Öğrenci Akademik Makale

HUKUKİ AÇIDAN ÖTANAZİ

hukuki açıdan ötanazi
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Hukuken korunan en temel hak yaşam hakkıdır. Gerek uluslararası sözleşmelerce gerek anayasalarla yaşam hakkı güvence altına alınmıştır. Türk Ceza Kanunu da bu hakkın ihlaline yönelik yaptırımlar belirlemiştir. Peki, yaşam hakkının son bulmasını kişi kendi isteyebilir mi?

YAZAR: Şule DOĞRU

ÖZET

Ötanazi, kişinin tedavisi mümkün olmayan hastalık sebebiyle dayanılmaz acılar içinde olan ve kişinin rızasına bağlı olarak tıbbi yollarla ölümü istemesidir. Bu çalışmada ötanazi kavramı, kişinin iradesine ve öldürme fiilinin yöntemine bağlı olarak bazı başlıklara ayrılarak incelenmiştir. Ötanazinin tarihsel gelişimine değinildikten sonra benzer kavramlarla farkına kısaca değinilecektir. Mukayeseli hukuk bakımından ötanaziyi kabul eden ve bazı şartlar belirleyen, ötanaziyi ayrı bir suç olarak kabul edip kasten öldürmeye göre daha az ceza öngören ve ötanaziyi kasten öldürme suçu olarak belirleyen ülkeler, hukuk sistemleri başlıklarına ayrılarak incelenecektir. Daha sonra ötanazide olması gereken koşullar ve son olarak ötanazinin ahlak, din ve hukukla olan bağı incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Ötanazi, Yaşam Hakkı, Aktif Ötanazi, Pasif Ötanazi, İnsan Onuru.

ABSTRACT

Euthanasia is when a person is in excruciating pain due to an incurable disease and wants to die by medical means, depending on the consent of the person.In this study, the concept of euthanasia was examined under some headings depending on the will of the person and the method of the act of murder.After mentioning the historical development of euthanasia, its difference with similar terms will be briefly mentioned.In terms of comparative law, countries that accept euthanasia and set certain conditionsconsider euthanasia as a separate crime and stipulate less punishment than deliberate killing, and determine euthanasia as a crime of deliberate killing will be examined under headings of  legal systems.Then, the conditions that should be in euthanasia and finally, the connection of euthanasia with morality, religion and law will be examined.

Keywords: Euthanasia, Right to Life, Active Euthanasia, Passive Euthanasia, Human Dignity.

GİRİŞ

Hukuken korunan en temel hak yaşam hakkıdır. Gerek uluslararası sözleşmelerce gerek anayasalarla yaşam hakkı güvence altına alınmıştır. Türk Ceza Kanunu da bu hakkın ihlaline yönelik yaptırımlar belirlemiştir. Peki, yaşam hakkının son bulmasını kişi kendi isteyebilir mi?

Bu çalışmada nadiren bazı hukuklarca tanınan yüzeysel anlamıyla “kendi ölümünü istemek” anlamına gelen ötanazi hakkında bilgiler verilecektir. Ötanazi kavramı, tarihsel gelişimi, ötanazi türleri, karşılaştırmalı hukuk bakımından ötanazi gibi başlıklarla bu kavram açıklanacaktır.

I. ÖTANAZİ

A. ÖTANAZİ KAVRAMI

Ötanazi TDK sözlüğünde[1]ölme hakkı” olarak belirtilmiştir. Hukuki anlamı ise “ölümün kaçınılmaz olduğu ve tıp biliminin verilerine göre iyileştirilmesi olanağı bulunmayan veya dayanılmaz acılar içinde olan kişinin rızasına dayalı olarak tıbbi yollarla öldürülmesi veya tıbbi yardımın kesilerek ölüme terk edilmesi” olarak tanımlanmıştır.[2] Ötanazi farklı kavramlarla karıştırılmamalıdır. Bundan sonraki başlıklarda benzer kavramlarla farkından bahsedilecektir.

B. ÖTANAZİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Tarih boyunca insanlar pek çok hastalığın tedavisi ile uğraşmışlardır. Geçmiş tarihlerdeki tıbbın gelişmişliğini düşündüğümüzde tedavi edilemeyen hastalıklar sebebiyle insanlar acı çekerek ölmüştür. Günümüzde tıbbın ve teknolojinin gelişmişliğini göz önünde bulundursak da tedavisi mümkün olmayan hastalıklar halen mevcuttur. Acıları dindirmenin ya da yaşam süresini ilaçlar veya teknolojik araçlarla uzatmanın yaşam kalitesini ne kadar arttırdığı tartışmaya açıktır. İşte bu sebeple hastalar ve yakınlarının ölümü isteyebilme talebi doğmuştur.

Eski dönemlerdeki ötanaziye bakış açısına bakarsak Babil ve Asurlularda öleceği veya iyileşmeyeceği kesin olan hastaya hekimin müdahalesinin yasak olduğu bilgisine ulaşabiliriz.[3] 

Antik Yunan’da ise asillerin yaşlı veya hasta bir beden içinde görünmenin alçaltıcı bir durum olduğu düşüncesi ötanazinin uygulanabilirliği düşüncesini geliştirmekteydi. Dayanılmaz hastalık ve sıkıntılara maruz kalmış kişilerin ölümü tercih etmesi saygıyla karşılanırdı. Böylece hâkim izni dâhilinde baldıran zehri ile ölüm mümkündü.[4]

“Ötanaziyi 18. yüzyılda ilk defa bir kavram olarak ortaya koyduğu kabul edilen Bacon’a göre; “Doktorun vazifesi ıstırapları azaltmak ve hastayı sıhhate kavuşturmaktır. Istırapları azaltmak vazifesi, yalnız tedavi edip iyileştirmekle değil, bazı hallerde ona rahat ve kolay ölüm sağlamak suretiyle de yapılabilir“. [5] Böylece Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla önem kaybeden ötanazi, aydınlanma sürecinde tekrar önem kazanmıştır.

