OLAY I: Erşan, Berşan’ın evinde gördüğü tabloyu çok beğenir. Berşan’dan tabloyu satın almak ister. Erşan’ın ısrarlarına dayanamayan Berşan tablo için 15.000 lira ister. Erşan, 13.000 lira verebileceğini söyler. Berşan, teklifi kabul eder. Taraflar el sıkışır. Anlaşmaya göre Erşan 13.000 lirayı üç gün sonra nakit olarak Berşan’a getirecek ve parayı getirdiği gün tabloyu da teslim alacaktır. Erşan, üç gün sonra parayı getirir ve tabloyu teslim alır. Berşan, tabloyu paketlemiştir.

Soru 1: Erşan ile Berşan arasındaki hukuki ilişkiyi tanımlayınız.

Erşan ile Berşan iki tarafın da irade açıklamasını gerektiren bir hukuki işlem tesis etmişlerdir. Bu hukuki işlem sözleşmedir. Bir sözleşme eğer kanunda tanımlanmış ise isimli (tipik) bir sözleşme olarak adlandırılır. İsimli sözleşmeler BK’nun 207’nci maddesinden itibaren ve diğer ilgili kanunlarda tanımlanmıştır. Bir sözleşmenin isimli sözleşme olarak kabul edilmesi için kanunda ismen zikri yeterli değildir (Örn: irtifak sözleşmesi (MK m. 781), şerh sözleşmesi (MK m. 1009) kanunda ismen zikredilse de bir isimli sözleşme değildir. Zira kanunda bahsi geçen bir sözleşmenin isimli bir sözleşme olarak kabul edilebilmesi için temel esaslarıyla birlikte düzenlenmiş olması gerekir.

Erşan ile Berşan, bir tablonun (yani taşınır eşyanın) mülkiyet hakkını, bir miktar para karşılığında devretmek üzerine bir sözleşme yapmışlardır. Bu sözleşme, BK m. 207’de tanımlanan bir taşınır satış sözleşmesidir. Bu sözleşme ile satıcı (Berşan), satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcı (Erşan) ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlenmektedir.

Soru 2: Erşan ile Berşan arasında hukuki ilişkinin geçerliliği şekil şartına tabi midir?

            Bir hukuki ilişkinin geçerli olabilmesi için birçok unsurun sağlanması gerekir. Örn: tarafların ehliyeti, sağlıklı irade beyanı, şekil şartı gibi kanunen aranan şartlar yerine getirilmelidir. Ayrıca söz konusu hukuki işlem BK m. 27’de belirtilen kesin hükümsüzlük sebeplerini içermemelidir. Biz burada bütün bu unsur ve şartlar açısından uzun bir değerlendirme yapmak yerine soruda belirtildiği üzere hukuki işlemi şekil şartı açısından inceleyelim:

            BK m. 12’de belirtildiği üzere “sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir”. İlgili genel hükme göre borçlar hukuku kapsamında bir sözleşmenin geçerliliği için şekil şartı aranmamaktadır. Bu durumda sözleşmenin düzenlendiği özel hükümlerde bir geçerlilik şekli öngörülüp öngörülmediği ayrıca incelenmelidir.

            Yukarıda belirttiğimiz üzere olayımızda bir taşınır satış sözleşmesi vardır. Taşınır satış sözleşmesinin düzenlendiği BK m. 207 vd.’nda bu sözleşme için herhangi bir şekil şartı aranmamıştır. Ayrıca taraflar kendi aralarında da bir iradi şekil şartı oluşturmamışlardır. Dolayısıyla Erşan ve Berşan’ın aralarında herhangi bir yazılı belge oluşturmaksızın sözlü olarak akdettikleri satış sözleşmesi geçerlidir.

            Eğer taraflar arasında bir taşınır değil de taşınmaz satışı söz konusu olsa idi BK m. 237 gereğince resmi şekil şartı aranacaktı. Tapu Kanunu m. 26’ya göre resmi şekil şartı tapu sicil muhafızları ve memurları tarafından ve Noterlik Kanunu (2022 yılında yapılan değişiklik ile) m. 61/A’ya göre noterler tarafından yerine getirilecektir. 

            Ayrıca taraflar arasında usul hukuku gereğince aranan şekil şartları (Örn: HMK m. 200 vd.) da bu sözleşmenin geçerliliğine ilişkin değildir.

Soru 3: Erşan paketi açınca aldığı tablo yerine başka bir tablo konulduğunu görür. Berşan’ı arar. Berşan, tablonun bir misafiri tarafından yakıldığını, eğer anlaştıkları gün teslim alsaydı bir şey olmayacağını bu sebeple durumdan Erşan’ın sorumlu olduğunu ifade ederek parayı iade etmeyi reddeder. Berşan söyleminde haklı mıdır? Erşan parasını iade alabilir mi?

