Öğrenci Akademik Makale

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DAVALARI VE URGENDA DAVASI İSTİNAF MAHKEMESİ KARARININ İNCELEMESİ

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DAVALARI VE URGENDA DAVASI İSTİNAF MAHKEMESİ KARARININ İNCELEMESİ
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Bu çalışmada, iklim adaleti, iklim değişikliği davaları ve Covid-19 virüsünün iklim değişikliği yargılamasına etkisi konularına değinilmiş, ayrıntılı olarak ise Urgenda Vakfı Davası’nda (Urgenda İklim Değişikliği Davası) verilen ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi kararları incelenmiş, kararların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve güçler ayrılığı ilkesi kapsamında bir değerlendirmesi yapılmıştır.

YAZAR: Av. Aden KILIÇ

ÖZET

Yıllar içinde artış gösteren iklim değişikliği sorunuyla bağlantılı olarak, çevre mücadeleleri de daha geniş kitlelere yayılmıştır. Hollanda’da Urgenda isimli bir çevre vakfının, hükümetin yetersiz iklim politikalarına karşı yargıya başvurması ve hükümet aleyhine karar verilerek politikaların yetersizliği ile AİHS’in ihlal edildiği sonucuna varılması, çevre mücadelesi veren grupların umutlarını yeşertmiştir. Hollanda mahkemesi tarafından verilen kararın 2019 Ekim ayında Lahey İstinaf Mahkemesince onanması da geniş çapta yankı uyandırmış, pek çok çevre örgütüne iklim değişikliği davası açma yoluna gitmeleri için cesaret vermiştir. Son yıllarda sayısı artmakta olan iklim değişikliği davalarında bu karardan sonra daha da hızlı bir artış eğilimi gözlenmiştir. Bu çalışmada, iklim adaleti, iklim değişikliği davaları ve Covid-19 virüsünün iklim değişikliği yargılamasına etkisi konularına değinilmiş, ayrıntılı olarak ise Urgenda Vakfı Davası’nda (Urgenda İklim Değişikliği Davası) verilen ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi kararları incelenmiş, kararların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve güçler ayrılığı ilkesi kapsamında bir değerlendirmesi yapılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Çevre Hukuku, İklim Değişikliği Davaları, Urgenda Davası, İklim Adaleti, Çevre Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.

ABSTRACT

In connection with the problem of the climate change that has grown over the years, environmental struggles have also spread to a wider audience. With the conclusion that an environmental foundation named Urgenda has resorted to the judiciary against the inadequate climate policies of the government and it is decided that the policies were inadequate and the European Convention of Human Rights was violated against the government, the hopes of environmental groups have raised. The ratification of the decision of the Dutch Court by the Court of Appeal of the Hague in October 2019 also had great repercussions and encouraged many environmental organizations to pursue climate change litigation. After this decision, an even faster increase trend has been observed in the number of climate change litigation that was in a rise in recent years. In this work, the issues of climate justice, climate change litigation and the impact of the Covid-19 virus on the climate change trial were addressed, the decisions of the Dutch Court and  the Court of Appeal of the Hague given in the Urgenda Foundation Case (Urgenda Climate Change Case) was examined in detail, and an assessment of the decisions was made within the scope the European Convention of Human Rights of the principle of separation of powers.

Key Words: Environmental Law, Climate Change Litigation, Urgenda Case, Climate Justice, Environmental Rights, the European Convention of Human Rights.

GİRİŞ

İklim değişikliğinin etkileri günden güne daha fazla ve doğrudan gözlenebilen şekilde kendini göstermektedir. Bununla birlikte doktrinde iklim değişikliğine bağlı yeni kavramlar ortaya çıkmakta, iklim değişikliğinin etkilerine karşı yeni yöntemlere ve hukuki yollara gidilmektedir. İklim değişikliği davaları da hem sivil toplum kuruluşları ve örgütlerince hem de bireyler tarafından, hükümetlere veya şirketlere karşı sıklıkla tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. İklim değişikliği davalarının sorunun çözümünde ne derece etkili olduğu konusunda henüz yeterince veri bulunmamaktadır. Bu davalar küresel ısınma sorununa karşı kesin çözüm teşkil etmese de hükümetler, politika yapıcılar üzerinde iklim değişikliğinin ve karbon salınımının azaltılması konusunda bir baskı oluşturabilmesi sebebiyle değerli ve umut vaat edicidir.

Urgenda Vakfı Davası’nda verilen karar da bunun göstergesidir. Bu çalışma, yakın tarihli olan bu kararın ayrıntıları ve iklim değişikliği davalarının dünyadaki son durumu hakkında bilgi vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmanın ilk kısmında iklim değişikliği davalarının tanımına ilişkin farklı görüşlere yer verilmiş, dünya genelinde bu davaların dağılımı ve davalarda hangi hukuki sebeplerin öne çıktığı hususu incelenmiş ve 2020 yılında iklim değişikliği davalarındaki genel eğilimin ne yönde olduğu değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında Urgenda Vakfı Davası’nda tarafların talep ve dayanakları, mahkemenin kararında rehber edindiği çalışmalar, kararın AİHS maddeleri yönünden incelenmesi ve son kısmında karara yönelik getirilen birtakım eleştiriler yer almaktadır.