Yine bu yüzyılda Nietzche’ye göre hasta toplum için bir parazittir. Bu düşünceden yola çıkan Hitler tahminen tedavisi mümkün olmayan 20.000 hasta ve deliyi gaz odalarında aç bırakarak öldürmüştür.[6]

Eski Türklerde ise yaşama hakkına büyük önem verilirdi. Hunlarda bir kişiyi öldüren ölüm cezasına çarptırılırdı.[7]

Aktif ötanaziyi ilk olarak 2001 yılında Hollanda yasal hale getirmiştir. 2002 yılında Belçika’da, 2009 yılında Lüksemburg’ da yasal hale gelmiştir. Kanada, Amerika ve Avustralya’nın bazı eyaletlerinde de son yıllarda yasal hale gelmiştir.

C. ÖTANAZİ TÜRLERİ

1. İradeye Bağlı Ötanazi- İrade Dışı Ötanazi

İradeye bağlı ötanazi hastanın temyiz kudretine sahip olmasıyla özgür iradesine dayanılarak gerçekleştirilen ötanazidir. İrade; tehdit, hata veya hile yollarıyla fesada uğratılmamış olmalı ve bu şekilde şartlar sağlanıp iradeye bağlı ötanazi uygun hale gelmelidir.

İrade dışı ötanazi ise hastanın ötanaziye yönelik istemde bulunamayacağı durumlarda (bilincinin kapalı olması gibi) yakınlarının talebiyle rızanın varsayılması şeklinde uygulanan ötanazidir.

2. Aktif- Pasif- Dolaylı Ötanazi

Aktif ötanazi icrai hareketle uygulamadır. Aktif ötanazide[8] tıbbi yöntemler doğrudan doğruya kullanılmakta, ölüm sonucunu doğuracak nitelik ve dozdaki ilaç hastaya bilerek uygulanmaktadır.

Pasif ötanazi ihmal suretiyle hastaya yönelik tedavinin kesilmesidir. Eylemsizlikle hasta ölüme terk edilmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği m.25 ile tedaviyi reddetme hakkı düzenlenmiştir. İlgili madde şu şekildedir: “Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.

Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine kullanılamaz”.

Dolaylı ötanazi ise ölüm gerçekleşinceye kadar hastanın ıstırabını azaltmak için işleme tabi tutarak yaşamını kısaltmaktır.[9]

3. Kazaî – Medikal Ötanazi

Kazaî ötanazi mahkeme kararına dayanan ötanazidir.

Medikal ötanazi ise hekim ya da hekimlerin aldıkları kararla mümkündür.

        II. ÖTANAZİNİN BENZER KAVRAMLARDAN FARKI

                 A. Ötanazi ve Talep Üzerine Öldürme

Talep üzerine öldürme hastanın isteği üzerine öldürmedir. Burada hastanın; hastalıktan, acıdan kurtarılması ya da bu eylemin yalnızca hekimler tarafından gerçekleştirilmesi gibi koşullar bulunmaz. Alman Ceza Kanunu bu durumda kasten öldürmeye göre daha az ceza öngörmüştür.[10] Talep üzerine öldürme ötanaziden daha kapsamlı bir kavramdır, ötanazi talep üzerine öldürmenin bir türüdür.

                 B. Ötanazi ve Rıza ile Öldürme

Rıza ile öldürmede öneri failden gelmektedir. Üzerinde öldürme fiili gerçekleştirilecek kişi bu duruma izin vermektedir. Hastanın acılarını dindirmek amacıyla gerçekleştirilirse ötanazi adını alır.[11]

                 C. Ötanazi ve İntihara Yönlendirme

İntihara yönlendirme mağdurun yaşam hakkı üzerinde tasarrufta bulunmasına yönelik seçimlik hareketlerle gerçekleştirilir. Burada ötanaziden farklı olarak intihara yönlendirme eylemini gerçekleştiren kişi yine bir başkası olsa da yaşama son veren kişi mağdurun kendisidir. İntihara yönlendirmenin hastanın rızasını etkileyen bir durum olarak ortaya çıkması da mümkündür.

        III. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK BAKIMINDAN ÖTANAZİ

                 A. Kıta Avrupası Hukuku Bakımından

Kıta Avrupası Hukukunda ötanaziye bakacak olursak Hollanda, Lüksemburg ve Belçika’da aktif ötanazinin yasal olduğunu görürüz. Belçika’da aşağıdaki şartların varlığı halinde ötanazi mümkündür:

1)Hasta 18 yaşını doldurmuş olmalıdır.

2)Hastanın talebi bilinçli ve kendi iradesine dayalı olmalıdır.

3)Hasta fiziki veya psikolojik açıdan devamlı acı çekiyor olmalıdır.

4)Hastanın hekim ile ayrıntılı görüşmesi ve başka çare olmadığı konusunda hemfikir olmaları gerekir.

5)Hastanın talebi ile ötanazinin gerçekleşeceği tarihle arasında en az bir ay olmalıdır.

6)Bu konuda özel bir komisyonun karar vermesi gerekir.[12]

2013 yılında yapılan değişiklikle Belçika’da çocuklar için de ötanazi yasal hale gelmiştir. Veli ya da vasi onayına tabi tutulmuştur.

Belçika’nın ötanazi kapsamını fazlasıyla genişletmesiyle beraber 2013 yılında 1807 kişi ötanazi hakkını kullanmıştır.[13]

Hollanda’nın ise ötanaziyi ilk yasal olarak kabul eden ülke olduğunu belirtmiştik. Hollanda Ceza Kanunu’nun 293. maddesi belirtilen şartlara uygun yapılan ötanaziye ceza öngörmemiştir. Belçika ile benzer şartlar taşımaktadır. Psikiyatrik hastalıklar için uygulanıp uygulanmayacağı tartışma konusudur.

İsviçre Ceza Kanunu’nda ötanazi, kasten öldürme suçundan ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Ancak cezası kasten öldürme suçundan daha azdır.

