OLAY I: A, B’nin bisikletini bir günlüğüne ödünç almıştır. Bisiklete biner binmez ondan çok memnun kalan A, bir hafta sonra bisikleti B’den satın almak için 2.250 liraya anlaşmıştır. B parayı aldıktan sonra evin bahçesinde kilitli olan bisikletin kilidinin anahtarını A’ya teslim etmiştir. Öte yandan A, C’den telefon satın almış ve paranın bir kısmını nakit vermiş, kalan kısmı (1.000) için bisikletini rehin olarak göstermiştir. Ancak aralarında bisikletin A’da kalması konusunda anlaşmışlardır.

            Soru 1: A ile B arasında gerçekleşen işlemi hukuken tanımlayınız. Bu işlem geçerli olarak kurulmuş mudur? 

            A ile B arasında gerçekleştirilmek istenen işlem bir satış işlemidir. Satışın konusu taşınır bir eşya (bisiklet) dır. Dolayısıyla olayımızda bir taşınır satışı söz konusudur. Satış sözleşmesinin konusu mülkiyet hakkının devridir (BK m. 207). MK m. 763’e göre de “taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir”. Yani satış sözleşmesinin ifası için sözleşme konusu bisikletin zilyetliğinin, mülkiyetin devri amacıyla (ayni sözleşme ve zilyetliğin mülkiyetin geçirilmesi amacıyla devri) devredilmesi gerekir. Olayımızda A bisikleti satın almak için para vermiş ve B de söz konusu bisikletin mülkiyetini devretmek için zilyetliğini A’ya devretmiştir. Dolayısıyla mülkiyetin devri için gereken hukuki işlem geçerli olarak kurulmuştur.

Soru 2: B’nin anahtarı A’ya teslim etmesi nasıl bir hukuki işlemdir?

Mülkiyetin devren kazanılması amacıyla yapılması gereken zilyetliğin devri işlemi teslimli (MK 977) veya teslimsiz (978-980) olarak iki türlü gerçekleştirilebilir. Olayımızda işlemin konusu eşya üzerinde zilyetliğin devri, fiili hakimiyeti sağlamaya yarayan araçların (anahtarın) teslimi yoluyla gerçekleştirilmiştir. 

Soru 3: A ile C’nin yapmak istedikleri hukuki işlem sonuç doğurur mu? Neden?

A, borcuna karşılık teminat teşkil etmek amacıyla bisikleti üzerinde C lehine bir rehin hakkı tesis etmek istemiştir. Taşınır eşyalar üzerinde rehin hakkı tesisi için MK sisteminde kural olarak teslim bağlı rehin kurumu öngörülmüştür (MK 939 vd.).

Söz konusu hakkın tesisi için tarafların anlaşması (rehin sözleşmesi) ve taşınırın dolaysız zilyetliğinin bu amaçla rehin alacaklısına devredilmesi (MK m. 939) gerekir. Rehin sözleşmesi herhangi bir şekle bağlı değildir. Taşınırın zilyetliği ise rehnedenin dolaysız zilyetliğine engel olacak şekilde rehin alana geçmediği sürece rehin hakkı kurulmuş olmaz (939/son). Rehnedenin dolaysız zilyetliğine son verilerek rehin hakkının kamuya aleniyeti sağlanmış olur. 

Olayımızda A ile C, rehin hakkını kurma konusunda anlaşmışlardır. Ancak rehin hakkının kurulması için gerekli olan A’nın dolaysız zilyetliğine son verme unsuru gerçekleşmediği için rehin hakkı henüz kurulamamıştır.

Soru 4: Eğer A, bisikleti C’ye teslim etmiş olsaydı;

a) C, söz konusu bisikleti kullanırken bisikletteki bir arıza sebebiyle kaza yapıp zarara uğrasaydı bu zarar için bisiklet üzerinde hapis hakkını kullanabilir miydi?