İklim değişikliği kavramı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde[1] “karşılaştırılabilir bir zaman döneminde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan etkinlikleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik” şeklinde tanımlanmıştır. İklim adaleti, toplumdaki dezavantajlı kesimin, iklim değişikliğinin oluşumunda daha az sorumluluğa sahip olmalarına rağmen iklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenmesini ifade eden, aslında “iklim adaletsizliği”ne işaret eden bir kavram olarak kullanılmaktadır.[2]  İklim değişikliği davaları ise, çevre ve doğayı korumaya ilişkin hukuki mücadelelerin başında gelen, aynı zamanda iklim adaletsizliğine karşı bir mücadele sayılabilecek olan “iklim mücadelesi”nin bir sonucu olarak kendini göstermektedir.

İklim değişikliği davaları, birçok konuyu içerebilmesi ve kapsam olarak farklı değerlendirilebilmesi nedenleriyle farklı şekillerde tanımlanabilmektedir. Hilson, iklim değişikliği davalarından söz edebilmek için sürece bir mahkemenin dâhil olmasının veya gelecekte bir mahkeme sürecinin ortaya çıkma ihtimalinin bulunması gerektiğini söylemiştir.[3] Aynı zamanda “makul şekilde iklimle ilişkilendirilebilen her tür dava” bu şekilde sayılsa da davayı çerçeveleyen bazı iklim değişikliği unsurlarının bulunması gerektiğini belirtmiştir. Doktrinde iklim değişikliği davalarının tanımını belirlemek için bazı sorular ortaya atılmıştır. Osofsky’e göre bunlardan bazıları şöyledir:

  • İklim değişikliği davaları, sadece iklim değişikliği bilimi veya politikalarından kaynaklanan sorunlardan doğan davalarla mı sınırlıdır, yoksa iklim değişikliği ile ilgili endişelerden kaynaklanan vakalara (kömür santrali teklifine itiraz etme) veya iklim değişikliğine işaret eden olaylara (kasırgalar gibi felaketlerden kaynaklanan tazminat davaları) da genişletilebilir mi? 
  • Yalnızca dava sürecinden mi ibaret olmalı yoksa yarı-yargısal veya uzlaşma gibi yargı dışı karar verme süreçleri de iklim değişikliği davaları grubuna dâhil edilebilir mi?[4]

Markell ve Ruhl, iklim değişikliği davasını şu şekilde tanımlamıştır: “Doğrudan ve açıkça, iklim değişikliğinin nedenleri ve etkilerinin esasına veya politikasına ilişkin bir olgu veya hukuki meseleyi gündeme getiren mahkeme kararlarını veya taraf başvurularını içeren federal, yerel veya devlete ait idari veya adli her tür davalar”.[5]dır.

İklim değişikliği davaları, hükümete karşı açılanlar ve iklim değişikliğine etki eden tek bir projeye karşı açılan davalar şeklinde ikiye ayrılabilir.[6] Hükümete karşı bu türde bir dava açarak yargı mercileri önüne götürmek çoğu hukuk sisteminde mümkün olmadığından, projeye karşı açılan davalar daha etkin olmaktadır.[7]

1.2. Dünyada İklim Değişikliği Davaları ve COVID-19’un Yargılamaya Etkisi

Dünya genelinde iklim değişikliği davalarının durumuna baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1270 dava ile başı çektiğini görmekteyiz.[8] ABD dışındaki devletlerde ise, en yüksek iklim değişikliği davasının açıldığı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar sırasıyla Avusturalya, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği mahkemeleri ve organları, Kanada ve Yeni Zelanda şeklindedir.[9]

ABD dışındaki iklim değişikliği davaları, 2020 yılında da önceki yıllara benzer şekilde genellikle şirketler veya kişiler tarafından devlete karşı açılmıştır.[10] Davaların yaklaşık %41’inde “iklim değişikliği” hususu hukuki sebep olarak merkezde yer alırken, geri kalan kısmında yan sebepler şeklinde yer almıştır. Grantham Araştırma Enstitüsünün raporuna göre, bir önceki yılın Mayıs ayından 2020 yılı Mayıs ayına kadar, iklim değişikliği davalarında insan haklarına ilişkin savların kullanımı artmıştır. Bu duruma, Urgenda Davası’nda elde edilen başarı da etki etmiştir. Aynı zamanda “Karbon Devleri” (Carbon Majors) olarak nitelendirilen büyük yakıt şirketlerine karşı açılan davalarda çeşitli yöntemler uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemlerden biri de “yeşil aklama” olarak bilinen, şirketlerin gerçek olmayan şekilde çevreci olduklarına dair kampanyalarına karşı yanıltıcılık ve aldatıcılık iddialarının öne sürülmesidir.[11]

