Eleştiri Yazıları

ÇARPIK DİNLEŞME

Çarpık Dinleşme
Ahmet Fevzi Kibar
Arş. Gör. Ahmet Fevzi Kibar

Toplumun yaşadığı çevre, ortaya koyduğu eserler, en başta da mimarisi ve müziği onun ruh halinden, sorunlarından haber verir.

“Kalp deniz, dil kıyıdır. Deryada ne varsa, sahile o vurur.”

Hz. Mevlâna (k.s.)

İnsanın kalp deryasında ne varsa dilinin sahiline de o vururmuş. Ne güzel bir betimleme, ne güzel bir teşbih! Hadi buradan yola çıkarak bir seyahate çıkalım. Ne de olsa “seyahat ediniz, sıhhat bulunuz” diyerek yol gösterir bize Nebi (s.â.v.). 

Sadece dile mi vurur kalp? “Aslan yattığı yerden belli olur” diye bir atasözümüz vardır. İnsanın kalbinde, ruhunda ne varsa yaşadığı yere de onu yansıtır. Bir insanın odasını inceleyerek onun karakterini de ruhunu da ruh halini de betimleyebiliriz.

İnsanda böyle olduğu gibi nüvesi insan olan toplumun da yaşadığı yere bakarak birçok husus tespit edilebilir. Toplumun yaşadığı çevre, ortaya koyduğu eserler, en başta da mimarisi ve müziği onun ruh halinden, sorunlarından haber verir.

Anadolu coğrafyasında ne kadar zaman geriye gidersek o kadar çok medeniyet kapısı açılıyor önümüzde; Osmanlı, Anadolu Selçuklu, Anadolu Beylikleri, Hititler, Sümerler vs… halen gezilen, hayret edilen insanın ruhunu okşayan eserler. Günümüzde ise bu eserlerin bir adım ötesine geçmeyi bırakın, bu eserlerin manalarını bile çözmekten aciz durumdayız. Bu bizim dramımız! Bu bizim yüzleşmemiz gereken gerçeğimiz… Ne hamaset, ne atalarımız bizi bu sefaletten kurtaramaz. Ayette belirtildiği üzere atalarımızın amelleri de inancı da bizi kurtaramaz. Bizim hesabımız kendi amellerimizden olacak!

Bizden öncekilerin kurduğu medeniyetler onların yaşantısından, inancından haber veriyor. Peki ya bizim yaşadığımız şehirlerdeki bu çarpık, ruhsuz, beton yığınları nereden geliyor? Mimariden, musikiden, nezaket ve tasavvurdan uzak bu korkunç hayaletler; ruhumuzun, hayat aynasına yansımasından başka nedir? Ruhumuzdaki eksik, yanlış, kirli, zoraki, huşu ve haşyetten; kısacası sırat-ı müstakimden uzak bu çarpık dinleşmenin bir güzel yansımasından başka bir şey midir?

Bir mimari eser ortaya koyarken (hangisi hayalinizde canlanırsa) onun bir projesi, kaba inşaatı, ince işçiliği, ruhu, estetiği ve musikisi vardır. Allah’ın koyduğu kanunlara riayet etmeksizin projesiz ve inşa sırasına uymaksızın inşa edilen bir eserden ortaya bir sanat eseri çıkmaz. Önce bir projelendirme, sonrasında bu projeyi şarta, mekâna, zamana uygun olarak gerçeğe yansıtmak gerekir. Kaba inşaatı yapılmadan ince işçilik olmaz. İnce işçiliği bulunmayan kaba bir inşaat manayı ifade edemez. Ruhu, estetiği olmayan eser, ruhlara nefes veremez. Şimdi tutup da koskoca mimari sanatını birkaç paragrafta tahlil etmek, özetlemek haddimize değil. Buraya kadar ki kısmı temsil için anlatıyorum. Kısaca; bir yapının, sanat eseri olması öyle kolay bir şey değil! Peki ya insanı inşa etmek? Bir mümin, bir müslüman inşa etmek öyle kolay mı? Allah’ın en büyük sanatı insan değil midir? Peki böyle en değerli sanat eseri olan insanı yanlış bir dizayn ve projelendirme ile çarpık bir ruha çevirmeye vicdan dayanır mı?

İnsanın inşası, müminin inşası; gerçek bir proje, sabır, ruh ve estetik ister. Müminlerin inşası noktasında en iyi proje Kur’an ve en iyi mimar Râsulullah önümüzde dururken nasıl oluyor da bu çarpık ruhlar karşımıza çıkıyor. Kul hakkı yiyen, yetime merhameti olmayan, sözüne güvenilmeyen Müslümanlar. Demek ki biz bu projeyi yanlış okuyup hatalı tatbik ediyoruz ki böyle çarpık ruhlar ortaya çıkıyor. Bu çarpık ruhların ortaya koyacağı medeniyet de onlar gibi kısır, sevimsiz, tatsız tuzsuz bir şey oluyor.

Böyle düşününce hep “maun suresi”ni hatırlarım. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar yetimin hakkını yerler! Diye ikaz eder ayet. İbadeti ahlakına tesir etmeyen, ahlakını güzelleştirmeye çalışmayana yazıklar olsun! Güzel olmayan bir şehirde yaşamaya kim imrenir? Kendinde güzel ahlaktan bir eser olmayan Müslümanı görenler nasıl İslam’a imrensin? Böyle bir ruh nasıl İslam medeniyeti inşa edebilsin? Nasıl sanatta, edebiyatta, musikide ve de mimaride dünyaya bir güzel örnek sunabilsin? 

İnsanda islamî ruh inşa edilirken önce iman tesis edilmeli. Allah’ı tanıdıkça insan güzel ahlaka kavuşur. Allah’ı ve dahi diğer iman rükünlerine tam manasıyla inanamamış bir insan merhameti de adaleti de tam anlamıyla yaşayamaz, yaşatamaz! Gösterişten ibaret kalır. İbadeti sadece cennet için vicdan azabını dindirmek için yapar. Allah ile ukalaca hak yarıştırır. Halbuki başta namaz olmak üzere birçok ibadet en başta sanattır, edebiyattır, mimaridir, musikidir insan ruhuna… ibadeti bu şekilde içen de cennetten nehirler akıtır hem kendi ruhuna hem de çevresine, topluma…

Bu konu çok su götürür de insan elimiz yazmaktan aciz kalır. Zaten lafın güzelliği kısalığındadır.

Anlamak isteyene sivri sinek saz,

Anlamayana davul zurna az demiş atalarımız,

Vesselam…

Ahmet Fevzi KİBAR

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

1 Yorum

Yorum Yap

Konuşmaya Başla
WhatsApp Destek Hattı
Merhaba, ÇARPIK DİNLEŞME bu konu hakkında destek alabilirsiniz...