Erşan ve Berşan, sözleşmeyi düzenlemiş ve sözleşmeye göre tarafların borçlarını ifa zamanını üç gün sonrası olarak belirlemişlerdir. Burada sözleşmenin kurulması ile ifa edilmesi (teslim) anları arasında satış konusu eşyanın hasara uğraması söz konusudur. Bu durum öğretide hasar olarak ifade edilir. Söz konusu hasar durumundan kimin sorumlu olacağı (yani satılanın hasara uğraması sebebiyle ortaya çıkan malvarlığı zararına kimin katlanacağı) meselesi ise hasarın geçmesi olarak isimlendirilir.

Olayımızda tablo yanmıştır yani yok olmuştur. Sözleşmenin kurulması ile ifa edilmesi süresi içinde tablonun, taraflara yüklenemeyen, onların sorumlu olmadığı bir sebeple yok olması hasar olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda hasara kimin katlanacağının (yani hasarın sebep olduğu malvarlığı zararını kimin yükleneceğinin) belirlenmesine hasarın geçmesi denilir. Bu husus BK m. 208’de düzenlenmiştir.

BK m. 208’e göre “Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık haller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir”. İlgili maddeye göre olayımızda bir taşınır satışı vardır ve taşınırın zilyetliğinin devri üç gün sonraya ertelenmiştir. Zilyetliğin devrine kadar tabloda meydana gelecek hasar Berşan’a ait olacaktır.

Olayımızda taşınır satış sözleşmesinin konusu bir parça borcudur. Parça mal satışlarında zilyetliğin devrinden önce maddi edim hasarı satıcıdadır. Artık Berşan, ifayı yerine getirmek zorunda değildir. İfa yerine bir tali edim (tazminat) borcu da bulunmamaktadır. Buna karşılık bedel hasarına da satıcı Berşan katlanacaktır. Yani Erşan’ın bedel ödeme yükümlülüğü de ortadan kalkmıştır.

OLAY II: Şenol, Şermin’den ikinci el laptop satın alır. Bu satış için kendisine 5.000 lira öder. Şenol laptopu teslim aldıktan üç gün sonra laptopun aşırı ısınma problemi ortaya çıkar. Çünkü laptop yaklaşık bir saat kullanıldıktan sonra donma, siyah ekran verme, kapanma gibi arızalar vermektedir. Şermin, satış öncesinde bu durum hakkında Şenol’u bilgilendirmemiştir.  

Soru 1: Laptoptaki söz konusu ısınma problemini fark eden Şenol ne yapmalıdır?

            Şenol ile Şermin arasında bir satış sözleşmesi kurulmuştur. Satış sözleşmesinden doğan borçlar ifa edilmiştir. Ancak ifa sürecinden sonra Şenol teslim aldığı laptopta bir arıza olduğunu tespit etmiştir. Bu durum BK m. 219’da belirtilen ayıp kavramı ile ifade edilmektedir.

            BK m. 219’a göre; “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğe aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur”. Olayımızda ilgili madde kapsamında laptopta ortaya çıkan maddi bir ayıp (ısınma problemi) söz konusudur. Bu maddi ayıp sebebiyle laptop kullanım amacı bakımından değerini kaybetmekte ve ondan beklenen faydaları önemli ölçüde azaltmaktadır (bir saatten sonra kullanılamamaktadır).

            Şermin’in ayıptan sorumlu tutulabilmesi için gereken kanuni şartlar oluşmuşsa Şenol ayıptan sorumluluk kapsamında alıcıya tanınan seçimlik hakları (BK m. 227) kullanabilir.

            Satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için;

            1. Hasarın geçtiği anda satılan ayıplı olmalıdır.

            2. Alıcının ayıbı bilmemesi gerekir.

            3. Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır.

            4. Ayıptan doğan sorumluluk sözleşmeyle kaldırılmamış olmalıdır.

            5. Alıcı kendisine kanunen yüklenen külfetleri (muayene/gözden geçirme ve ihbar/bildirme) yerine getirmiş olmalıdır.

            Şenol laptopu teslim aldığı anda laptopta bu problem mevcuttur. İlk günden itibaren bir saat çalıştıktan sonra bilgisayar düzenli olarak donma, ekranın kararması gibi sonuçlar ortaya koymaktadır. Şermin, Şenol’a bu durumu bildirmemiştir. Yani Şenol, bu ayıbı bilerek laptopu almış değildir. Taraflar arasında bir sorumsuzluk anlaşması da yapılmamıştır. Şenol, laptopu teslim aldıktan sonra işlerin olağan akışına uygun bir şekilde kullanmaya başlamış ve hatayı fark edince uygun bir süre içerisinde Şermin’e durumu bildirmiştir. Dolayısıyla Şermin’in ayıptan sorumluluğu için gereken maddi ve şekli şartlar oluşmuştur. Bu durumda Şenol, BK m. 227’de belirtilen seçimlik hakları kullanabilir.