Her alanda olduğu gibi iklim değişikliği davalarında da COVID-19’un etkisi görülmüştür. 2019 yılında dünyanın birçok şehrinde yapılan iklim protestolarının bir uzantısı olarak ve çeşitli aktivistlerin ve grupların katkısıyla iklim değişikliği davaları artmıştır. Ancak 2020 yılına etki eden COVID-19 salgınının açılan davalarda gecikme ve sayıca düşüş yaratması, devam edenlerde ise sürecin yavaşlaması beklenmektedir.[12] Bununla beraber, pandemi süreci çevre kirliliği konusunda dünya çapında bir farkındalık yaratmıştır. Pandeminin karbon emisyonlarına etkileri ve mali kurtarma paketlerinin iklim değişikliği sürecini nasıl değiştireceğine dair çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu durumun iklim değişikliği davalarında var olan sağlık ve iklim tehlikesiyle ilişkili olarak öne sürülebilecek yeni dayanaklar ortaya çıkarabileceği tahmin edilmektedir. Buna benzer dayanaklar “hükümetlerin kurtarma paketlerinin düşük karbon programlarını hedeflemesi gerektiği” şeklinde ortaya atılmıştır.[13]

Araştırmacılara göre, kurtarma paketleri iklim değişikliğine hitap etmelidir; aksi takdirde emisyonlar artacak, özel sektörde temiz teknoloji ile ilgili gelişme yaşanmayacak ve Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılamayacaktır.[14] Öte yandan, pandeminin hükümetlerce çevre ile ilgili sorunları göz ardı etmek için bir bahane olarak kullanıldığı yönünde görüşler mevcuttur. Örneğin ABD Çevre Koruma Ajansı, 2020 Mart ayında çevre kanunu uygulamalarını askıya almış ve şirketlere COVID-19 salgını sürecinde çevresel standartları sağlamalarına gerek olmadığını söylemiştir.[15] Bu hamleyi takiben Kanada’nın Alberta eyaletinde de Çevre Koruma Yasası, Su Yasası ve Kamu Arazisi Yasası’ndan kaynaklanan raporlama zorunluluğu durdurulmuştur.[16] BM İnsan Hakları ve Çevre Raportörü David Boyd, 15 Nisan 2020 tarihli açıklamasında COVID-19’un çevre korumalarını zayıflatmak için bir bahane olarak kullanılmaması gerektiğini, bu yönde davranışların sorumsuzca olduğunu ve zayıf durumdaki insanları tehlikeye attığını söylemiştir.[17]

2. Urgenda İklim Değişikliği Davası ve İstinaf Mahkemesi Kararının İncelemesi

Sürdürülebilir toplumu ve yenilenebilen enerjiyi hedefleyen, Hollandalı çevre vakfı Urgenda (Urgent Agenda), 2015 yılında Hollanda Devleti’ne karşı, iklim değişikliğine yönelik yeterince tedbir alınmaması nedeniyle, 886 Hollanda vatandaşını temsilen mahkemeye başvurmuştur. Vakıf, Devlet’in 2020 yılı sonu itibarıyla, sera gazı azaltımında hâlihazırda izlediği politikadan daha yüksek bir oran hedeflemesi gerektiğini düşünmektedir.  İlk derece mahkemesi (Lahey Bölge Mahkemesi), kararında üç temel soruya cevap aramıştır. İlk iki soru: “Sorunun ciddiyeti ne ölçüdedir ve söz konusu iklim değişikliği tehlikesinin kapsamı nedir?” ve “Devletin iklim değişikliği tehlikesine yönelik olarak daha fazla emisyon azaltımına ulaşmada Urgenda’ya karşı hukuki sorumluluğu var mıdır?” şeklindedir.[18] İkinci soruya olumlu cevap verilmesi halinde cevaplanması gereken son soru ise: “Bu vakanın çözümlenmesi gereken yer mahkeme midir?” şeklinde belirtilmiştir.[19]

Dava sonucunda ilk derece mahkemesi, 2020 yılına kadar emisyonların 1990 seviyesine kıyasla %25 azaltılmasına hükmetmiştir.[20] Bu kararın alınmasında, bilimsel araştırmalar, uluslararası hukuk ve Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin karbon emisyon oranındaki azaltımın %25-40 arasında olması gerektiği hakkındaki açıklaması dikkate alınmıştır.

Hollanda Devleti, 24 Haziran 2015 tarihinde Lahey Bölge Mahkemesi’nin kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Mahkeme, kararına uyuşmazlığı incelemekle ve sera gazı etkisini değerlendirmekle başlamıştır. Kararda, karbondioksit salınımının sera etkisini arttırdığına ve iklimin sera gazı emisyonlarına geç yanıt verdiğine, sera gazlarının ısıtıcı etkisinin 30-40 yıl sonra ortaya çıkacağına değinilmiştir.[21] Daha sonra iklim bilimi camiasının konu hakkındaki görüşleri belirtilmiş, küresel ısınmanın azaltılması için önlem alınması gerektiği, söz konusu önlemlerin aciliyeti hakkında farklı görüşler bulunduğu söylenmiştir.