“İsviçre Ceza Kanunu ile Alman ve Avusturya Ceza Kanunlarının farklılaştığı nokta suçun manevi unsurudur. İsviçre Ceza Kanunu’nda faildeki saike vurgu yapılmıştır. Buna göre talep üzerine öldürme suçunun oluşabilmesi için failin merhamet ve acıma duygusuyla hareket ederek öldürme fiilini gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. Halbuki Alman ve Avusturya Ceza Kanunlarına göre failin böyle bir saik ile hareket etmiş olması şart değildir”.[14]

Alman Ceza Kanunu’nun 216.maddesine göre talep üzerine öldürmeye teşebbüs veya yaralama halleri ceza verilmesini gerektirmez. Ötanazi ise kasten öldürmeden daha az cezalandırılmıştır.

Avusturya’da ise insan haysiyetine uygun şekilde ölmek bir hak olarak görülmüş ve pasif ötanazi mümkün kılınmıştır. Aktif ötanaziyle ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. [15]

B. ANGLO-SAKSON HUKUKU BAKIMINDAN

İlk olarak İngiltere’deki ötanaziye bakış açısı incelenebilir. Burada İngiltere ile ilgili “Pretty- Birleşik Krallık Davası” na değinmek gerekir. Diane Pretty tedavisi olmayan nefes almayı ve hareket etmeyi son derece güçleştiren MND olarak bilinen hastalığa yakalanmıştır. Pretty bu sebeple acı çekerek ölmek istememiş ancak intihar edecek gücü de bulamamıştır. İç hukuk yolları tüketildikten sonra dava AİHM önüne taşınmıştır. Pretty, acı ve korku içinde ölümü beklediğini ifade edip devletin vatandaşları bu durumdan uzak tutma yükümlülüğü içinde bulunduğunu iddia etmiştir. Hükümet, kendi geleceğini tayin hakkının dava ile ilişkisi olmadığını iddia etmiştir. Mahkeme ise değerlendirmesinde, kişinin hayati önem arz eden bir tıbbi müdahaleyi reddetmesinin akıl sağlığı yerindeyse kabul edilebilir olduğunu belirtmiştir. Ancak burada Pretty’nin isteği pasif ötanazi değil aktif ötanazidir. Kendisine intiharda yardım etmesini isteyen kocasının intihara yardım ve yönlendirme suçundan dolayı yasal işlem başlatılmaması konusunda garanti istemiştir. Sonuç olarak mahkeme tüm talepleri reddetmiş ve AİHS’nin ilgili maddelerinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.[16]

Günümüzde ise İngiltere’de ötanazi yasal değildir.

Amerika’da ise günümüzde tüm eyaletlerde pasif ötanaziye izin verilmektedir. Ayrıca Washington, Oregon, Montana ve Vermond eyaletlerinde aktif ötanazi de mümkündür. Hastanın rızası bazı durumlarda cezayı kaldıran veya hafifleten bir neden olarak da görülmektedir.[17]

C. TÜRK HUKUKU AÇISINDAN

Hukukumuzda yaşama hakkı en temel haktır. Kişinin ne bir başkasına yönelik ne de kendisine yönelik yaşama hakkı üzerine tasarrufta bulunma hakkı yoktur. Türk Medeni Kanunu “Vazgeçme ve Aşırı Sınırlamaya Karşı” başlıklı 23. maddesine göre: “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.

Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.

Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz”. İlgili maddede amaç kişiliğin korunmasıdır. Buna göre kişi kendisinden gelebilecek hukuka aykırı saldırılara karşı korunmaktadır. Kimse hukuki eylemleri veya bedeni üzerinde hukuka aykırı olarak aşırıya kaçacak ölçüde talepte bulunamayacak buna bağlı sözleşmeler de kurulamayacaktır.

23420 sayılı Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. maddesinde; “Ötenazi yasaktır.

Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahil, kimsenin hayatına son verilemez” denilmek suretiyle ötanazi yasağını açıkça belirtmiştir. Böylece ceza hukuku açısından değerlendirdiğimizde ilgilinin rızası da hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacak ve hatta ötanazi adı altında yapılan eylem kasten öldürme suçunu oluşturacaktır.

2003 tarihli TCK tasarısına baktığımızda “acıyı dindirme saiki” başlıklı 140. maddede “İyileşmesi olanağı bulunmayan ve ileri derecede ıstırap verici bir hastalığa tutulmuş olan bir kimsenin, bilincinin ve hareketlerinin serbestliğine tam olarak sahip iken yaptığı ısrarlı talepleri üzerine ve sadece hastanın ıstıraplarına son vermek maksadıyla öldürme fiilini işlediği sabit olan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir. Bu halde faile daha az ceza verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Ülkemizin de taraf olduğu Dünya Tabipler Birliği’nin 1987 yılındaki Ötanazi Bildirgesi’ ne göre aktif ötanazinin etik olmadığı belirtilmiştir.[18]

Tüm bu düzenlemelere dayanarak hukukumuzda ötanazinin yasal olmadığını söyleyebiliriz. Aktif ötanazi açıkça yasaklanmış olmakla birlikte Hasta Hakları Yönetmeliği’nde pasif ötanaziye eşdeğer bir hüküm bulunmaktadır. Bu da daha önce açıklandığı üzere HHY m. 25’tir. Bu hükme göre hukuken geçerli bir rıza (aydınlatılmış onam) ile hastanın tedaviyi reddetme hakkı bulunmaktadır. İlgili hükümde “Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere” ifadesinin kullanılması hekimin sorumluluğunu kaldırmaktadır.

D. AİHM KARARLARINDA VE ÖRNEK DAVALARDA ÖTANAZİ

Bu başlık altında incelenecek örneklerden ilki “Diana Pretty Davası” dır. Önceki başlıklarda belirtildiği üzere İngiltere’de ötanazinin yasal olmaması sebebiyle reddedilmiştir.

