OLAY I: 18 yaşındaki Berhudar, arkadaşı 15 yaşındaki Şahsuvar’a doğum gününde bir altın kaplama saat hediye etmiştir. Saati Şahsuvar’ın kolunda gören babası saati derhal iade etmesini söylemiştir.

Soru 1: Berhudar ile Şahsuvar arasında geçerli bir hukuki ilişki doğmuş mudur?

Berhudar, bir taşınır eşya niteliğinde olan saatin mülkiyetini, Şahsuvar’a herhangi bir bedel almaksızın yani karşılıksız olarak devretmek ve bu işlemi sağlararası sonuç doğuracak şekilde yapmak istemektedir. Şahsuvar da bu devri kabul etme noktasında irade göstermektedir. Dolayısıyla burada taraflar BK m. 285/1’de tanımlanan bağışlama sözleşmesi tesis etmek istemektedir.

Bağışlama sözleşmesinin; bağışlama sözü verme (288) ve elden bağışlama (BK m. 289) olmak üzere esasen iki türü vardır. Olayımızda bir elden bağışlama yapılmak istenmektedir. İlgili hükme göre; “elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur” denilmek suretiyle bu sözleşme için bir şekil şartı aranmamaktadır. Eğer olayımızda bir bağışlama sözü verme olsaydı şekil şartı aranacaktı. Dolayısıyla taraflar arasında yapılmak istenen hukuki işlem için şekil şartı açısından bir sıkıntı mevcut değildir.

Her hukuki işlemde olduğu gibi bağışlama sözleşmesi için de tarafların bu işlemi tesis etmeye ilişkin fiil ehliyeti aranmaktadır. BK m. 287’de bağışlanan için fiil ehliyeti bulunması şart olmayıp ayırt etme gücüne sahipse bağışlamayı kabul edebileceği öngörülmüştür. Zira bağışlama sözleşmesi bağışlanan için bir karşılıksız kazandırma niteliğinde olduğu için onu borç altına sokmamaktadır. Bu sebeple ayırt etme gücüne sahip olan Şahsuvar bu sözleşme için geçerli bir kabul iradesinde bulunabilir.

BK m. 286’da bağışlayan için fiil ehliyetinin arandığı belirtilmektedir. Berhudar da henüz 18 yaşında olduğu için sözleşme geçerli olarak doğmuştur.

Soru 2: Şahsuvar’ın babasının saati iade etmesini söylemesinin taraflar arasındaki hukuki ilişkiye etkisi nedir?

Şahsuvar 15 yaşında ve ayırt etme gücüne sahip bir bireydir. Dolayısıyla sınırlı ehliyetsizdir. Sınırlı ehliyetsizlerin karşılıksız kazandırmaları kabul için kural olarak yasal temsilcilerinin rızasını alması şart değildir (MK m. 16). Ancak BK m. 287’de bağışlama sözleşmeleri açısından özel bir düzenleme öngörülmüştür.  İlgili hükme göre; “Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne sahipse, bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın yasal temsilcisi bu kişinin bağışlamayı kabulünü yasaklar veya bağışlanılan şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama ortadan kalkar.” Buna göre Şahsuvar’ın babasının saati iade etmesini söylemesi üzerine bağışlama ortadan kalkacaktır. Böylece saatin mülkiyeti eski sahibine dönecektir.

OLAY II: Züleyha, arkadaşı Şermin’e ilk maaşını alınca bir çift altın küpe hediye etme sözü vermiştir. Züleyha, ilk maaşını alınca Şermin’in ısrarlı talepleri üzerine altın görünümlü imitasyon bir çift küpe alıp Şermin’e hediye etmiştir.

Soru: Züleyha ile Şermin arasında geçerli bir hukuki ilişki doğmuş mudur?