2.1. Mahkemenin Kararında Tartıştığı Küresel Ölçekli Sözleşme ve Raporlar

1972’de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın sonucunda Birleşmiş Milletler Çevre Programı (United Nations Environment Program, UNEP) kurulmuştur. UNEP ve Dünya Meteoroloji Örgütü 1988’de BM çatısı altında birleşerek Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’ni (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC) oluşturmuştur. İstinaf kararında ayrıntılı olarak IPCC’nin güncel iklim değişikliği bilimi ve iklim gelişmeleri hakkındaki raporları tartışılmıştır.

Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 Aralık ayında BM çatısı altında, 2020’den sonra geçerli olacak olan Paris İklim Anlaşması kabul edilmiştir. Anlaşma’nın hedefi, küresel ısınmanın sanayi devrimi öncesine göre 2°C’nin mümkün olduğunca altında tutulması ve 1.5°C ile sınırlandırılmasıdır. Aynı zamanda taraflar, 2030 hedeflerine (%40 azaltım) ulaşmak için 2020’ye kadarki azaltım çabalarının yoğunlaştırılması ve güçlendirilmesi çağrısında bulunmuştur. Toplantı sonrası hükümetler, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından bilimsel raporlar hazırlanmasına karar vermiştir.

Genel olarak raporlarda, insan faaliyetlerinin küresel ısınmada yaklaşık 1.0°C artışa neden olduğu, artışın şu anki oranlarda devam etmesi halinde, 2030 ve 2052 yılları arasında küresel ısınmanın büyük ihtimalle 1.5°C’ye ulaşacağı yer almıştır. Aynı zamanda, iklim modellemelerine göre 1.5°C’lik artış yaşanması halinde, deniz seviyelerindeki yükselme oranının, biyoçeşitlilikteki ve ekosistemlerdeki tür kayıplarının, okyanuslardaki ısınmanın ve oksijen seviyesindeki azalmanın, iklimden kaynaklanabilecek sağlık sorunlarının, gıda ve suya erişimdeki zorluğun, 2°C’lik bir artışa göre daha az yaşanacağı tespit edilmiştir.[22] Bu nedenle küresel ısınmanın 1.5°C ile sınırlandırılması amaçlanmıştır.

Dava kapsamında özellikle IPCC’nin AR4 (IPCC Dördüncü Değerlendirme Raporu, “IPCC Fourth Assessment Report”, 2007) ve AR5 (IPCC Beşinci Değerlendirme Raporu, “IPCC Fifth Assessment Report”, 2013-2014) raporları üzerinde durulmuştur.[23]  AR4 raporu, 2°C’den daha fazla küresel ısınmanın tehlikeli ve geri dönülemez iklim değişikliğine neden olacağını, 2°C sınırının aşılmamasına yönelik en az %50 ihtimale sahip olmak için, atmosferde bulunan sera gazı yoğunluğunun 2100’de yaklaşık 450 ppm civarında sabitlenmesi gerektiğini açıklamıştır. Bu senaryoya ulaşmak için de Hollanda dâhil gelişmiş ülkeler arasında sayılan ülkelerin, sera gazı emisyonunun 2020 yılında 1990’dakinden %25-40 oranında daha az olması gerektiği ortaya çıkarılmıştır.[24]

AR5 raporunda ise senaryoların çoğunda negatif emisyonlar, yani atmosferden çekilen karbondiokside göre hesaba katılmıştır. Dolayısıyla, 2100’de atmosferdeki sera gazı yoğunluğu 450 ppm civarında sabitlenirse, küresel sıcaklığın 2°C sınırının altında kalma ihtimalinin %66’dan daha fazla olacağına yönelik bir varsayımda bulunmuştur. Bu rapor AR4’e kıyasla daha avantajlı olarak değerlendirilebilir.[25]

2.2. Urgenda Vakfı’nın Talepleri ve Dayanakları

Urgenda, ilk derece mahkemesinin kararıyla büyük oranda aynı fikirde olup, iklim değişikliğine hızlı bir müdahale olmadığı sürece dünyanın yaşanmaz bir hal alacağına inanmaktadır. Urgenda, savunmalarına dayanak olarak kararda ayrıntılarına yer verilen IPCC AR4 ve AR5 raporlarına atıf yapmaktadır. Urgenda, bu küresel sorunun çözümünde Hollanda’nın etkisinin “okyanusta su damlası” olsa da dünya üzerinde en yüksek kişi başı sera gazı emisyonu oranına sahip ülkelerden biri olan Hollanda’nın yüksek bir sorumluluk alması gerektiğini belirtmektedir.[26] Urgenda’ya göre BM İklim Sözleşmesi’nin onaylanması formalite olarak kalmamalıdır. BM İklim Sözleşmesi’nin 3. maddesine değinilmiştir. Buna göre:

