkarak yeni bir bilinen elde etmektir. İkincisi ise bilinen faktörler kullanılarak bilinmeyen yeni bir faktör veya sonuç elde etmektir. Yani bilinenleri kullanarak bilinmeyeni bilmeye çalışmaktır.

Matematik ilminin özü, temel konusu, bütün konularının kavşağı, sorun çözme metotlarının en temel odak noktası denklemdir. Yani denklem kurma yöntemidir. Matematikte kullanılan sayılar, onun alfabesi; dört işlem temel kelimesidir. Denklem ise anlamlı cümleler kurma aracıdır. Yani sayılar ve işlemler kullanılarak denklemler (eşitlik veya eşitsizlikler) oluşturulur. Böylece malum olandan yeni malumatlar elde edilir yahut bilinenden bilinmeyene bir yolculuk başlar. Örneğin bir çeşme bir havuzu dört saatte dolduruyorsa aynı nitelikte iki çeşme kaç saatte doldurur sorusuyla karşılaştığımızda bir denklem kurarız. Çeşmenin saatlik varidatına x deriz. Dolayısıyla havuzun hacminin 4x olduğunu sonuçlamasına gideriz. Aynı iki çeşme saatte 2x varidat ortaya koyar. Dolayısıyla havuzun 4x’lik hacmine bu iki çeşme iki saatte ulaşır. Burada bize malum olan bilgiyi kullanarak başka bir malumat elde ettik. Yani bilgimiz ile yeni bir bilgi elde ettik. Bu üretim işleminin aracı ise denklemdir.

Eğer diğer çeşme havuzu tek başına iki saatte doldursa idi bu durumda onun saatlik varidatına 2x diyecektir. Böylece iki çeşmenin saatlik varidatını bilmesek de onları birbirine kıyas edebilir hale gelecektik. Yani birinci çeşmenin saatlik varidatı ancak ikinci çeşmenin yarısı kadardır. Böylece denklemimizde bilinmeyen olsa da biz bildiklerimizden yola çıkarak bazı bilgiler elde etmiş olurduk.

Eğer soru şöyle olsaydı; saatlik varidatı 50 litre olan bir çeşme ile 25 litre olan iki çeşme bir havuzu 4 saatte dolduruyorsa biz görmediğimiz bilmediğimiz o havuzun kaç litre su aldığını elimizdeki bilgilerden yola çıkarak öğrenebilirdik. Yani kuracağımız denklemin bir tarafına bildiklerimizi 4 x (50 + 25) = diğer tarafına ise bilmek istediğimizi (havuzun hacmi) yazacaktık. Böylece havuzun 300 litre su aldığını tespit edebilecektik.

İnsanın duyularıyla ve diğer aza ve duygularıyla bu dünyada gördüğü, bildiği, hissettiğine malumat diyoruz. Bir diğer deyişle bizzat tecrübe edip gerçekliğinden şüphe etmediğimiz şeyler. İşte Allah, ayetlerde bize bunu emrediyor. Şahit olduklarımızdan yola çıkarak görmediğimiz, şahit olmadığımız gayp hakkında denklemler kurup iman etmemizi. Develere bakmaz mısınız? Dağlara bakmaz mısınız? Düşünmez misiniz? Kirli bir meniden bir insanın nasıl yaratıldığına hayret etmez misiniz? Adi bir topraktan çıkan âli gıdaları, çiçekleri, ağaçları görmez misiniz? İşitmez misiniz? Denklem kurmaz mısınız?

Yani bak ve gör. Denklem kur.

Birkaç denklem kuralım.

Örneğin bir çikolata fabrikası. Fabrikaya girenleri denklemin bir tarafına yazalım. Çıkan sonucu diğer tarafa.

Girenler (kabaca): çikolata, süt, şeker, fındık = Çıkan (çikolata)

Denklemde bir eşitsizlik var mı? Yani çıkan sonuçta girenlerin hepsi mevcut mu? Bir eksik var mı? Bir diğer deyişle 1+2+3+4 toplamından 10 bulunmuş mu?