Züleyha, ilk maaşını alınca arkadaşı Şermin’e bir çift altın küpe hediye etme sözü vermiştir. Burada Züleyha bir taşınır eşyanın mülkiyetini, Şermin’den herhangi bir karşılık almaksızın ona devretme taahhüdünde bulunmuştur. Bu durum bir “bağışlama sözü verme” halidir. BK m. 288’e göre “bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır”. Dolayısıyla Züleyha’nın, Şermin’e yazılı şekil şartına uymadan sözlü olarak yapmış olduğu bağışlama taahhüdü herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacaktır. Zira bu sözleşme BK m. 27 gereğince kanuni şekil şartına uyulmaksızın yapıldığı için kesin hükümsüzdür. Şermin, Züleyha’nın sözlü vaadini yerine getirmesini talep ve dava edemez.

Ancak taraflar arasında geçersiz bir bağışlama taahhüdü varken Züleyha bir çift imitasyon küpe alarak Şermin’e ifada bulunmuştur. BK m. 288/3/c.1’e göre “Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama hükmündedir.” İlgili hükme göre Züleyha’nın bir çift küpeyi Şermin’e hediye etmesi, geçersiz olan bağışlama taahhüdünü, elden bağışlama suretine çevirerek geçerli hale getirmiştir.

Soru 2: Züleyha’nın imitasyon ifasına karşılık Şermin’in herhangi bir talep hakkı var mıdır?

Züleyha’nın, Şermin’e vaat ettiği üzere bir çift altın küpe yerine imitasyon küpe ifa etmesi ise bir kötü ifadır. BK m. 294/1’e göre “Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kusuruyla sebep olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir.” İlgili hükümde bağışlayan açısından, kötü ifa hallerinde, bağışlanan tarafında meydana gelebilecek ve ancak bağışlayanın ağır kusuruyla sebep olduğu zararlardan sorumluluk öngörülmüştür. Hafif kusuruyla sebep olduğu zararlardan sorumlu tutulmamıştır. Dolayısıyla herhangi bir zarara sebep olmayan kötü ifadan ise hiçbir sorumluluğu doğmayacaktır.

Bağışlama sözleşmesinin karşılıksız bir sözleşme niteliğinde olması sebebiyle kanun koyucu böyle bir denge ve hakkaniyet ölçüsü belirlemiştir. Yani herhangi bir karşılık almadan ifada bulunan bağışlayan kural olarak kötü ifasından sorumlu tutulamaz. Eğer kötü ifası bir zarara sebep olmuşsa da bunun da ağır kusuruyla sebep olduklarından sorumludur. Yani olayımızda imitasyon küpeler örneğin Şermin’in kulağında bir alerjik reaksiyona sebep olsaydı bu durumda Züleyha’nın kusur durumuna göre bu konudan sorumlu tutulup tutulamayacağını değerlendirmemiz gerekecekti.

OLAY III: Şevki, çalışanı Nurdane’ye bir daire bağışlamıştır. Söz konusu bağışlamada Nurdane’nin, Şevki Bey’den önce ölmesi halinde dairenin Şevki’ye geri döneceğine ilişkin tapuya şerh düşülmüştür.

Soru 1: Olayımızda nasıl bir hukuki durum mevcuttur.

Olayımızda BK m. 292 anlamında bir bağışlayana dönme koşullu bağışlama söz konusudur. BK m. 292/1’de “Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce ölmesi durumunda, bağışlama konusunun kendisine dönmesi koşulunu koyabilir” denilmektedir. Yine BK m. 292/2’de “bağışlama konusu bir taşınmaza veya taşınmaz üzerindeki bir ayni hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline şerh verilebilir” denilmektedir. Olayımızda bu şerh de verilmiş ve BK m. 292 anlamında geçerli bir bağışlayana dönme koşullu bağışlama söz konusu olmuştur.

Buna göre eğer dairenin bağışlandığı kişi olan Nurdane, daireyi bağışlayan Şevki Bey’den önce ölmesi halinde bağışlama sözleşmesi geçmişe etkili olarak ortadan kalkacak ve dairenin mülkiyeti tekrar Şevki Bey’e dönmüş olacaktır.