Bundan sonra değinilecek dava ise “Lambert ve Diğerleri” dir. 2015 tarihli bu davada ise 2008 yılında geçirdiği trafik kazasıyla 7 yıldır komada olan 38 yaşındaki Vincent Lambert’ in doktorları ve eşi pasif ötanazi talebinde bulunmuştur. Fransız mahkemeleri bu talebi haklı bulmuştur. Ancak hastanın anne ve babası davayı AİHM’e taşımıştır. AİHM’ in verdiği 2015 tarihli kararla hastanın talebi haklı bulunmuş yaşam desteğine son verilmiştir.[19]

Bir başka karar ise “Gross/İsviçre Davası” dır. Yakın tarihli bu kararın hikayesi şöyledir: Bayan Alda Gross acılarına son vermek için intihara yardım evlerinden biri olan Exit ile iletişime geçmiştir. Burada başvurucuya öldürücü dozda ilacın bir doktor tarafından reçete edilmesi gerektiği söylenmiştir. Bunun üzerine Gross 2008 tarihinde intihar etmek için öldürücü dozda ilacın temin edilmesi için Sağlık Müdürlüğü’ ne talepte bulunmuş ve reddedilmiştir. 2009 yılında Gross İdare Mahkemesine talebin reddinin iptali için başvurmuştur. İdare Mahkemesi, söz konusu durumun İsviçre Ceza Kanunu m. 115 gereği yardımlı intihar olduğunu belirtmiş davayı reddetmiştir. Bununla birlikte mahkeme öldürücü dozda ilacın alınmasının reçeteye bağlı olmasının AİHS 8. maddesine uygun olduğu görüşündedir. 2010 yılında Federal Mahkeme temyiz başvurusunu reddetmiş, başvurucunun ölümcül bir hastalığa yakalanmadığını belirtmiştir. Daha sonra AİHM başvurusuyla verilen 2013 tarihli kararda AİHS’nin 8. maddesi ile güvence altına alınan özel hayata saygı duyulmasını isteme hakkının ihlal edildiğine oy çokluğu ile karar verilmiştir. AİHM’de yargılama devam ederken başvurucu reçete ile ilacı almış ve intihar etmiştir. AİHM ihlal kararını verdiği tarihte Gross artık hayatta değildir, ölümü gizli tutulmuştur. Çünkü ölümü AİHM’e bildirilirse AİHM davaya devam etmeyecektir. AİHM Büyük Dairesi 2014 tarihli kararda başvurucunun hakkını kötüye kullandığını belirtmiş ve bu gerekçeyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.[20]

Bir diğer dava da “Doktor Postma Davası” dır. Budavada pratisyen bir hekim olan Dr. Postma, serebal hemorejisi olan annesinin, ısrarlı isteği üzerine ölümcül dozda morfin vererek ölümüne neden olmaktan yargılanmıştır. Mahkeme hekimin suçlu olduğuna karar vermiş ancak hekim annesinin ölümünü hızlandırdığı için değil yaşamı kısaltmak yerine, doğrudan yaşamını sonlandırdığı için suçlu bulunmuştur. [21]

Değinilecek bir başka dava ise “Dr. Jack Kevorkian Davası” dır. Alzheimer hastası olan Janet E. Adkins, Dr. Kevorkian ile tanışmış; birlikte yedikleri yemekte doktorun icat ettiği intihar makinesi hakkında bilgi almış ve kullanmaya karar vermiştir. Bayan Adkins’i makineye bağlayan Doktor Kevorkian, kocası ile birlikte Bayan Adkins’in aleti çalıştıran düğmeye basmasını seyretmiştir. Doktor Kevorkian, Haziran 1990’da Bayan Janet E. Adkins’in ölümüne yardım etmekten yargılanmıştır. Ölü doktoru olarak tanınan Kevorkian bir televizyon programında, Amniyotrofik lateral skleroz hastalığına yakalanan 52 yaşındaki Thomas Youk’a kolundan verdiği zehirli enjeksiyon ile ötanazi uygulamasını milyonlarca kişiye izletmiştir. Dr. Kevorkian, bu programda Youk’tan ölmek istediğine dair imzalı bir onay aldığını da göstermiştir. Dr. Kevorkian, bir gün kendisinin de ötanazi yolunu seçebileceğini belirterek yaptıklarını savunmuştur.[22]

Değinilecek son örnek dava “Bebek Jane Doe Davası” dır. Bebek Jane Doe, spina bifida hastasıdır. Doktorlar anne ve babasına ameliyat edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bebek ameliyat edildiğinde ise hasta yirmi yıla kadar yaşayabileceği öngörülmektedir ancak ağır zeka geriliği ve felçle birlikte yatağa bağımlı olacak ve tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu mağduru olacaktır. Hastanın ebeveynleri doktorların bilgilendirmesinden sonra ameliyata izin vermemiştir. Olay temyiz mahkemesine gitmiştir. Temyiz Mahkemesi ebeveynlerin tedavinin tümünü reddetmeleri durumunda bunun ihmal olacağını ve çocuğun yüksek menfaatinin korunması için devlet müdahalesinin gerekeceğini ancak bu olguda ebeveynlerin tıbbi olarak uygun olan tedavilerde birini seçtiklerini belirtmiştir.[23]

IV. ÖTANAZİNİN KOŞULLARI

A. TEMYİZ GÜCÜ

Yaşam hakkının en temel hak olduğu şüphesizdir. Bu yüzden bu hakkın üzerinde tasarrufta bulunabilmek için sıkı şartlar belirlenmelidir. Ötanazi yasağı nasıl açıkça hükme bağlanıyorsa yasal olması için de şartları belirtilerek düzenlenmelidir. Ötanazinin yasal olduğu Belçika’da belirlenen şartları yukarıda belirtmiştik, bu şartlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

1)Hasta 18 yaşını doldurmuş olmalıdır.

2)Hastanın talebi bilinçli ve kendi iradesine dayalı olmalıdır.

3)Hasta fiziki veya psikolojik açıdan devamlı acı çekiyor olmalıdır.

4)Hastanın hekim ile ayrıntılı görüşmesi ve başka çare olmadığı konusunda hemfikir   olmaları gerekir.