Evet. Çikolatada; girenlerin hepsinin tadı, aroması ve katkısı mevcut. Çikolatayı tattığımızda buna şüphesiz emin oluyoruz. Eğer denklemin sonuç tarafına portakallı çikolata yazsaydık bu yanlış, şüpheli yani eşitsiz bir denklem olacaktı. Fabrikaya hiç portakal girmeden portakallı bir çikolata üretmek mümkün değildir. Bunda hiçbir şüphemiz olmuyor.

Peki, İnek yani süt fabrikasını düşünelim: {süt fabrikası}

Giren: ot ≠ Çıkan: süt

İneğin yediği otun rengi, kokusu ve tadı ile inekten çıkan sütün rengi, kokusu ve tadı arasında hiçbir uyum ve mantıksal doğruluk mevcut değil. Ayrıca sütün üretim merkezinin kan ve fışkı odaları arasında bulunması ve bundan etkilenmemesi boyutuna ve ineğin bu üretimi gerçekleştirmek için sahip olması gereken ilim, irade, kudret boyutuna hiç girmiyorum. En basit olanı irdeliyorum. Demek ki denklemde bir bilinmeyen mevcut…

Dolayısıyla denklemi yeniden kurmamız gerekiyor. Yani süte nispeten adi nitelikte olan ottan (hiçbir insan otun tadını süte tercih etmez) sütün çıkması için denklemin giren kısmına bir müdahale yani x işlemi yapılmalı. Demek ki burada bir müdahale var. Ve bu müdahale fiziki değil. Zira fiziki bir müdahale ezme, doğrama, suyunu sıkma gibi olsaydı inekten çıkan şey ot suyu olurdu. Dolayısıyla denklemin bu kısmında bir metafizik müdahale mevcuttur. Bunu da gerek inanan olsun gerek inanmayan olsun kimse inkâr edemez.

{süt fabrikası}

Giren: ot + x = çıkan: süt

Giren: ot + (metafizik müdahale) = çıkan: süt

Buradan sonrası artık kişinin vasıflandırmasına kalıyor. Biz insanı aciz bırakan (bütün insanlığın toplanıp ilmini, iradesini, kudretini birleştirip yapamayacağı bu işi) bir inek ve bütün ineklerdeki bu işlemi mucize olarak vasıflandırıyoruz.

Giren: ot + (ilahi müdahale) = çıkan: süt

Giren: ot + (mucize) = çıkan: süt

            Basit bir denklem işlemi ile gözümüzle gördüğümüz, şahit olduğumuz bilgileri kullanarak kurduğumuz denklem ile gayba geçmiş olduk.

            Bir diğer denklem ise toprak üzerine kurulabilir. Kahverengi, tatsız ve kokusuz bir topraktan rengârenk, binbir tadı ile dilimizi ve ruhumuzu şenlendiren, cennet kokuları saçan meyveler, sebzeler, çiçekler ve ağaçlar çıkıyor. Demek ki burada ilahi bir müdahale mevcuttur. “Bir şeyden her şeyi yapmak ve her şeyden bir şeyi yapmak” ve “zıtları birbirinden doğurmak/çıkarmak” diyerek Üstadın sık sık vurgu yaptığı ve ayetlerden[1] doğrudan ders aldığı bir birlik ve zıtlık[2] denklemi gibi birçok denklem mevcuttur.


[1] Bakınız örneğin; Ra’d Suresi 4. Ayet (“Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır”); Nahl Suresi 69. Ayet (“Sonra meyvelerin hepsinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet (bal) çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için bir ibret vardır.”); Gaşiye Suresi 17-20 (“Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?).

[2] Bakınız: Birinci Söz, Sekizinci Söz, 22. Sözün Birinci Makamı Birinci Bürhan ve İkinci Makamı İkinci Lema vs.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yazarın Diğer İçerikleri