Soru 2: Söz konusu devirden üç yıl sonra Nurdane, Şevki’yi öldürmeye kastettirmiştir. Bu durumda Şevki Bey’e ne yapmasını tavsiye etmeniz doğru olurdu?

Bağışlama sözleşmesinin bağışlayan açısından karşılıksız bir devri olmasını göz önüne alan kanun koyucu bu sözleşme açısından bağışlayan kişiye bazı haklar ve sorumluluk sınırlandırması öngörmüştür. Bunlardan biri de BK m. 295’da belirtilen bağışlamanın geri alınması hakkıdır.

BK m. 295’e göre; “Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:

1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse.

Olayımızda Nurdane, Şevki’yi öldürmeye kalkmıştır. Dolayısıyla bu durum m. 295/ bent 1’de belirtilen kapsama dâhil olduğu için Şevki bunu ispat ederek bağışlama konusunun kendisine geri verilmesini talep edebilir.

OLAY IV: Berhun, stüdyo dairesini Şevket’e kiralamıştır. Taraflar 05.01.2023 tarihinde 10.000 lira kira bedeliyle bir yıllık bir sözleşme imzalamıştır. Temmuz ayında Berhun, enflasyon sebebiyle dairesinin ucuz kaldığını belirterek kira bedelinin 15.000 liraya çıkartılmasını Şevket’ten talep etmiştir. Şevket, bunu yapmayacağını zaten kanunen %25’lik bir sınır olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine Berhun, Şevket’ten derhal daireyi terketmesini istemiştir. Şevket bunu reddetmiştir.

Soru 1: Berhun’un kira artışı talebi haklı mıdır? Şevket’in savunması yerinde midir? Değerlendiriniz.

Olayımızda zaten 1 yıl süreli bir kira sözleşmesi yapılmıştır. Kira sözleşmelerinde eğer taraflarca ayrıyeten bir özel hüküm öngörülmemişse kira bedelinin artışı yılda bir yapılmaktadır. Eğer birden fazla yıla ilişkin yahut belirsiz süreli bir sözleşme olsaydı o zaman öncelikle tarafların bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadığını, böyle bir anlaşma yoksa BK m. 344’e bakmamız gerekecekti. Ve bu kapsamda Şevket’in belirtmiş olduğu son yıllarda öngörülen kanuni sınır (%25) dikkate alınacaktır.

Halbuki olayımızda taraflar arasında bir yıllık bir kira sözleşmesi vardır. Ve kira bedelinin bu bir yıl içerisinde değiştirilmesine ilişkin tarafların özel bir anlaşması olmadığı için Berhun bu konuda bir hakka sahip değildir. Şevket’in ayrıca %25’lik kanuni sınır savunması yapmasına gerek kalmamaktadır.

Soru 2: Şevket’in 05.01.2024 tarihine kadar tüm aylık kiralarını Berhun’a banka aracılığıyla ödediğini varsayalım. Berhun, 07.01.2024 tarihinde yaptığı noter ihtarı ile Şevket’in daireyi tahliye etmesini talep etmiştir. Bu durumda nasıl bir hukuki sonuç doğacaktır?

Olayımızda taraflar arasında 1 yıllık belirli süreli bir kira sözleşmesi vardır. Söz konusu süre 05.01.2024 tarihinde sona ermiştir.

Esasen belirli süreli kira sözleşmeleri kararlaştırılan sürenin sonunda herhangi bir bildirime gerek olmadan, kendiliğinden sona ermektedir (BK m. 327/1). Ancak taraflar açık bir anlaşma olmaksızın yani örtülü olarak kira ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür (BK m. 327/2). Olayımızda bir konut kira sözleşmesi söz konusu olduğu için de ayrıca BK m. 347’de öngörülen özel hüküm dikkate alınmalıdır. Bu hükme göre “Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez.