MK m. 950’de hapis hakkı bir ayni hak olarak öngörülmüştür. İlgili hükümde bu hakkın konusunun sadece taşınır ve kıymetli evraklar olduğu belirtilmiştir. Olayımızda hapis hakkının kullanılmak istendiği nesne taşınır vasıflı bisiklettir. Bu açıdan hapis hakkına konu olabilir. Ancak hapis hakkının doğumu için kanunda öngörülen bazı şartlar gerçekleşmelidir:

1) Alacaklı, söz konusu eşyaya borçlunun rızasıyla zilyet olmalı,

2) Alacaklının muaccel olmuş bir alacağı yani borçlunun borcu bulunmalı,

3) Bu borç ile eşya arasında bir doğal veya fiili bağlantı bulunmalı,

4) Son olarak bu hakkın kullanılmasının bertaraf edilmemiş olmalı (MK 951/2) dır.

Olayımızda esasen bu şartları tutan bir durum gerçekleşmiştir. Yani bisikleti C’ye, A rızasıyla (rehin hakkı) sebebiyle teslim etmiştir. Bu bisiklet sebebiyle A bir zarara uğramıştır. Yani hapis hakkına konu olabilecek taşınır olan bisiklet ile bu bisiklet sebebiyle ortaya çıkan zarar arasında bağlantı mevcuttur. Yani zarara bisiklet sebep olmuştur. Zarar haksız fiile ilişkin olduğundan doğduğu anda muacceldir. Ayrıca bu borç MK 951/2 kapsamına girmemektedir.  Ancak rehin hakkı sahibinin rehin konusu eşyayı kullanma hakkı yoktur. Esasen kendisi haksız bir şekilde bisikleti kullanmıştır. Dolayısıyla meydana gelen zarardan A’nın sorumluluğu olmadığı gibi eğer A’nın bir zararı söz konusu ise C’nin sorumluluğu vardır. Dolayısıyla C’nin hapis hakkını kullanması mümkün değildir. 

b) C, kendi borcu için bisiklet üzerinde X lehine bir rehin kurabilir mi ve X bu rehin hakkını kazanabilir mi? Bu durumu farklı ihtimaller açısından değerlendiriniz.

Kural olarak rehin konusu mal üzerinde tasarruf edemez. Rehin hakkı, rehin konusu mal üzerinde tasarruf yetkisi sağlamaz. C kendisi rehin hakkı sahibidir. Bu sebeple kural olarak kendisine rehnedilen eşya üzerinde başkası lehine rehin hakkı kuramaz.

Rehin hakkı sahibi kendi lehine bir üçüncü kişiye rehin kurmak isterse buna alt rehin denir. MK m. 942’ye göre “alacaklı, rehinli taşınırı ancak rehnedenin rızasıyla bir başkasına rehnedebilir”. Olayımızda A’nın rızası olmadığı için böyle bir alt rehin geçerli değildir. Ancak MK m. 988’in (emin sıfatıyla zilyetten ayni hak iktisabı) özel bir görünümü olan 939/2’ye göre rehnedende tasarruf yetkisi olmasa bile, rehin konusu taşınıra iyiniyetle zilyet olan kimse, zilyetlik hükümlerine göre edinimi korunduğu ölçüde rehin hakkı kazanır. Yani X eğer iyiniyetli ise rehin hakkını kazanır. Zira MK 988’e göre emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetli üçüncü kişinin ayni hak iktisabı korunur. Olayımızda C, bisikletin maliki A tarafından rehin hakkı sebebiyle bisiklete zilyet kılınmıştır. Bu zilyetlik A’nın rızasıyla olduğu için C, emin sıfatıyla zilyettir. Her ne kadar C, söz konusu bisiklet üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmasa da MK m. 939/2 ve 988 gereğince C’den, iyiniyetli üçüncü kişinin ayni hak iktisabı korunur. Eğer X iyiniyetli ise (aksi ispat edilmedikçe iyiniyet asıldır (MK m. 3)) onun ayni hak iktisabı (olayımızda iktisap edilmek istenen hak rehin hakkıdır, rehin hakkı bir ayni hak türüdür) korunur.

c) A, rehin olarak C’ye teslim ettiği bisikleti üzerinde Y’ye olan borcu için bisiklet üzerinde Y lehine bir rehin kurabilir mi? Nasıl?