“Taraflar, iklim sistemini, eşitlik temelinde ve ortak fakat farklı sorumluluklarına ve güçlerine uygun olarak, insanoğlunun günümüz ve gelecek kuşakların yararı için korumalıdır. Dolayısıyla, Taraflardan gelişmiş ülkeler iklim değişikliği ve onun zararlı etkileri ile savaşımda öncülük etmelidir.”[27]

Devlet, 2020 sonu itibarıyla ilk olarak %30 azaltım hedeflemiş, daha sonra bu oranı %20’ye indirmiş ancak bu karara bilimsel bir gerekçe göstermemiştir. Urgenda, Devlet’in ataletinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 2. (yaşam hakkı) ve 8. (zararlı çevresel etkilerden korunma hakkını da içeren aile hayatına saygı hakkı) maddeleri çerçevesinde devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırılık olduğunu öne sürmüştür.[28] İlk derece mahkemesi, Urgenda’nın AİHS m. 2 ve m. 8’e dayanamayacağına karar vermiş, Urgenda istinaf dilekçesinde bu görüşe karşı çıkmıştır.

2.3. Hollanda Devleti’nin Savunması

Devlet, küresel ısınmanın 2°C’nin altında kalması için sera gazı emisyonlarında azaltım yapılması konusunda hemfikirdir. Hollanda, AB genelinde 2030 yılı için en az %40 ve 2050 yılı için en az %80-95 oranında sera gazı azaltımını taahhüt etmiştir. Ancak 2020 sonu itibarıyla %25-40 oranındaki azaltımın gerekliliğinin kesin olmadığını belirtmiştir. Hollanda Devleti, devletin politika yapma yetkisinin, sanayi, finans, eğitim, sağlık, enerji arzı gibi menfaatleri de kapsadığını, bu nedenle en uygun azaltım yapma yetkisinin devlette olduğunu belirtmiştir. Bunun bir “politik sorun” olduğunu ve güçler ayrılığı (trias politika) ilkesi gereği hâkimlerin buna yönelik karar vermelerinin yasak olduğunu öne sürmüştür.[29]

Devlet, Hollanda’nın küresel iklim değişikliği sorununu tek başına çözemeyeceğini söylemiştir. Bilimsel açıdan da muhtemel çözümler konusunda belirsizlikler olduğunu, IPCC’nin de birçok belirsizliğe işaret ettiğini, azaltım senaryolarının büyük bir bant genişliğine sahip olduğunu belirtmiş ve karar vermenin IPCC’nin işi olmadığını eklemiştir. Devlet’e göre Urgenda, adaptasyonun yaratacağı imkânları görmezden gelmektedir. 2020 yılı sonu itibarıyla %19-27 oranında azaltımın gerçekleştirilmesinin beklendiği ifade edilmiştir. Devlet ilk derece mahkemesi kararına katılmamaktadır.

2.4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Çevre Hakkı

İnsan hakları kapsamında çevresel koruma iki şekilde öne sürülebilir: Asli talepler ve usuli talepler. Çevresel korumaya yönelik asli talepleri içeren davalarda, davacı taraf genellikle hakkını ihlal eden ve çevreyi etkileyen bir uygulamanın devlet tarafından durdurulmasını talep etmektedir.[30] Usuli çevre hakları, çevreyi ve doğal kaynakları korumak için bireylerin veya toplumun katılımını içerir. Doktrindeki bir görüşe göre, çevre hakkının usuli boyutu demokratik katılımı içerdiğinden, adalete erişimi iç hukuki düzenlemelerden veya ceza hukukundan daha fazla sağlayabilir.[31] Bu yaklaşım, çevrenin bozulmasından etkilenenlere bilgi hakkını, katılım hakkını ve hukuki düzenlemelerin gözden geçirilmesi hakkını temin ederek bu kişilerin konu hakkında söz sahibi olmalarını sağlamaktadır.[32]

AİHS’ de yer alan ve asli çevre hakkı kapsamında yorumlanabilecek maddeler şunlardır: 8. madde (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı), 2. madde (yaşam hakkı), 3. madde (işkence yasağı), 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi (mülkiyet hakkı)’dir. Usuli çevre hakkı taleplerini içeren başvurulara ilişkin temel maddeler ise: 6. madde (adil yargılanma hakkı) ve 13. madde (etkili başvuru hakkı) olarak sayılabilir.[33] Buna ek olarak çevresel adalet için önemli olan 14. maddede düzenlenen ayrımcılık yasağı da sayılabilir.[34]

2.5. İstinaf Mahkemesi’nin AİHS Hususundaki Değerlendirmesi

Devlete göre, AİHS’nin 2. (yaşam hakkı) ve 8. (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) maddeleri, iklim değişikliği tehdidine karşı bir koruma sağlamamaktadır. Devlet bu tehdidin AİHS maddeleri kapsamında değerlendirilmesi için yeterince özgül bir durum olmadığını ileri sürmüştür.[35] Mahkeme AİHS’nin 1., 2. ve 8. maddelerini tek tek incelemiştir. Sözleşmenin 1. maddesine göre taraflar kendi yetki alanlarında bulunan herkesin Sözleşme’nin birinci bölümünde yer alan hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. Bu durumda Hollanda’daki vatandaşlar korunmalıdır.

Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesini değerlendirirken, vatandaşların güvenliğini sağlamak için gerekli adımları atmanın devletin pozitif yükümlülüğü olduğunu belirtmiştir.[36] İçtihatlara göre, bu kusursuz sorumluluktur ve doğal afetlerde dahi geçerlidir. Yakın ve doğrudan tehlikenin varlığında ve devletin bu tehlikeyi bildiği durumlarda gerekli önlemlerin alınmaması yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır. Sözleşmenin özel ve aile hayatına saygıyı düzenleyen 8. maddesi, aynı zamanda çevresel problemleri de kapsamaktadır. AİHM doğrudan doğruya çevre hakkından bahsetmemiştir ancak yerleşik içtihatlara göre çevresel tehlikeler direkt olarak kişilerin özel hayatlarında doğrudan sonuç doğuruyorsa, bu kişilerin sağlığı tehdit altında olmasa bile Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir koruma söz konusu olmaktadır. Madde 8, eğer bir eylem ya da ihmal aile hayatı ve/veya özel hayat üzerinde olumsuz etkiye neden olursa ve bu olumsuz etki asgari bir ağırlık eşiğine ulaştıysa uygulanabilirdir.[37]

İstinaf Mahkemesi, iklim değişikliği tehdidinin şu anki neslin hayatına ciddi şekilde zarar vereceğini ve aile hayatında bozulmaya yol açacağını söylemiş, ilk derece mahkemesinin de belirttiği gibi Devlet’in AİHS 2. ve 8. maddelerinden kaynaklanan sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir.[38] Dolayısıyla Mahkeme, 2020 yılı sonunda en az %25 azaltmayı istemeyen Devlet’in AİHS’nin 2. ve 8. maddesinden kaynaklanan özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna ulaşmıştır.[39]

Böylece Hollanda Mahkemesi, AİHS’de belirtilen usule bağlı olmadığını ifade ederek kolektif hakları konu alan bir davada AİHS maddelerinin uygulanabileceğini savunmuştur.[40] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise aksi yönde düşünmektedir.[41]

2.6. Hüküm

Mahkeme, Devlet’in iklim politikasının yetersiz olduğunu, ihtiyatlılık prensibini dikkate alarak mümkün olduğunca güvenilir şekilde önlem alması gerektiğini, geniş takdir yetkisine dayanamayacağını belirtmiştir. Takdir yetkisinin ancak 2020 yılında sera gazının en az %25 azaltılması için alınacak önlemlerin nasıl olacağı konusunda kullanılabileceğini de eklemiştir. Devlet’in hukuka aykırı davranışı nedeniyle Lahey Bölge Mahkemesi’nin kararı onanmıştır.

3. Kararın Güçler Ayrılığı İlkesi ile Çelişmesine Yönelik Eleştiriler ve Mahkeme’nin Eleştirilere Cevapları

Mahkeme aynı zamanda kanunlaşmış bir politikanın yetersizliğine dikkat çektiğinden, güçler ayrılığı ilkesiyle çelişen bir karar verildiği eleştirisiyle karşılaşmıştır.[42] Hollanda Devleti, bu uyuşmazlığın “politik sorun” olması nedeniyle mahkeme önüne getirilemeyeceğini öne sürmüştür. İlk derece mahkemesi kararını açıklarken, Hollanda’da yargı ve yürütme güçlerinin birbirinden çok katı sınırlarla ayrılmadığını belirterek kendini savunmuştur.[43] Bu iki erkin arasında görev ayrımı olduğunu ve yasamanın erkler arasında bir denge sağlama amacı taşıdığını ifade etmiştir. Bununla birlikte, hâkimin politik alana giremeyeceğini, politik gündemden bağımsız şekilde yasanın uygulanması ile ilgilenmesi gerektiğini söylemiştir. Mahkemenin hukuki sorumluluğu olarak hükümete karşı olan davalarda da olası bir kanunsuzluğa karşı koruma sağlaması gerektiği belirtilmiştir. Mevcut olayda tehlikenin ciddiyeti hükümet için hukuki sorumluluk doğurmakta olup mahkemenin kendi yetkisini kısıtlaması için daha az sebep olduğu ifade edilmiştir. Aynı zamanda, yasa koyucuya dayatılan bir karar olmadığı, iklim politikasının hukuken nasıl olması gerektiğinin açıkladığı söylenmiştir.