Olayımızda Şevket, aylık kiralarını düzenli olarak ödemiştir. Berhun ise bir yıllık süre sona erdikten iki gün sonra ihtarda bulunmuştur. Dolayısıyla BK m. 347/1’de belirtilen on beş gün önceden bildirimde bulunma şartı gerçekleşmediği için bu sözleşme artık belirsiz süreli bir sözleşme haline gelmiştir. Bu durumda artık Berhun ancak belirsiz sözleşmeler için öngörülen tahliye sebeplerinin varlığı halinde fesih bildirim (BK m. 328 vd., BK m. 347) sürelerinde yapacağı uygun bir bildirim (BK m. 348 vd.) ile sözleşmeyi sona erdirebilir.

OLAY V: A, B’ye 15.03.2022 tarihinde dükkânını beş yıllığına kiralamıştır. A, 07.09.2022 tarihinde dükkânı C’ye satıp tapuda devreder. C ise dükkânı satın aldıktan 1 hafta sonra dükkânı kendi işyeri olarak kullanacağını belirten bir noter ihtarı ile B’den dükkânı ay sonuna kadar boşaltmasını talep eder.

Soru 1: A’nın içinde kiracı olarak B’nin bulunduğu dükkânı C’ye satması nasıl bir hukuki sonuç doğurur?

Kira sözleşmelerinde zayıf taraf olarak görülen kiracının, kiralananın satışından olumsuz etkilenmemesi için korunması amacıyla BK m. 310’da özel bir düzenleme yapılmıştır. İlgili hükme göre “Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur”. Burada bir kanuni sözleşme devri öngörülmüştür. Böylece A, söz konusu daireyi C’ye satıp devredince C, A yerine A ile B arasındaki kira sözleşmesinin tarafı haline gelir. Böylece sözleşme aynı şartlarla sadece taraflardan birinin değiştiği haliyle yürürlüğünü sürdürmeye devam eder.

Soru 2: C’nin ihtarı herhangi bir sonuç doğurur mu? C’nin, B’den ay sonuna kadar dükkânı boşaltmayı talep etme hakkı var mıdır?

C dairenin yeni malikidir ve BK m. 310 gereğince kira sözleşmesinin tarafı haline gelmiştir. Kanun koyucu kiralanan taşınmazın devri halinde kiracıyı korurken yeni malike de kendi gereksinimi için kiracıyı tahliye edebilme imkânı tanımıştır (BK m. 351). Ancak bu imkân ilgili maddede belirtildiği üzere edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, altı ay sonra açacağı dava yoluyla mümkün olacaktır.

C, satın alma işleminden bir hafta sonra yazılılık şartını sağlayan bir noter ihtarıyla kiralananın tahliyesini kiracıya bildirmiştir. Bu şart gerçekleşmiştir. Ancak henüz hükümde öngörülen altı aylık süre geçmediği için C’nin talebi haksızdır.

Soru 3: B’nin dükkânı tahliye etmek zorunda kaldığı ihtimal düşünüldüğünde yeni bir dükkân bulup yüksek fiyatlı bir kira ödemek zorunda kalması durumunda A’nın sebep olduğu bu durum için herhangi bir hakkı var mıdır?

Bu durumda A ile B arasındaki üç yıllık sözleşme sona ermeden B, A’nın dükkânı C’ye satması ve C’nin kanuni hakkını kullanması sonucu daha yüksek fiyatlı bir dükkan tutmak zorunda kalmıştır. Bu durumda kiracı B uğradığı zararın tazminini, eski malik A’dan talep edebilir. Her ne kadar mehaz kanun İsviçre B.K.’nda (m.261/3) bu konuda özel hüküm bulunsa da BK’nda bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak BK genel hükümler kısmından yola çıkılırsa bu konuda B’nin tazminat hakkı olduğu sonucuna ulaşılabilecektir.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yazarın Diğer İçerikleri