Öğrenci Edebi Çalışma

Gecekondu Kültürünün Anatomisi

Gecekondu Kültürünün Anatomisi
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Gecekondular, metropollerin üvey evlatları… Genelde hiç kimse gecekondu bölgesinden memnun değildir. Hem tehlikeyi hem de düzensizliği temsil eder insanlar için. Sanki uzun uzun binaların dar merdivenleri, ilahi düzenin birer tezahürü.

(SOSYAL OLGULAR ÜZERİNE İNCELEME)

YAZAR: FURKAN YURT

Bu yazımda; 1970-2000 arasındaki 30 yıllık sürecin gecekondu yaşamını bahse konu edineceğim. Ne yazık ki gecekondu kültürü, bambaşka bir konu olan göçle günümüzde tarumar edilmiştir. Bu sebeple şu anki mevcut gecekondu yaşantısı, burada bahsedeceğim niteliklerden oldukça uzak.

Gecekondular, metropollerin üvey evlatları… Genelde hiç kimse gecekondu bölgesinden memnun değildir. Hem tehlikeyi hem de düzensizliği temsil eder insanlar için. Sanki uzun uzun binaların dar merdivenleri, ilahi düzenin birer tezahürü.

Öncelikle nedir bu gecekondu ona bakalım: Birleşmiş Milletler gecekonduyu, “yasal olmayan yer işgali ya da az gelirli kimselerin yaptıkları barınak”[1] olarak tanımlamaktadır. Başka anlatımla, BM’nin kabul ettiği tanıma göre bir arazinin yasal olmayan yollardan işgali ve üzerine düşük gelirli kişilerce binaların yapılmasıdır.

Gecekondulaşma veyahut gecekondu kültürünü, Gramsci’nin tahakkümü ifade biçimiyle yorumlamak istiyorum[2]. Çünkü kentleşmenin anatomisine baktığımız zaman yalnızca ekonomik aktörler işin içine girmiyor; halkın sivil başkaldırısı, derme çatma yapılara yönelmesine sebep oluyor. Bu başkaldırı genellikle politik toplumun dayatmalarına veya siyasi işlerliğin kötü gidişatına karşı kendini gösteriyor.

Gecekondu yapıları sıklıkla tek kattan oluşur. Bu tek katlı yapıyı yatay tabaka olarak görebiliriz. Herkes birbiriyle aynı koşullarda yaşıyor. Kimsenin kimseye toplumsal roller üzerinden baskı kurması söz konusu değil. Zaten mümkün de değil. Bu kültürün aile yapısında baba faktörü, evin yıkılmaz parçası, bir nevi çatısı olarak görülür. Anne ise evin işlerliğini, düzenini ve refahını temsil eder. Erbatur Çavuşoğlu’nun “Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi” kitabında, bu gibi nitelik tanımlarının yalnızca kimlik özellikleri ile yorumlanamayacağını, mekânsal eklentilerin de bu tanımlamada önemli bir faktör olduğunu görüyoruz. Şimdi bu minvalde incelemeye başlayalım.

Gecekondu yapılarında mutfak karanlık, penceresiz ve küçüktür. Bir nevi ekonomik yaşantının yansımasıdır. Yapının girişi ya bir merdivenle yükseltilmiştir ya da kapı eşiği birkaç santim yüksektir. Bu, mahremiyeti korumayı amaçlarken aynı zamanda dışarıyla olan bağlantıyı diri tutma çabasındandır. Evin genişçe bir salonu, oldukça ufak bir veya iki odası vardır. Buradaki amaç aile fikrinin birey fikrinden önce geliyor oluşuyla açıklanır. Genellikle gecekondu yapılarının altında küçük bir depolama alanı vardır. Bu alan tahta bir kapı ve telle tutturulmuş kilit benzeri bir aletle korunur. Bu görüntü, maddi değeri olmayan fakat gecekondu sakinleri için önem arz eden şeylerin korunması gerektiğini temsil eder.

Yaşamak iz bırakmak demektir.  İkamet edenin izleri de mekâna nakşolur.
Walter Benjamin

Gecekondulaşma hakkında yapılan eleştirilerden en yaygını, kentleşme karşıtı olduğu yönündedir.[3] Kanımca pek taraflı bir yorumdur bu. Öncelikle gecekondu kültürünün siyasi yönelimlerin sonuçları yüzünden ayyuka çıktığı açıkça ortada. Ekonomik olarak köy yaşantısından yeterli karşılığı bulamayan bir kişinin, kent dinamizmine girmek istemesi oldukça kabul edilebilir. Bu konudaki dışlayıcı ve ötekileştirici üslubu ısrarla sürdürmek, istenilen sistemli kentleşmeyi sağlamaktansa kentleşmeye engel unsurları daha da yaygın ve görünür hâle getirir.