Bazı akademisyenler ise, demokratik olarak seçilmiş bir hükümetin iklim değişikliği hakkında daha fazla önlem almaya zorlanmasının güçler ayrılığı ilkesi ile çeliştiği görüşündedir. Bergkamp, Urgenda kararının iklim zaferi olarak kutlandığını ancak kararın aynı zamanda anayasal demokrasiye ve hukuka karşı bir tehdit olduğunu söylemektedir.[44]

SONUÇ

İklim değişikliği davaları, çevre ve doğayı korumaya yönelik mücadelenin bir parçası olarak kendini göstermektedir. Geniş anlamda iklim değişikliği davaları, bazı akademisyenlerce “makul şekilde iklimle ilişkilendirilebilen her tür dava” şeklinde tanımlanmaktadır. Aynı zamanda “Doğrudan ve açıkça, iklim değişikliğinin nedenleri ve etkilerinin esasına veya politikasına ilişkin bir olgu veya hukuki meseleyi gündeme getiren mahkeme kararlarını veya taraf başvurularını içeren federal, yerel veya devlete ait idari veya adli her tür davalar” olarak da tanımlanabilmektedir.

Son yıllarda iklim değişikliği davalarının sayısında önemli bir artış gözlenmiştir. 2020 yılı özelinde ise pandemi sürecinin etkisi ile açılan iklim değişikliği davası sayısında bir düşüş olacağı öngörülmüştür. Urgenda İklim Değişikliği Davası’nda Urgenda Vakfı’nın Hollanda Devleti’ne karşı zafer kazanması açılan dava sayısında artışa yol açmıştır.

Urgenda Vakfı 2015 yılında Hollanda Devleti’ne karşı, iklim değişikliğine yönelik yeterince tedbir alınmadığı nedeniyle mahkemeye başvurmuş, mahkeme Devlet’in sera gazı azaltımına yönelik politikaların yetersiz olduğuna ve AİHS’den kaynaklanan yükümlülüklerin ihlal edildiğine karar vermiştir. Devlet tarafından Lahey Mahkemesi’nin kararı istinaf edilmiş, İstinaf Mahkemesi tarafından söz konusu karar onanmıştır. İstinaf Mahkemesi kararında, küresel ölçekli sözleşmeler ve raporlar incelenmiş, IPCC’nin değerlendirme raporları dikkate alınmıştır.

AİHS’de çevre hakkı doğrudan düzenlenmemiştir ancak çevre hakkını ilgilendiren ve AİHM içtihatlarında çevre hakkı kapsamında sayılan maddeler mevcuttur. Bu maddelerin başlıcaları:

            8. madde (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı), 2. madde (yaşam hakkı), 3. madde (işkence yasağı), 1 nolu Protokol’ün 1. maddesi (mülkiyet hakkı), 6. madde (adil yargılanma hakkı), 13. madde (etkili başvuru hakkı) ve 14. maddede (ayrımcılık yasağı) şeklinde sayılabilir.

Hollanda İstinaf Mahkemesi, 2020 yılı sonunda en az %25 azaltmaya yönelik bir politika izlemeyen Devlet’in AİHS’nin 2. ve 8. maddesinden kaynaklanan özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı sonucuna ulaşmıştır.

Karara yönelik güçler ayrılığı ilkesi ile çeliştiğine dair eleştiriler mevcuttur. Bu eleştirilere karşı mahkeme, Hollanda’da yargı ve yürütme güçlerinin birbirinden çok katı sınırlarla ayrılmadığını, mevcut olayda tehlikenin ciddiyetinin hükümet için hukuki sorumluluk doğurduğunu ve yasa koyucuya dayatılan bir karar verilmediğini belirtmiştir.


[1] Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Bkz. https://unfccc.int/resource/docs/convkp/conveng.pdf

[2] Yasemin Kaya, “Paris Anlaşmasını İklim Adaleti Perspektifinden Değerlendirmek”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 14, Sayı 54, 2017, s. 88.

[3] Chris Hilson, Climate Change Litigation: A Social Movement Perspective, 2010, s. 2.

[4] Peel, Osofsky, Annu. Rev. Law Soc. Sci., Climate Change Litigation 2020, s.23.

[5]  Markell, Ruhl, An Empirical Assessment of Climate Change in the Courts: A New Jurisprudence or Business as Usual?, 2012.

[6] Gökalp Alıca, “İklim Değişikliği Davaları”, TBB Çevre Hukuku Komisyonu Bülteni, Sayı 2, 2020, s. 9.

[7] Alıca, s. 9.

[8] Sabin Center for Climate Change Law at Columbia University, http://climatecasechart.com/search/, (Erişim tarihi: 29.09.2020).

[9] Sabin Center for Climate Change Law at Columbia University.

[10] Setzer J and Byrnes R (2020) Global trends in climate change litigation: 2020 snapshot, 2020, s.1.

[11] Setzer, Byrnes, s.1.

[12] Setzer, Byrnes, s.1.

[13] Setzer, Byrnes, s.2.

[14] Hepburn vd., Will COVID-19 fiscal recovery packages accelerate or retard progress on climate change?’, 2020, s. 4.

[15] Bkz.: https://thehill.com/policy/energy-environment/489753-epa-suspends-enforcement-of-environmental-laws-amid-coronavirus (Erişim Tarihi: 29.09.2020).