5)Hastanın talebi ile ötanazinin gerçekleşeceği tarihle arasında en az bir ay olmalıdır.

6)Bu konuda özel bir komisyonun karar vermesi gerekir.[24]

Şayet ötanazi yasal olarak düzenlenecekse öncelikle hastanın temyiz kudretine sahip olması gerekir. Sadece kişi kendi yaşam hakkı üzerinde tasarrufta bulunabilmeli, bilinçli bir irade ile hasta ötanazi hakkını kullanmalıdır. Temyiz kudreti ayırt etme gücü demektir. Ayırt etme gücü hukuken “Kişinin, makul surette hareket edebilme, fiillerinin sebep ve sonuçlarını idrak edebilme yeteneği”[25] şeklinde tanımlanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 13. Maddesinde; “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir” denilmek suretiyle ayırt etme gücünü kaldıran halleri saymıştır. Bu halde kişi temyiz kudretine sahip olmayacak ve bu şartı sağlamayacaktır.

B. AYDINLATILMIŞ ONAM

İkinci olarak hekimin vereceği bilgiler dâhilinde hastanın rızası ile ötanazi mümkün olabilmelidir. Burada Türk Hukuku açısından; HHY “Hastanın Rızası ve İzin” başlıklı 24. maddesi, “Tedaviyi Reddetme ve Durdurma” başlıklı 25. maddesi, “Rıza Formu” başlıklı 26. maddesi, “Rızanın Kapsamı ve Aranmayacağı Haller” başlıklı 31. maddesi incelenebilir. İlgili maddelere göre tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hastanın bilincinin açık olmaması halinde yakınları bilgilendirilir ve tehlike arz eden durumlarda onay alınır. Kanunen zorunlu haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere tedaviyi reddetme hakkı da tanınmıştır.

HHY m. 18’e göre: “Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.

Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.

Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir.

Hasta, aynı şikâyeti ile ilgili olarak bir başka hekimden de sağlık durumu hakkında ikinci bir görüş almayı talep edebilir.

Acil durumlar dışında, bilgilendirme hastaya makul süre tanınarak yapılır.

Bilgilendirme uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılır.

Hastanın talebi halinde yapılacak işlemin bedeline ilişkin bilgiler sağlık hizmet sunucusunun ilgili birimleri tarafından verilir” demektedir.

Bu maddede bilgi vermenin usulü belirlenmiştir. Bu şartlar sağlanarak alınan rıza ile aydınlatılmış onam şartı da sağlanacaktır.

C. DİĞER ŞARTLAR

Kişinin yaşam hakkı üzerinde tasarrufta bulunabilmesi yasal düzenleme dâhilinde ötanazi ile mümkün olmalıdır. Daha önce verilen ötanazi tanımından hareketle keyfi sonuçlar doğurmaması için kişinin tedavisi mümkün olmayan hastalığa yakalanmış ve bu sebeple şiddetli dayanılmaz acı ve ıstırap içinde olması gerekir. Psikolojik rahatsızlıklar buna dâhil olmamalı acı sadece fiziki olmalıdır. Akıl sağlığının yerinde olmadığı tıp bilimince kabul edilen kişiler zaten yaşam hakkı üzerine tasarrufta da bulunamamalıdır.

Dayanılmaz acılar veren bu hastalığın süreklilik arz etmesi ve günümüz tıp gelişmelerine rağmen tedavisi mümkün olmamalıdır. Bu şart tıp bilimince tespit edilmelidir.

Belçika ve Hollanda hastanın talebi ile ötanazi uygulamasının arasında en az bir ay süre olması şartını belirlemiştir. Bunun sebebi ise hastanın tedavisi mümkün olmayan hastalıkla ilgili hekimden derinlemesine bilgi alması ve ötanazinin geri dönüşü olmayacağının bilincinde olmasıdır. Bu sürede hasta bu haktan vazgeçebilme hakkını kullanmayı bir daha düşünmelidir. Bu süre sonunda hasta ötanazide kararlıysa acılarının ne kadar dayanılmaz olduğu ve ölümde ne derece kararlı olduğu sonucuna da ulaşılabilir.

Ötanaziyi gerçekleştirecek kişi hekim olmalıdır. Uygulama yetkisi ilgili hekimlere ait olmalıdır. Kasten öldürme suçunu işledikten sonra acılarını dindirmek için yapma bahanesiyle savunmanın da önüne geçilmelidir.

Ötanazi işlemi hastanın yüksek yararının bunu gerektirdiği düşüncesine dayanmalı, hastanın ıstırabından bir an önce kurtulmasını temin amacıyla gerçekleştirilmelidir.[26]

Son olarak Belçika’da da olduğu gibi ötanaziyi uygulayabilmeye karar yetkisi bir komisyona ait olmalıdır. Belçika’da Federal Kontrol Komisyonu, 8 üyesi tıpçı, 4 üyesi hukukçu, 4 üyesi ilgili hastalıklarla ilgilenen 16 kişilik bir gruptan oluşmaktadır.[27] Ötanazi sadece böyle bir komisyonun alacağı kararla mümkün olabilmelidir.

V. ETİK AÇIDAN ÖTANAZİ

Ötanazi bir hak mıdır? Yoksa tıp yöntemleriyle işlenen bir cinayet midir? Burada ötanaziyi savunan ve reddeden görüşlerden bahsetmek gerekir.