Bu durum hukuken art rehin olarak isimlendirilir (MK m. 941). İlgili hükme göre “rehnedilen taşınırın maliki, onun üzerinde bir art rehin kurabilir.” Dolayısıyla A’nın, Y lehine rehin hakkı kurması mümkündür. Hükmün devamında bunun şekli de belirtilmiştir: Bu rehnin kurulması için “alacağı ödenince rehnedilen taşınırın sonraki alacaklıya teslim edilmesinin rehinli alacaklıya yazılı olarak bildirilmesi gerekir”. Yani A, söz konusu art rehni yazılı olarak C’ye bildirmek suretiyle bu rehni Y’ye teslim gerekmeksizin kurabilecektir. Bu durumda aynı taşınır üzerinde birden çok rehin kurulmuş olur ve MK m. 948/2’ye göre “rehin hakkının sırası kuruluş tarihine göre belirlenir” ve 948/1’e göre “alacaklılara rehin haklarının sırasına göre ödeme yapılır”.

Art rehinde alacaklı taşınırda bir dolaylı zilyetlik elde etmekte dolaysız zilyetlik ise önce gelen rehinli alacaklıda kalmaktadır. MK m. 941’de öngörülen şekil geçerlilik şeklidir. İhbarın ilk rehinli alacaklıya varmasıyla art rehin kurulmuş olur ve sırası bu tarihe göre tayin olunur. İhbar, ilk rehinli alacaklının alacağını tahsil edince rehin konusu malı art rehinli alacaklıya teslim gereğini içerir.

d) A gezinti için bir günlüğüne bisikleti C’den geri alsaydı bu durumda rehin hakkı ortadan kalkar mıydı?

MK m. 943/2’ye göre “taşınır, alacaklının rızasıyla fiilen yalnız rehnedenin hâkimiyeti altında bulunduğu sürece rehnin hükümleri askıda kalır.” İlgili hüküm gereğince C’nin rızasıyla A’ya bir günlüğüne bisikleti vermesi rehin hakkını sona erdirmez. Ancak bu süre zarfında rehin hükümleri askıda olacaktır. Örneğin bu süreçte rehnedenin malı saklama ve koruma yükümlülüğü söz konusu olmayacaktır.

OLAY II: D ve E yan yana fırın ve pastane işletmektedir. D ve E her ikisi de aynı cins odun sipariş etmiştir. D’ye odun getiren F’nin odun döktüğü yere E’ye odun getiren G de bilmeden dökmüştür. Hangi odunun önce döküldüğü de belirsizdir. Ancak D iki ton, E üç ton odun sipariş etmiştir. Akli dengesi kaybetmeden önce uzun yıllar marangozluk yapan K, söz konusu odunların bir kısmını alarak onlardan bazı dekoratif ürünler yapmıştır.

Soru 1: D ile E’nin odunlarının birbirine karışması olayının hukuki niteliği nedir? Bu durumda nasıl bir sonuç doğar?

 Söz konusu durum MK m. 776’da belirtilen karışma ve birleşme kapsamına girebilir. İlgili hükme göre “birden çok kişinin taşınır malları önemli bir zarara uğratılmadan veya aşırı bir emek ve para harcanmadan ayrılmayacak şekilde birleşmiş veya karışmışsa o kişiler, yeni şey üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya karışma zamanındaki değerleri oranında paylı mülkiyete sahip olurlar.” Olayımızda odunların birbirinden ayrılması aşırı bir emek gerektiriyorsa bu durumda taraflar söz konusu yeni mal üzerinde (odun yığını) değerleri oranında yani D 2/5, E ise 3/5 oranında paylı maliktirler.

Soru 2: K’nin yaptığı dekoratif ürünlerin maliki kimdir?

K herhangi bir hak veya hukuki ilişkiye dayanmaksızın, D ve E’nin paylı malik olduğu odunları kullanarak dekoratif ürünler yapmıştır. Kural olarak bunların mülkiyeti halen D ve E’dedir. Ancak MK m. 775’te düzenlenen işleme kurumu devreye girecektir.