Soru 2: Şenol laptopu geri verip parasını geri almak istemektedir. Şermin ise laptopu tamir ettireceğini belirtmiştir. Bu durumda nasıl bir hukuki sonuç ortaya çıkar?

            BK m. 227’de alıcıya tanınan seçimlik haklar;

            1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,

            2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme,

            3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,

            4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme’dir.

Olayımızda bir parça satışı söz konusu olduğu için 4. Seçimlik hakkı kullanmak mümkün değildir. Şenol, kanunda belirtilen 1. Seçimlik hakkı yani satılanı iade edip sözleşmeden dönme hakkını kullanmak istemektedir. Bu mümkündür. Taraflar kendi aralarında bu hususta anlaşırsa bir sıkıntı olmaz. Eğer anlaşamazlarsa ve dava yoluna gidilirse bu durumda ilgili maddenin 4. Fıkrasına göre “alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması halinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir”. Bu durumda hâkim somut olaya bakar, Şermin’in tamiri üstlenmesini göz önünde bulundurarak sözleşmeyi ayakta tutacak olan laptopun Şermin tarafından onarılması ihtimalini öncelemesi gerekir.                 

OLAY III: Serhat, online alışveriş sitesi üzerinden bisikletini satışa çıkarmıştır. Halil, Serhat ile telefondan mesajlaşarak kendisine 5.000 lira teklif etmiştir. Serhat bu teklifi kabul etmiştir. Bisikletin devrini ve paranın teslimini gerçekleştirmek için ertesi gün buluşmak üzere sözleşirler. Halil’in bu teklifi sebebiyle Serhat, kendisine gelen diğer teklifleri reddetmiştir. Halil, Serhat ile sözleştikleri tarihte bisikleti almaya gelmez. Serhat ne kadar ulaşmaya çalışsa da Halil telefonlara cevap vermez. Bu yüzden Serhat reddettiği tekliflere geri döner. Bu tekliflerden biri 4.400, diğeri 4.500, bir diğeri ise 4.250’dir. Serhat bu tekliflere geri dönmesine rağmen sadece daha önceden 4.250 teklif eden Şinasi artık 4.000 verebileceğini söyler.

Soru 1: Halil ile Serhat arasında herhangi bir hukuki ilişki doğmuş mudur?

            Taraflar BK m. 207 vd.’nda düzenlenen bir taşınır satışı sözleşmesi akdetmeye çalışmaktadır. Bir sözleşmenin kurulabilmesi için gereken icap ve kabul iradeleri taraflar arasında hazır olmayanlar arasında gerçekleştiği için BK m. 5’e tabidir. Halil ile Serhat telefondan mesajlaşarak BK m. 5’te öngörülen uygun zaman kapsamında sözleşmeyi kurmuştur. Dolayısıyla bu andan sonra sözleşme hüküm doğurmaya başlar.

Soru 2: Halil’in, Serhat ile sözleştikleri tarihte bisikleti almaya gelmemesi hukuken bir sonuç doğurur mu?

Tarafların anlaşmasına göre bedel ve satış konusu bisiklet aynı anda ifa edilecektir. Tarafların sözleştiği zaman ve yere Halil’in gelmemesi sebebiyle Serhat gerek BK m. 106’ya göre alacaklının temerrüdü hükümlerine gerekse BK m. 212’ye göre borçlunun temerrüdü hükümlerine müracaat edebilir.

BK m. 212’de yapılan atfa göre “satıcının temerrüdü halinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler” (BK m. 117 vd.) uygulanacaktır. Olayımızda BK m. 117/2 gereğince ihtara gerek olmaksızın Halil, borçlu temerrüdüne düşecektir. Ayrıca BK m. 124/1/1 gereğince Halil’in telefonlara cevap vermemesi sebebiyle ek süre verilmeksizin Serhat BK m. 125’te belirtilen seçimlik hakları kullanabilir.

Soru 3: Halil’in davranışı sebebiyle bisikleti daha ucuza satmak zorunda kalacak olan Serhat ne yapabilir?

            BK m. 212 atfı sebebiyle Serhat, BK m. 125’te öngörülen üç haktan birini kullanabilir. Bunlardan ilki maddenin birinci fıkrasında öngörülen borcun ifası ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkıdır. Diğer iki seçimlik hak ise karşılıklı borç yükleyen sözleşmeler için öngörülen özel haklardır.