[16] Bkz.: https://open.alberta.ca/dataset/0cc78dea-655e-4a28-8128-5f0310399b74/resource/d26172b7-7109-418c-bfbe-e9b049076581/download/aep-ministerial-order-17-2020.pdf (Erişim Tarihi: 29.09.2020).

[17] Bkz.: https://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=25794&LangID=E (Erişim Tarihi: 29.09.2020).

[18] Urgenda Davası Karar Duruşması [Video] https://www.youtube.com/watch?v=aY7eLKJWLxQ Verdict in Dutch climate case.

[19] https://www.youtube.com/watch?v=aY7eLKJWLxQ Verdict in Dutch climate case.

[20] Urgenda Foundation v. Kingdom of the Netherlands.

[21] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, “Urgenda İklim Değişikliği Davası”, Ekoloji Kolektifi, 2019, s.13.

[22] Global Warming of 1.5°C, IPCC.

[23] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, “Urgenda İklim Değişikliği Davası”, Ekoloji Kolektifi, 2019, s.17.

[24] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.17.

[25] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.17.

[26] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.22. 

[27] Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü.

[28] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.23.

[29] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.23.

[30] DeMerieux, M. (2001).”Deriving Environmental Rights from the European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms”, Oxford Journal of Legal Studies, s. 527.

[31] S. Douglas Scott, “Environmental rights in the European Union: participatory democracy or democratic deficit”, 2014, s.112.

[32] Scott, “Environmental rights in the European Union: participatory democracy or democratic deficit”, 2014, s.112.

[33] DeMerieux, M. (2001), Deriving Environmental Rights from the European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms. Oxford Journal of Legal Studies, s. 527.

[34] S. Çağlayan, A Review of the Case Law of the European Court of Human Rights in the Context of Environmental Justice,2015, s.87.

[35] State of the Netherlands v. Urgenda Foundation, (bkz. https://www.urgenda.nl/wp-content/uploads/ENG-Dutch-Supreme-Court-Urgenda-v-Netherlands-20-12-2019.pdf ).

[36] State of the Netherlands v. Urgenda Foundation.

[37] State of the Netherlands v. Urgenda Foundation.

[38] Urgenda Davası İstinaf Mahkemesi Karar Duruşması [Video] https://www.youtube.com/watch?v=opYHioBKkFk

[39] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.35.

[40] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.9.

[41] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.9.

[42] Atalay, Kadayıfçı, Gosseries, s.9.

[43] Urgenda Davası Karar Duruşması [Video] https://www.youtube.com/watch?v=aY7eLKJWLxQ

[44] Bergkamp, The Urgenda Judgement: A ‘victory’ for the climate that is likely to backfire’, 2015.


KAYNAKÇA

Atalay, Serde, Kadayıfçı, Refia, Gosseries, “Urgenda İklim Değişikliği Davası”, Ekoloji Kolektifi, 2019.

Bergkamp, “The Urgenda Judgement: A ‘victory’ for the climate that is likely to backfire’”, 2015.

Çağlayan, S., “A Review of the Case Law of the European Court of Human Rights in the Context of Environmental Justice”,2015.

DeMerieux, M. (2001).”Deriving Environmental Rights from the European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms”, Oxford Journal of Legal Studies.

Gökalp Alıca, Suzan, “İklim Değişikliği Davaları”, TBB Çevre Hukuku Komisyonu Bülteni, Sayı 2, 2020.

Hepburn, C., O’Callaghan, B., Stern, N., Stiglitz, J., and Zenghelis, D. (2020), ‘Will COVID-19 fiscal recovery packages accelerate or retard progress on climate change?’, Smith School Working Paper 20-02.

Hilson, Chris, Climate Change Litigation: A Social Movement Perspective, 2010.

Kaya, Yasemin, “Paris Anlaşmasını İklim Adaleti Perspektifinden Değerlendirmek”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 14, Sayı 54, 2017, 87-106.

Markell, David, Ruhl,J.B.,  An Empirical Assessment of Climate Change in the Courts: A New Jurisprudence or Business as Usual?, 64 Fla. L. Rev. 15, 27 (2012).

Peel, Jacqueline, Osofsky, Hari M., Climate Change Litigation, Annual Review of Law and Social Science, 2020, 21-38.

Scott, Douglas, “Environmental rights in the European Union: participatory democracy or democratic deficit”, 2014.

Setzer J and Byrnes R (2020) Global trends in climate change litigation: 2020 snapshot. London: Grantham Research Institute on Climate Change and the Environment and Centre for Climate Change Economics and Policy, London School of Economics and Political Science.


TEŞEKKÜR: Akademik çalışmamı ortaya koymamda beni motive eden, yorumları ve düzeltmeleri ile yazıma katkı sağlayan Akademik Çalışma Okulu’nun kurucusu Ahmet Fevzi KİBAR’a, yine bu grubun üyelerinden Mustafa Dündar ve Ayşegül Can’a içten teşekkürlerimi sunarım.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DAVALARI VE URGENDA DAVASI İSTİNAF MAHKEMESİ KARARININ İNCELEMESİ bu konu hakkında destek alabilirsiniz...