Öğrenci Edebi Çalışma

GAYE-İ İNSANİYYE

gaye-i insaniyye
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Ve yaşamak bir dert sahibi olmaktır…

(DENEME)

YAZAR: MERVE YILDIRIM

“Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir”

                                                                                                  (Al-i İmran, 3/185)

Kalbimi feraha erdiren, beni benliğim ile buluşturan bir ayet bu. Her okuyuşumda bambaşka manalar çıkardığım bir kelam. Zira hangi dil bilimcisine hangi tefsir âlimine başvurursak başvuralım, hakiki manasını keşfetmekten aciz kalırlar. Çünkü anlam, gramerde değil; ruhta saklıdır. Ve ruhta aranmalıdır, satır sonlarına konan noktaların, virgüllerin anlamları bile.

“Bu dünya kirli bir bez parçasıdır”… İçimin, içime bile sığmadığı zamanlarda, bir efsun gibi tekrarlıyorum bu ayeti. “Meta” kelimesinin içine, uğruna ölebileceğimi sandığım şeyleri koyuyorum, meylettiğim, olması için uğraştığım şeyleri. Anlıyorum ki, hint kumaşı sandığım şeyler ancak kirli bir bez parçasından, bir “meta” dan başka bir şey değil.

Öyleyse bir şey bulmalı, adına “meta” diyemeyeceğimiz. Bir şey bulmalı ki uğruna dövüşmeye değer olsun. Mesela, denemek damarlarında insanlara kurtuluş olan bir serumu[1], dağlar aşırı bir memleketin çocuklarına bir harf öğretebilmek; kesin bir yazgı gibi bilmek öleceğini, fakat yine de savaşmak bir cephede. Mesela, ardından “iyi ki varsın” dedirtmeye değer bir yaşamak… Hiçbir şey gelmedi mi elimizden, o halde ellerimizin ve ayaklarımızın gidemediği yerlere ulaşabilmeli sesimiz. Yani sığınsak da sessizliğin geçici rahatlığına, yaşamak “sen haksızsın” diyebilmektir adaletsiz bir hükümdara.

Ve yaşamak bir dert sahibi olmaktır. Öyle bir dert ki, seni ayakta tutar. ”Ne için yaşıyorsun?” sorusuna verilen en tatmin edici bir cevaptır aradığın. Yani daha iyinin, daha güzelin derdi ile yaşamak bu hayatı. Fakat öyle cebine giremeyen üç kuruşun derdi gibi bir dert değil,  mobilyalarının altın varaklı olamaması yahut bir üst modeline sahip olamadığın telefonun, araban, evin ve sol profilden güzel çıkmayan resmin gibi değil.

Öyle bir dert sahibi olacaksın ki bu dünyada, güldürdüğün zaman mülteci kampında bir çocuğu, aynı anda gülebilmeli sarı, kırmızı, siyah ve beyaz bebekler. Türkmen bucağında nağme tuttururken bir türküye, aynı zamanda Srebrenitsa ağıtlarına ağlayabilmelisin. Görebilmelisin Torosların eteğinde batan güneşin, Olimpos Dağında doğduğunu. Yani büsbütün bir dünya olmalısın. İnsanları, kavgası ve rüzgârıyla…

Ve bilmelisin, yazları kurak ve sıcak; kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafya değildir bu dünya.

Gerçek olan, senin mevsimindir.

TEŞEKKÜR: Yazıma dair eleştiri ve yorumlarıyla yazımı güzelleştiren sevgili Mustafa DÜNDAR, Mustafa SİNCAR, Elif SÖNMEZ, Şahın KILIÇ, Elif YILMAZ arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Bana yazma cesareti ve imkânı veren, yaptığımız işlerde bizi destekleyen, yarına umutla bakmamızı sağlayan çok kıymetli hocam, Akademik Çalışma Okulu kurucusu Ahmet Fevzi KİBAR’a teşekkürü bir borç bilirim.


[1] Nazım HİKMET-Yaşamak

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, GAYE-İ İNSANİYYE bu konu hakkında destek alabilirsiniz...