İlgili hükme göre “bir kimse başkasına ait bir şeyi işler veya başka bir şekle sokarsa, emeğin değerinin o şeyin değerinden fazla olması halinde, yeni şey işleyenin aksi halde malikin olur”. Söz konusu durum hukukun maddi bir fiile (işleme), sonuç bağlaması halidir. Buna göre kişinin fiil ehliyetine sahip olması aranmaz. Ancak işleme sonucu ortaya çıkan ürünün değerine göre sonuç belirlenecektir. Dekoratif ürünler hayatın olağan akışına göre hammaddeden daha değerlidir. Dolayısıyla K işlediği ürünlerin maliki olur. K, ayırt etme gücüne sahip olmadığı için MK m. 775/2’de öngörülen kapsama da girmez. Zira MK m. 775/2’ye göre “İşleyen iyiniyetli değilse, emeğin değeri işlenen şeyin değerinden daha fazla olsa bile hâkim yeni şeyi malike bırakabilir.” Dolayısıyla işleyen kişi kötüniyetli ise MK m. 775/1’den ayrılan bir kural öngörülmüştür. Ayrıca D ve E’nin mülkiyetlerini kaybettikleri odunlar için tazminat ve sebepsiz zenginleşmeden doğan hakları saklıdır (775/3).

OLAY III: A, arazisi üzerinde B lehine 20.01.2013 tarihinde bir üst hakkı, 23.4.2013 tarihinde C lehine intifa hakkı tanımış; 21.5.2013 tarihinde D lehine 2. derecede ipotek, 30.06.2013 tarihinde ise E lehine 1. derecede ipotek kurmuştur. Ayrıca A, F’ye 19.4.2012 tarihinde bir önalım hakkı tanımış ve bunu tapu siciline şerhettirmiştir.

Soru 1: Sınırlı ayni haklar arasındaki sırayı dikkate alarak kimin hakkını ne ölçüde kullanacağını belirtiniz.

19.04.2012  F   lehine  önalım hakkı,                                              

20.01.2013  B   lehine  üst hakkı,                            

23.04.2013  C   lehine  intifa hakkı,                         

21.05.2013  D  lehine  2.derece ipotek hakkı,                     

30.06.2013  E  lehine  1.derece ipotek hakkı,

Kural olarak sınırlı ayni haklar arasında sıra, sınırlı ayni hakların kuruluş tarihine göre belirlenir (MK m. 1022). B lehine kurulan üst hakkı zaman itibariyle C lehine kurulan intifa hakkından öncedir. Üst hakkı sahibi B, üst hakkının kendisine sağladığı yetkilerden faydalanırken; C ise üst hakkına zarar vermediği sürece intifa hakkından faydalanır. Malik A arazisini farazi bir değerlendirmeye tabi tutarak derecelere ayırır. Taşınmaz rehninde derecelerin ne zaman doldurulduğu önemli değildir, önemli olan derecedir. Buna sabit derece sistemi denir. Önce 1. derece sonra 2. derece gelir. Burada da E lehine 1. dereceden ipotek kurulmuştur taşınmaz satıldığında ilk olarak E’nin alacağı tahsil edilir. Geriye kalan miktar olursa D’nin alacağı karşılanır.

A borcunu ödeyemezse burada üst hakkı ve intifa hakkı daha önceden kurulduğu için B ve C’nin bir hak kaybı olmayacaktır. İpotek kuranlar tapuda intifa hakkı ve üst hakkı ile yüklü olduğunu biliyorlardı (aleniyet ilkesi). Burada taşınmaz satılırken intifa hakkı ve üst hakkı ile yüklü olarak satılır. Bu sebeple B ve C’nin hak kaybı olmaz.

Soru 2: D lehine 20.000 TL’lik bir alacak için 25.000 TL’lik ipotek; E lehine ise 100.000 TL’lik bir alacak için 100.000 TL’lik ipotek kurulmuştur. Adı geçen kişiler lehine hangi türde ipotek kurulduğunu nedenleriyle belirtiniz.