Ötanaziyi savunan yazarların[28] ilk dayanağı kişinin kendi geleceğini belirleme ve tedaviyi reddetme hakkıdır. Bir hakkın varlığından söz edebilmek için yetki, talep, saygı gösterilme sorumluluğu unsurlarının var olması gerekir.[29] Bu üç unsur aynı ölçüde tanındığında uygulamada anlam kazanacaktır. Bu görüşe göre kişinin yaşamı, bedeni üzerinde tasarruf hakkı bulunmaktadır. Bu sebeple tedavisi mümkün olmayan hastalıklardan acı ve ıstırap duyan kimsenin yaşamını sonlandırabilmesi mümkün olmalıdır ve hukuk sistemlerince talep eden ve uygulayan hekime de yaptırım uygulanmamalıdır.[30]

Bu görüşün diğer dayanağı ise onurlu yaşama hakkıdır.[31] Antik Yunan’da dayanılmaz hastalık ve sıkıntılara maruz kalmış kişilerin ölümü tercih etmesinin saygıyla karşılandığını belirtilmişti. Aristoteles’in etik görüşü bağlamında ötanazi “mutlu ölüm” olarak nitelendirilir. Aristoteles “Acınacak şekilde ölmüş birini kimse mutlu sayamaz” demiş, her insanın insan onuruna yaraşır şekilde ölmesini istemiştir.[32] Tedavisi mümkün olmayan, acısına katlanılmayacak derecede olan hastalıklarla hayata devam etmeye çalışmak insan onurunu zedeleyebilir. Yaşam kalitesinin artık eskisi gibi olmadığına kanaat getirilebiliyorsa kişi ötanazi hakkını talep edebilmelidir.

Öğretide ağır zihinsel veya bedensel kusurlarla doğan bebekler için “erken ötanazi” uygulanabileceği görüşü de vardır.[33] Ancak kişi yaşama ihtimali düşük ya da acı çeken bir bebek olarak dünyaya gelmiş olsa da henüz bilinçli iradesi bulunmamaktadır. Sadece kişi kendi yaşamı üzerinde tasarrufta bulunabilmeli anne babasına dahi bu talep hakkı tanınmamalıdır. Bebeğin ayırt etme gücü bulunmadığından, anne babanın da her ne kadar kendi çocukları olsa da bir başkasının yaşamı söz konusu olduğundan bu talebin hukuken bir değeri olmamalı sonuç doğurmamalıdır. Aksi halde suistimallere açık olabilir bebek ölümleri artabilir.

Kişinin acılarından kurtarılmasının ahlaki bir ödev olduğu düşünülmektedir.[34] Hasta tedavisi mümkün olmayan hastalıklarla mücadeleye zorlanmamalı acı çekmesine izin verilmemelidir.

Ötanazi için savunulan bir diğer görüşe göre ise hekim bu uygulamayı gerçekleştirdiğinde suç oluşmamaktadır. Çünkü hekimin kastı zarar verme kastı değil acılara son vermedir. Böylece suçun manevi unsuru oluşmamakta suç da meydana gelmemektedir.[35]

Ötanaziyi reddeden görüşlere[36] gelirsek burada dayanılan en temel düşünce yaşam hakkının en değerli hak oluşudur. Kişi kendisi dahi yaşamı üzerinde tasarrufta bulunamaz. Bir başkası bu eylemi gerçekleştirdiğinde ise kasten öldürme suçu gerçekleşmektedir.

Bu görüşün diğer bir dayanağı da dindir. Dinlere göre yaşam kutsaldır. Bir kişi diğerinin yaşamına veya kendi yaşamına son veremez. Ötanazi, intihar ve cinayet dinen yasaklanmış eylemlerdir. İslam dinin bu konuya bakışı için Maide suresi 32. ayeti örnek verilebilir: ”İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler”. Görüldüğü gibi burada insan yaşamının önemine ve hastalığın tedavisinden ümidin kesilmemesi gerektiğine değinilmiştir.

Günümüz tıp gelişmelerine baktığımızda birçok hastalığın tedavisi artık mümkündür. Son dereceye gelmiş ölüme yaklaşmış olan hastalar haricinde çokça tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Tıpta hata olasılığı daima vardır. Bir hastalığın tedavisinin mümkün olmadığının tespiti kesin değildir.[37] Böyle bir teşhis hatası var olduğunda ötanazi uygulamasının geri dönüşü de artık mümkün olmayacaktır. Bu yüzden hastalığın tedavisinin imkânsızlığına tek hekim değil hekim ve hukukçulardan oluşan komisyon karar vermelidir. Ötanazi talebi ile uygulamanın arasında beklenmesi gereken sürede ise hatanın düzeltilmesi de mümkündür.

Saydığımız bazı ülkeler dışında çoğunluk olarak kabul edilmeyen ötanazi ile ilgili Dünya Tabipler Birliği’nin de görüşü ötanazinin etik olmadığı yönündedir.[38] Kişi bazında aksi görüşler elbette mümkündür. Türk Tabipler Birliği Eski Genel Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy: ”Ötanazi uygulamasının titizlikle yapılması lazım. Tedavisi kesin olarak mümkün olmayan ve hastaya acı veren terminal döneme yaklaşmış hastalar için hekim kontrolünde böyle bir hak tanınmalıdır. Bilinci yerinde herhangi bir ilaç etkisi altında ya da başka bilinci etkileyebilecek dış etkenlerin olmadığı bir durumda bir insan yaşamına son verme hakkına sahiptir” demiştir.[39] Bu bildiriyle birlikte bizim hukukumuzda da var olup pasif ötanaziye benzer bir hak olan tedaviyi reddetme hakkı çoğu hukuklarca tanınmıştır.

Bu başlıkta değinilmesi gereken bir durum daha vardır. Bunlardan biri de “Hipokrat Yemini” dir. Hipokrat Yeminine göre aktif ötanazi yasaklanmıştır. Ancak Hipokrat Yemini’ne pek çok eleştiri getirilmiştir. Tartışmalardan biri ise yeminin yazarının dini değerlerini yansıtmasıdır.

Değinilecek son konu da ötanazi talebini kabul ya da reddedecek komisyonun nelere dikkat edip neleri değerlendireceğidir. Öncelikle kişinin yararı üstün tutulmalıdır. Tedavinin mümkün olduğu, acıların azaltılabildiği durumlarda ötanaziden yararlanılmamalı bu hak keyfi sonuçlar doğurmamalıdır. Komisyon bu değerlendirmeyi objektif yapmalıdır. Hastanın sadece çektiği acılar göz önünde tutulmalı psikolojik çöküşleri dikkate alınmamalıdır. Örneğin son dereceye gelmiş bir kanser hastası şartlar dâhilinde ötanaziden yararlanabilirken kaza sonucu bacak kol gibi önemli uzuvlarını kaybedip yaşam kalitesinin düştüğünü bu şekilde devam etmek istemediğini ileri süren kişi ötanaziden yararlanamamalıdır.

