Eleştiri Yazıları

FİKİR KELEPÇESİ ve PROPAGANDA

FİKİR KELEPÇESİ ve PROPAGANDA
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Aksiyon her zaman fikirden önce görünür. Daha fazla ses getirir. Ancak her aksiyon bir fikri altyapının ürünüdür.

Fikir, aksiyon, propaganda, vesvese, siyaset…

Aksiyon her zaman fikirden önce görünür. Daha fazla ses getirir. Ancak her aksiyon bir fikri altyapının ürünüdür. İnsan önce düşünür sonra eyleme geçer. Düşünmeden eyleme geçmek yoktur. Düşünmeden yapılan eylemleri bile bilinçaltına işleyen fikirler tahrik eder. En azından onlara rota, sınır veya ruh katarlar.

Fikirleri ele geçirmek bir toplumu özgür kılmanın da onları köle yapmanın da en etkili yöntemidir. İşte siyasilerin kullandığı en etkili yöntem propagandanın özü fikirlere tesir etmektir. Öyle olduğunu düşündürmektir. Zira bir insanın neyi düşüneceğini kontrol edebildiğiniz anda artık ona hiçbir menfaat, silah veya eğitim vermenize gerek kalmaz. Doğrudan doğruya o artık sizin silahınız ve askerinizdir. Hem masrafsız hem de en etkili yoldur bu. Bir insanı sadece maddi veya manevi menfaatler saikiyle bir işe sürmeniz çok riskli ve defoludur. Her daim elinizde patlayabilir, geri tepebilir. Ancak bir insanın en değerli varlıklarını da için içine katarak onun fikriyatını siz inşa ederseniz artık o sizin dava erinizdir. Siz bir emir vermeden hareket eder, sizi savunur, yüceltir.

Şeytanın insan üzerindeki tesiri de böyledir. Vesveseyle (propagandayla) sizi öyle işler ve yönlendirir ki bir bakmışsınız onun istediği gibi düşünüyor, yaşıyor ve hareket ediyorsunuz. Fikirlerinize işleyerek size fikir kelepçesini öyle bir takar ki artık ona hizmet edersiniz. Hem de ona söverken…

Günümüz siyasetçileri de en çok bu yöntemi kullanmaktadır. İçlerinde gerçekten hak için hakikat için mücadele edenler de vardır ancak bu sayı çok azdır. Bizler fikrin, fikir inşasının ehemmiyetini, hür düşünce ve muhakemenin kıymetini anlamadığımız sürece düşünen koyunlardan farkımız kalmaz. Bizi istedikleri menfaate ulaşmak için piyon olarak kullanmaktan vazgeçmezler. Örneğin bir siyasetçi, sizden aldığı vergilerle, kamu malıyla (beytül mal ile) ve bunun çok az bir kısmıyla size bir hizmet getirir ve sonra da sanki kendi malından verip lütfetmiş gibi kendisinden sitayişle bahseder ve bahsedilmesini ister. Hey efendi! Sen babanın yahut kendi malından mı bize lütfediyorsun. Sen ancak yapmadıklarından hesaba çekilmeye layıksın! Fazlası değil…

Peki nasıl oluyor da biz bu hakkımızı aramak varken bize kendi malımızı sadaka gibi lütfedip iltifat bekleyenlerin tuzağına düşüp haysiyetimizi kaybediyoruz. Öncelikle zihinleri hakikatle dolmaması için meşgul ediyorlar. Biz de tembellik edip kendi fikriyatımızı beslemiyoruz. Okuyup araştırmıyoruz. Sonra da yaptıkları propaganda ile istedikleri gibi bilinçaltımızı işliyorlar. Bizden öncekiler şöyle kötüydü, o zaman biz iyiyiz, bizim hatalarımızı görmeyin, eleştirmeyin diye diye işin içine bir de manevi değerleri kendi menfaatleri ile bulayarak ruhumuza da bir kelepçe vuruyorlar. Artık ne ruhumuz ne bedenimiz hür hareket edebiliyor. Tamamen propaganda kelepçesi altında istedikleri yöne kumanda ediliyoruz.

Bir de amaçları hakikati tutup kaldırmak, hakkı tesis etmek olmadığı için kendi yalanını örtmek için ya başka bir yalanı yahut karşı tarafın bir yanlışını öyle çok dile getiriyor ve odak noktasını değiştiriyor ki artık lafın nerede başladığını, neyin tartışıldığını ve neyin daha büyük kusur veya hangi doğrunun daha önemli olduğu muhakemesini yapamayan çarpık zihinler ortaya çıkıyor. Böyle zihinleri yönetmek için de bir şey yapmaya gerek yok. Diğer tarafla çarpıştırmak kâfi. Vatandaşı birbirine düşman et, sen aradan sıyrıl keyfine bak! Vah benim memleketim, vah benim güzel insanım… Sen bunlara layık değilsin ancak cahilliğinin, kendi hür fikriyatını oluşturmayı önemsememenin cezasını çekiyorsun.

Unutulmamalı ki İslamiyet ilk savaşını cehaletle verdi. Müjdelediği ve amaç edindiği şey hürriyetti. Kula kulluğu ortadan kaldırmaktı. Mesele hürriyeti getirmek değil onu fikirlere işlemektir. Yoksa bir köleyi azat etmek yetmez. Eğer o kölenin fikriyatına hürriyet gelmezse tekrar köle edilir, kendisi köle olmaya yatkındır. Bu sebeple İslâm önce fikri inşa eder. Fikirsiz, muhakemesiz Müslüman ancak şeytana ve onun güdümündeki şer cephesine hizmet eder.

Fikirleri hür kılmak, muhakeme yeteneğini tesis etme en büyük cihattır. Fikirlere işleyen gerçek hürriyet medeniyet getirir, insanlık getirir. Yoksa hep vahşet, bedevilik, kölelik, mankurtluk…

Fikir tarlası ne denli güzel toprakla dolar ne denli güzel sulanıp bakılırsa o denli güzel meyveler, mis kokulu çiçekler, altında gölgelenecek heybetli ağaçlar yeşertir. Fikir dünyanı kuru, tahrip edilmiş ve tüketilmiş, mankurtlaştırılmış insandan ne kendine ne de topluma bir fayda çıkmaz.

Son not olarak, bizim bugünkü zilletimize sebep olan siyasilere karşı tavır şu olmalı;

1- Siyasiye güven olmaz. Her daim sorgulanmalı!

2- Kendi inancını insan doğru bilip kutsalını siyasiye kullandırtıp kirlettirmemeli!

3- Siyasinin makamı da yetkisi de kullandığı sermaye de halka aittir. Kendi malı gibi kullanmasına ve hissetmesine izin vermemeli!

4- Benimki çalsın, yanlışını örteyim dememeli. Herkes kendi mahallesinin şeytanını taşlamalı!

5- Ona verilen işi yapıp yapmadığı sorulduğunda vatan, millet, bayrak ve din edebiyatı yaptığı zaman ağzına tokadı çakıp kulağını inletmeli!

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yorum Yap