            BK m. 125/2’ye göre Serhat, borcun ifası ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek borcun ifa edilmemesinden doğan müspet (olumlu) zararın giderilmesini isteyebilir. Ancak olayımızda Serhat’ın henüz bir müspet zararı mevcut değildir. Bu yüzden bu seçeneğe müracaat etmesi kendisi açısından faydalı olmayacaktır. 

Bu durumda Serhat, BK m. 125/3’te belirtilen sözleşmeden dönme hakkını Halil’e herhangi bir vasıta ile (örneğin mesaj ile) bildirerek sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini (yani eğer sözleşme hiç akdedilmeseydi 4.500 liraya satacağı bisikleti, sözleşme bozulduğu için 4.000 liraya satmak zorunda kalacaktır. Aradaki 500 lira sözleşme sebebiyle ortaya çıkan menfi zarardır.) Halil’den talep edebilir.  Bu durumda Serhat, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını (örneğin, kaza geçirmiş olma gibi) ispat edemezse söz konusu zararı gidermekle yükümlü olacaktır.

OLAY IV: A, arkadaşı B’nin kafede unuttuğu laptopu C’ye satmıştır. B, C’nin elinde gördüğü laptopun kendisine ait olduğunu belirterek laptopu kendisine teslim etmesini ister. C ise laptopu 2.500 liraya satın aldığını ve A’ya ödediği 2.500 lirayı öderse laptopu kendisine verebileceğini belirtir.

Soru 1: C, talebinde haklı mıdır?

Olayımızda A, arkadaşı B’nin kafede unuttuğu laptopu C’ye satmıştır. Laptopun asıl sahibi olan B ise C’den laptopu geri istemektedir. Yani A, kendisine ait olmayan bir hakkı (mülkiyet hakkı) devretmeye çalışmaktadır. Burada gerek MK m. 988 gerekse 989/2 işletilemeyecektir. Eğer eşya hukuku kapsamında öngörülen MK m. 988 işletilebilseydi C laptopun mülkiyetini kazanmış olacaktı. Bu durumda laptopu geri vermek zorunda bile olmayacaktı. Eğer MK m. 989/2 işletilebilseydi bu durumda da bedelin geri verilmesi talebi haklı olacaktı. Ancak olayımızda C, bu iki korumadan da yararlanamayacaktır. Dolayısıyla C’nin, B’den 2.500 lira talep etmesi haksızdır.

Bu durumda B halen laptopun maliki olarak gerek eşya hukukunda öngörülen koruma davalarından yararlanarak C’nin elinden laptopu alabilir. Bu durumda C, BK m. 214 vd. hükümleri (zapttan sorumluluk) kapsamında satıcı A’ya müracaat edebilir.

Soru 2: B’nin açtığı dava sonucunda C laptopu B’ye, kendisine herhangi bir bedel ödemeksizin teslim etmek zorunda kalmıştır. Bu durumda C, ortaya çıkan zararını tazmin için ne yapmalıdır?

BK m. 214 vd. maddelerinde satış sözleşmeleri için zapttan sorumluluk hali düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre “Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur”. İlgili hüküm gereğince C, maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi şartıyla satıcı A’ya zararı için müracaat edebilir.

Maddeye göre zapttan sorumluluk için aranan şartlar şöyledir;

1. Satılanın alıcıya teslim edilmiş olması,

2. Satış sözleşmesinin kurulduğu anda zaptı sağlayan bir hakkın bulunması,

3. Alıcının zapt tehlikesini satış sözleşmesinin kurulduğu anda bilmemesi,

4. Satılanın zaptı,

5. Zaptın ispat edilmesi’dir.

Olayımızda satış konusu laptop alıcı C’ye teslim edilmiştir. A ile C arasında satış sözleşmesi kurulurken B’nin laptop üzerinde mülkiyet hakkı vardır ve C bu durumdan habersizdir. B, satıştan sonra durumdan haberdar olup açtığı dava ile laptopu C’nin elinden almıştır. Burada dört şart da gerçekleşmiştir. Son şart açısından C’nin, A’yı zapttan sorumlu tutabilmesi için BK m. 215 gereğince A’ya ihbarda bulunmuş olmalıdır. Eğer C, kanunen kendisine yüklenen bu bildirimi yapmamışsa hak kaybına veya daralmasına yol açabilir (BK m. 215/2-3).

B’nin mahkeme kararı sonucunda laptopu C’nin elinden alması üzerine C, A’dan BK m. 217 kapsamında belirtilen kalemleri talep edebilir. Bunlar;

1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini,

2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri,

3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri,

4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları,

Ayrıca satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.

C, söz konusu kalemler açısından ortaya çıkan satış bedeli, faiz, diğer gider ve doğrudan zararlarını ve satıcı kusursuzluğunu ispat etmedikçe dolaylı zararlarını bu madde kapsamında talep edebilecektir.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yazarın Diğer İçerikleri