SONUÇ

Hukukumuzda yaşam hakkı en temel değerdir. Bu yüzden kişinin kendisi dahil bu hak üzerinde tasarruf hakkı kimseye tanınmamaktadır. Dolayısıyla ötanazi de hukukumuzda tanınmış değildir. Hasta Hakları Yönetmeliği m. 13 ile ötanazi yasağı hüküm altına alınmıştır. Aktif ötanazi Belçika, Hollanda, Kanada, Avustralya ve Amerika’nın bazı eyaletleri, Lüksemburg’da mümkündür. Pasif ötanazi her ülkede yasal olmasa da benzer bir hak olan tedaviyi reddetme hakkı çoğu hukuklarca tanınmıştır. Hukukumuzda tedaviyi reddetme hakkı HHY m. 25 ile düzenlenmiştir. Almanya gibi bazı ceza hukuku düzenlemelerinde ötanazi kasten öldürmeye göre daha az cezalandırılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Hukuku’nda böyle bir düzenleme bulunmamakta, kasten öldürme ya da kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu oluşacaktır.

Kanaatimce daha az ceza öngören düzenlemeler ötanazi sorununa çözüm getirmemekte aksine kötüye kullanımlara açık hale getirmektedir. Ötanazi ya açıkça düzenlenip yasal hale getirilmeli ya da açıkça yasaklanmalı, cezası kasten insan öldürme suçunun cezası gibi verilmelidir.

Her ne kadar tıp gelişmeleri son derece artsa da kişinin acılarına son verme talebi bulunmalıdır. Kimse tedavisi mümkün olmayan hastalıklarca acı çekmeye zorlanmamalı hastanın kararına saygı gösterilmelidir. Devletin yaşatma görevi olsa da hastanın kararlarını göz ardı etmemelidir. Örneğin HHY m. 25’e dayanarak usulünce alınmış yazılı ifade ile tedaviyi reddeden hastayı yaşama zorlamak da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturabilir. Bu yüzden bu örnekte hastanın kararına saygı duyulmalı tedaviye son verilmelidir.

Ötanazi hakkı bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Kişi artık yaşamı üzerinde tasarrufta bulunabilecek bu kısıtlama kalkmış olacaktır. Kişinin ne derece yaşamı ve bedeni üzerinde tasarrufta bulunabileceği de ayrıca düzenlenmelidir.

Son olarak elbette ötanazi uygulama kararı keyfi değil zor şartlara bağlanarak verilmelidir. Buna sadece bir hekimin değil hekim ve hukukçulardan oluşan bir komisyonun karar vermesi gerektiği belirtilmiştir. Hastalık ve etik açıdan objektif değerlendirme yapılmalı düzenlenecek hükümde belirtilen şartlara uyup uymadığı incelenmeli ve ötanazi kararı verilmelidir. Bilinçli bir irade ve aydınlatılmış onam başlıca şartlardır. Bilinçli olmayan iradenin edeceği talep hukuken dikkate alınmamalı sonuç doğurmamalıdır. Çocuklar hakkında hassas davranılmalı, Belçika’da tanındığı gibi 18 yaş altına veli ya da vasi rızasıyla kesinlikle ötanazi hakkı tanınmamalıdır. Hekim hastalık ve tedavi hakkında hastayı tüm bilgilerle donatmalı doğabilecek sonuçları, ötanazinin geri dönüşü olmayacağını bildirmelidir. Ve yine ötanazi kararı ile uygulaması arasında hastanın daha fazla acı çekmeyeceği ve talebini de tekrar değerlendirmesi gereken kadar belirli bir süre bulunmalıdır. Ötanazi hakkı maddede tüm ayrıntılarıyla düzenlenmeli kötüye kullanımlara kapalı olmalıdır. Tüm bu şartlar sağlandığında artık hasta acı çekmeye ve böyle bir yaşama zorlanmamalıdır.

KAYNAKÇA

Akcan, Esra, Ötanazi, İÜHFM C. IXXI, S. 1, 2013.

Altay, Gül, Nitelikli Yaşam Hakkı İçin Ötanazi, Yüksek Lisans Tezi, 2005.

Artuk, Mehmet Emin; Yenidünya, A. Caner, Ötanazi, İzmir, 2001, (s. 297-319).

Biton Serdaroğlu, Erika, Ötanazi-Ölme Hakkı, MÜHF, HAD, C.22, S.3, 2016, (s. 463- 491).

Demirörs, Özge; Hızal, Sevinç, Türk Ceza Hukuku Açısından Ötanazi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4) 2016, (s. 1481-1516).

Dural, Mustafa; Özoğuz, Tufan, Türk Özel Hukuku Cilt II. Kişiler Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2017.

Gök, Ahmet, Aristoteles’ in Etik Görüşü Bağlamında Ötanazi, (Yüksek Lisans Tezi), Adnan Menderes Üniversitesi, SBE, Aydın, 2015.

Gülmez, Özge, Türkiye’deki Hukuk Profesyonellerinin Ötanaziye Bakış Açısı, (Uzmanlık Tezi), Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2015.

Gürcan, Ertuğrul Cenk, Ötanazi; Yaşama Hakkı Açısından Bir Değerlendirme, AUHFD, 60(2) 2011, (s. 255-280).

Kaşıkçı, Osman, Hukuk Tarihinde Ötanazi, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, S. 6, 2008, (s. 85-99).

Kılınç, Bilal, Mukayeseli Hukukta Ötanaziye İlişkin Yaklaşımlar ve Hukukumuzda Ötanazinin Yeri Sorunu, Ankara, Adalet Yayınevi, 2019.

Nomer, Mert, Yaşama Hakkına Saygı Nedeniyle Ölümü İstemek, TBB Dergisi, 2014, (s. 41-55).