D lehine 20.000 TL için 25.000 TL’lik ipotek kurulmuştur. Bu ipotek Üst Sınır İpoteğidir. Alacak miktarı net olarak belli değil ise veya belli olan miktardan farklı bir miktar tescil edilirse üst sınır ipoteğinden bahsedilir. E lehine 100.000 TL için 100.000 TL’lik ipotek kurulmuştur. Burada Anapara İpoteği mevcuttur. Anapara ipoteğinde alacağın tutarı rehnin kuruluşu sırasında net olarak belirlidir ve belli olan bu tutar tapuya tescil ettirilir.

Anapara ipoteğinde şu 5 kalem istenebilir:

1- Anapara, 2- Takip Giderleri, 3- Gecikme Faizi, 4- Sözleşme Faizi, 5- Başka Zorunlu Masraflar (sigorta masrafları vs.)

Üst sınır ipoteğinde D, 20.000 TL alacağı için 25.000 TL ‘lik ipotek kuruldu fakat diğer masraflarla birlikte borç 30.000 TL oldu ise D ancak 25.000 TL alabilir. Geriye kalan miktar için ipoteği verenin şahsi sorumluluğuna gidebilir.

Soru 3: D’nin yan alacaklarıyla birlikte alacağı 27.000 TL, E’nin yan alacaklarla birlikte alacağı 108.000 TL tutarsa, A, borcunu ödeyemez ve ipoteğin paraya çevrilmesi kararı alınırsa ve taşınmaz 120.000 TL’ye satılırsa kim, alacağını nasıl tahsil edebilir?

D’nin yan alacaklarla birlikte 27.000 alacağı vardır. E’nin yan alacaklarla birlikte 108.000 alacağı vardır. Taşınmaz ise 120.000 TL’ye satılmıştır. E, lehine 1.dereceden ipotek kurulmuştur. Bu sebeple ilk olarak E’nin alacağı tatmin edilecektir. Söz konusu ipotek anapara ipoteğidir. Bu nedenle 108.000’in hepsi karşılanır. 120.000’den 108.000 liralık borcu düşeriz.

D’nin ipoteği 2. derecedendir. D’nin 27.000 liralık alacağının 12.000 lirasını buradan tahsil edecektir. Kalan 15.000 TL’lik kısmı şahsi hak olarak talep edebilecektir.

Soru 4: İpoteğin paraya çevrilmesi esnasında F önalım hakkını kullanabilir mi? Neden?

Önalım hakkı hem kanuni hem iradi olarak kurulabilir. Sözleşmesel önalım hakkı adi yazılı şekilde kurulabilir (MK m. 237/2). Önalım hakkının kullanılabilmesi için taşınmazın iradi olarak bedel karşılığında 3. kişiye devredilmesi gerekir. Dava yoluyla kullanılabilen bir haktır. Önalım hakkı sözleşmesi en fazla 10 yıllık kurulabilir ve 10 yıl süre ile şerh verilebilir. 10 yıllık sürenin sözleşmenin kuruluşundan itibaren mi yoksa şerh verilmesinden itibaren mi başlatılacağı doktrinde tartışmalıdır.

            Diyelim ki önalım hakkını kullanmak için kişi dava açtı ve ilk celsede dava kabul edildi, bu durumda mahkeme gideri olmaz, avans olarak yatırılmış ücret geri alınır.

            F’ye önalım hakkı tanınmış ve bu tapu siciline şerh ile kaydedilmiştir. F, burada önalım hakkını kullanamaz. Çünkü ön şartlardan olan taşınmazın iradi olarak satışı gerçekleşmemiştir.

Soru 5: Taşınmaz G’ye satılıyor olsaydı yukarıdaki soruya vereceğiniz cevap değişir miydi? Neden?

Önalım hakkının ön şartı taşınmazın 3. bir kişiye iradi olarak bir bedel karşılığında satılmasıdır. G, 3. Kişidir ve taşınmaz bedel karşılığında satılmıştır. Yani iradi bir devir söz konusudur. Bu nedenle F, önalım hakkını kullanabilecektir.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yazarın Diğer İçerikleri