Örnek: “YALÇIN AİLESİNİN KONUTU, KÖPEK KULÜBESİNDEN BİRAZ BÜYÜK” Gazi Mahallesi Cebeci yolu 566 nolu yerde 7 bin lira (700 ₺) kira ile otururken, belediyede görevli ev sahibi tarafından çıkarılması üzerine açıkta kalan 7 nüfuslu Yalçın ailesinin, “Yapıver şu boş araziye bir kondu” diyen komşuların da teşviki ile yaptığı gecekondusu, bir süre önce belediye ekiplerince yıkıldı. İkinci kez açıkta kalan ve işsiz olan Hasan Yalçın, gecekondusunun yıkımı üzerine şunları anlattı: “Yunan gâvuru gelse bu cezayı vermezdi. Ya hapis verir ya da para cezası verirdi. Evimi yıkmazlardı. Reise dedim ‘Ben senin ilacını biliyorum. Ama bende yok’ diye. Akşam olunca 30-40 tane gecekondu yapılır. Benimki neden yıkıldı? Param olmadığı için mi? Komşular, ‘sizde para verseydiniz yıkılmazdı’ diyorlar. Memlekette fevkalade rüşvet dönüyor. Yemin ederim ki rüşvet yiyorlar. Ben de verseydim 40–50 bin lira, yıkılmazdı.[4]

Örnekte görüldüğü üzere gecekondulaşma, yalnızca bu yola başvurmuş ailelerin değil bu sisteme alışık olanlarca da teşvik edilmektedir. Bu teşvik süreci, kendi kültür ağını yaratmakta. Kentleşme karşısında metropole bir başkaldırı tablosu çizilmekte. Bunu sosyalizmle yönetilen ülkelerde yerleşik bir adet olarak görmekteyiz. Örneğin Venezuela’da “gecekondu seçmeni” adında bir topluluk var. 2013 seçimlerinde ülkenin şu anki devlet başkanı, seçim politikalarının neredeyse büyük çoğunluğunu “gecekondu seçmeni” üzerine yoğunlaştırdı. Bu sayede oyların %50’sinden fazlasını alırken bu olayların %35’ini “gecekondu seçmeni” oluşturdu.[5]

Görüldüğü üzere gecekondu kültürü yalnızca kentleşme karşıtı veya modernizme engel öge değil. Kendi iç dinamiklerinde oldukça teferruatlı zemine sahip. Eğer siz de o yaşam alanını bir olumsuzluk olarak görüyorsanız, oradaki yaşam mücadelesinin ve kalitesinin değerini tecrübe etmelisiniz. Çünkü; o yaşantı ne tercih edilesi ne de içine girildiğinde terk edilesi bir konumda. Diri bir bataklıkta, her saniye kucağına bir taş daha yüklenen kurban gibi…

TEŞEKKÜR: Hedefleri ve gayeleri doğrultusunda, genç dimağlar için kuvvetli bir rehber olan aynı zamanda akademik çalışma okulumuzun kurucusu olan pek değerli hocam Sayın Ahmet Fevzi KİBAR’a teşekkür ederim.

Ayrıca değerli eleştirileriyle yazıma katkıda bulunan Betül Akçay, Habibe Arıcı ve Mustafa Dündar baştaolmak üzere tüm akademik çalışma okulu mensuplarına teşekkür ederim.


[1] K.H.Karpat, The Gecekondu: Rural Migration and Urbanization,Cambirdge Unıversity Pres, .s 15, London, New York-1976

[2] A. Baran Dural, Antonio Gramsci ve Hegemonya, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 39 (309-321), Kış 2012

[3] Sabri ÇAKIR, Türkiye’de Göç, Kentleşme/Gecekondu Sorunu ve Üretilen Politikalar, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 23, Mayıs 2011

[4] 04.11.1985 Tarihli Cumhuriyet gazetesi

[5] http://www.nicolasmaduro.org.ve/

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, Gecekondu Kültürünün Anatomisi bu konu hakkında destek alabilirsiniz...