Özbek, Veli; Doğan, Koray; Bacaksız, Pınar; Tepe, İlker, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2018.

Özen, Muharrem; Ekici Şahin, Meral, Ötanazi, Ankara Barosu Dergisi, 2010, S. 4, (s. 15-36).

Sulu, Muhammed, Ötanazi Üzerine, MÜHF, HAD, C.22, S.2, 2017, (s. 551- 574).


[1] (TDK, 2020), https://sozluk.gov.tr/?kelime=%C3%B6tanazi , (E.T.: 22.08.2020).

[2] Mehmet Emin Artuk/ Ahmet Caner Yenidünya, Ötanazi, İzmir, 2001, s. 298.

[3] Osman Kaşıkçı, “Hukuk Tarihinde Ötanazi”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, S. 6, 2008, s. 89.

[4] Osman Kaşıkçı, a. g. m., s. 89.

[5] Osman Kaşıkçı, a. g. m. , s. 90.

[6] Osman Kaşıkçı, a. g. m. , s. 90.

[7] Bilal Kılınç, Mukayeseli Hukukta Ötanaziye İlişkin Yaklaşımlar ve Hukukumuzda Ötanazinin Yeri Sorunu, Ankara, Adalet Yayınevi, 2019, s. 24.

[8] Özge Gülmez, Türkiye’deki Hukuk Profesyonellerinin Ötanaziye Bakış Açısı, Uzmanlık Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2015, s. 5.

[9] Mehmet Emin Artuk/ Ahmet Caner Yenidünya, a. g. m., s. 302.

[10] Veli Özer Özbek/ Koray Doğan/ Pınar Bacaksız/ İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 142.

[11] Bilal Kılınç, a. g. e. , s. 39.

[12] Erika Biton Serdaroğlu, Ötanazi-Ölme Hakkı, MÜHF, HAD, C.22, S.3, 2016, s. 473.

[13] Muhammed Sulu, Ötanazi Üzerine, MÜHF, HAD, C. 22, S. 2, 2016, s. 561.

[14] Bilal Kılınç, a. g. e. , s. 101.

[15]Esra Alan Akcan, Ötanazi, İÜHFM C. IXXI, S. 1, 2013, s. 18.

[16] Mert Nomer, Yaşama Hakkına Saygı Nedeniyle Ölümü İstemek, TBB Dergisi, 2014, s. 46 vd.

[17] Muhammed Sulu, a. g. m. , s. 564.

[18] Özge Gülmez, Türkiye’deki Hukuk Profesyonellerinin Ötanaziye Bakış Açısı, Uzmanlık Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2015, s. 41.

[19] Kararın tam metni için bkz: https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22fulltext%22:[%22lambert%20and%20others%22],%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-168512%22]} (E.T.: 26.08.2020)

[20] Bilal Kılınç, a. g. e. , s. 109 vd.

[21] Gül Altay, Nitelikli Yaşam Hakkı İçin Ötanazi, Yüksek Lisans Tezi, 2005, s. 67.

[22] Özge Gülmez, Türkiye’deki Hukuk Profesyonellerinin Ötanaziye Bakış Açısı, Uzmanlık Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2015, s. 50.

[23] Özge Gülmez, s. 49.

[24] Erika Biton Serdaroğlu, a. g. m. , s. 473.

[25] Mustafa Dural/ Tufan Özoğuz, Türk Özel Hukuku Cilt II. Kişiler Hukuku, 2017, İstanbul, Filiz Kitabevi, s. 57.

[26] Özge Gülmez, Türkiye’deki Hukuk Profesyonellerinin Ötanaziye Bakış Açısı, Uzmanlık Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2015, s. 7.

[27] Bilal Kılınç, a. g. e. , s. 92.

[28] Artuk/ Yenidünya, s. 316; Aynı yönde daha fazla görüş için: Özge Demirörs, Sevinç Arslan Hızal, Türk Ceza Hukuku Açısından Ötanazi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4) 2016, s. 1494.

[29] Ertuğrul Cenk Gürcan, Ötanazi; Yaşama Hakkı Açısından Bir Değerlendirme, AUHFD, 60(2), 2011, s. 256.

[30] Özge Demirörs, Sevinç Arslan Hızal, Türk Ceza Hukuku Açısından Ötanazi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4) 2016, s. 1494.

[31] Muharrem Özen/Meral Ekici Şahin, Ötanazi, Ankara Barosu Dergisi, 2010, S. 4, s. 22.

[32] Ahmet Gök, Aristoteles’in Etik Görüşü Bağlamında Ötanazi, (Yüksek Lisans Tezi), Adnan Menderes Üniversitesi, SBE, Aydın, 2015, s. 58

[33] Görüşler için bkz: Muharrem Özen/Meral Ekici, s. 23.

[34] Mehmet Emin Artuk/ Ahmet Caner Yenidünya, a. g. m., s. 309.

[35] Artuk/ Yenidünya, a. g. m., s. 309.

[36] Muharrem Özen/ Meral Ekici, s. 32; Muhammed Sulu, s. 571; Osman Kaşıkçı, s. 99; Esra Alan Akcan, s. 24.

[37] Mehmet Emin Artuk/ Ahmet Caner Yenidünya, a. g. m., s. 304.

[38] 1992 Lizbon Bildirisi

[39] Bkz: http://bianet.org/bianet/yasam/162145-prof-gursoy-otenazi-tibben-etik-bir-haktir , (E.T.: 06.09.2020).

TEŞEKKÜR: Bu yazımı yazma fırsatını veren her aşamasında değerlendiren, destekleyen değerli Ahmet Fevzi Kibar hocama, akademik çalışma okulu altında toplanan arkadaşlarıma ve sağlıkçı bakış açısıyla destek olan sevgili ablam Merve Şenadlı ve eşi Ali Şenadlı’ya teşekkürlerimi sunarım.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, HUKUKİ AÇIDAN ÖTANAZİ bu konu hakkında destek alabilirsiniz...