OLAY I: Z, evini A, B ve C’ye kiralamıştır. Kira sözleşmesine göre kira bedeli 3.600 liradır. Ayrıca sözleşmede kira bedelinden her bir kiracının sorumlu olduğu belirtilmiştir.

Soru 1: Mart ayının ödenmeyen kirasını Z, yolda karşılaştığı B’den talep etmiştir. B, üç arkadaş olduklarını bu sebeple kendisi ancak 1.200 lira ödeyebileceğini kalan miktarı diğerlerinden istemesi gerektiğini belirtmiştir. Z kira bedelinin tamamını B’den talep edebilir mi? B söyleminde haklı mıdır?

Taraflar arasında yapılan sözleşmeye bakıldığında “kira bedelinden her bir kiracının sorumlu olacağı” düzenlendiği için BK m. 162/I’de ifade edilen hal ortaya çıkmıştır. İlgili hükme göre “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar”. Bu durum müteselsil sorumluluk olarak isimlendirilir.

Bir hukuki ilişkide müteselsil borçluluk söz konusu ise BK m. 163/I’e göre “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçlulardan hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir”. İlgili hükme göre alacaklı Z, borcun tamamını veya bir kısmını A, B ve C’nin tamamından yahut birinden talep edebilir. Bu durumda B söyleminde haklı değildir.

Ayrıca BK m. 163/II’ye göre “Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder”. Buna göre B, 3.600 liranın tamamı ödeninceye kadar bu bedelden sorumludur.

Soru 2: B, Z’nin ısrarlı talebi karşısında 3.600 liranın tamamını Z’ye ödemiştir. B kendi payına düşmeyen bedeli A ve C’den talep edebilir mi?

BK m. 166/I’e göre “Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur”. Buna göre B’nin, borcun tamamını Z’ye ifası ile birlikte diğer borçlular (A ve C) da borçtan kurtulmuş olurlar. Ancak bu hüküm dış ilişki yani müteselsil borçluların, alacaklı ile ilişkisi açısındandır.

Müteselsil borçluların kendi aralarında yani iç ilişkideki durumu ise BK m. 167/I’de düzenlenmiştir. İlgili hükme göre “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar”. Buna göre B, kendi payından fazla olarak ödediği 2.400 lirayı A ve C’den talep edebilir.

Yine BK m. 167/II’ye göre “Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir”. Buna göre B, fazladan ödediği 2.400 lira için A ve C’ye müteselsil olarak değil ancak payları oranında yani 1.200 lira için müracaat edebilir. 2.400 liranın tamamını birinden isteyemez.

Ayrıca BK m. 168’e göre “Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur”. Burada kanuni bir halefiyet hali düzenlenmiştir.

Soru 3: a) A, B ve C Kasım 2015’te Z’nin evini son üç kira bedelini ödemeden boşaltmıştır. 2021 yılında A ile karşılaşan Z bu bedeli talep etmiştir. A ise ancak yarısını ödeyebileceğini belirterek 5.000 lira ödemiştir. A bu miktar için B ve C’ye rücu edebilir mi?

Olayımıza konu kira bedeli BK m. 147 kapsamında özel bir borçtur. İlgili hükme göre kira bedeli alacağına 5 yıllık zamanaşımı uygulanır. Dolayısıyla 2015 yılına ilişkin son üç aylık kira bedelleri her biri ayrı ayrı 5 yıl sonraki denk geldikleri 2020 yılının ayları geçtikten sonra zamanaşımına uğramıştırlar.

Müteselsil borçluluk kurumunun niteliğini göz önünde bulunduran kanunkoyucu bazı özel hükümler öngörmüştür. Örneğin, BK m. 165’te belirtildiği üzere “Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz”. Bu esas ilke kapsamında BK m. 164/2’ye göre “Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur”.

Böylece bir borçlu kendisine başvuran alacaklıya karşı ortak savunmalardan birini yapmayıp ifada bulunursa, bunun sonucuna kendisi katlanacak, diğer müteselsil borçlulara rücu hakkı bundan etkilenecektir. Ortak savunmayı kusurlu olarak yapmayıp alacaklıya ifada bulunan borçlu iç ilişkide payına düşenden fazlasını ödediği gerekçesiyle diğer borçlulara başvurduğunda bunlar ona karşı ödeme yapmaktan kaçınabilecektir. Yani A, zamanaşımı defini ileri sürmediği için payına düşen miktardan (3.600) fazla ödediği (1.400) lira için B ve C’ye müracaat hakkı yoktur. Zira A, zamanaşımı defini kullansaydı borcun tamamını ödemek kurtulacaktı.

b) Aynı ihtimal dâhilinde Z, C ile Nisan 2016’da bir kafede karşılaşmış ve C, Z’ye yanında az para bulunduğunu belirterek 500 lira ödemiş ve kalan miktarı da ödeyeceğini belirtmiştir. Z, Ocak 2021’de B ile karşılaşmış ve kendisinden kira bedelini talep etmiştir. B, zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek borcu ödemeyi reddetmiştir. B, bu iddiasında haklı mıdır?

BK m. 154’te zamanaşımını kesen sebepler sayılmıştır. Bunlardan biri de borçlunun borcu ikrar etmesidir. C, söz konusu borç için Nisan 2016’da kısmen ödemede bulunarak borcu ikrar etmesiyle kira bedeli için başlamış olan 5 yıllık zamanaşımının kesilmesine sebep olmuştur. Böylece kesilen zamanaşımı hiç başlamamış gibi kısmen ödemenin yapıldığı tarihten itibaren sıfırdan başlayacaktır.

BK m. 155/I’e göre “Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur”. Buna göre C’nin fiili ile zamanaşımının kesilmesi sadece C’yi değil A ve B’yi de etkileyecektir. Böylece Nisan 2016’da kesilen 5 yıllık zamanaşımı, Ocak 2021’de tamamlanmamış olacağından B’nin bu davranışı haksızdır.

OLAY II: A, B ve C birlikte malik oldukları motorsikleti 5.000 lirasını peşin alarak Y’ye Ağustos 2012’de satmıştır. Kalan 3.000 lirayı ise Y ilk fırsatta (2012 yılının sonuna kadar) üç ortaktan birine teslim edeceği hususunda taraflar anlaşmıştır. Borca karşılık da Y marka saatini B’ye rehin bırakmıştır.

Soru 1: 2013 yılının Şubat ayı olmasına rağmen Y borcunu ödememiştir. Bunun üzerine C borcu Y’nin çalıştığı işyerine uğrayıp talep etmiştir. Y ise borcu ödemek için bir haftalık süre istemiş ve bu sürenin sonunda 2.000 lirayı B’ye ödeyip saatini geri almıştır. Y’nin bu ifayı C’ye değil de B’ye yapması geçerli midir?

BK m. 169/II’ye göre “Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur”. Yine BK m. 169/III’e göre “Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu dilediği birine ifada bulunabilir”.

İlgili hükümler kapsamında değerlendirildiğinde Y’nin ifayı C’ye değil de B’ye yapmasında bir sıkıntı yoktur. İfa geçerlidir ve bu ifa oranında Y borcundan kurtulur.

Soru 2: Kalan 1.000 lira için A, dava açmıştır. Bunun üzerine Y, 1.000 lirayı bu defa C’ye ifa etmiştir. Y’nin C’ye yaptığı ifa geçerli midir?

BK m. 169/III gereğince A, alacağı tahsil için dava açmıştır. Bu durumda Y’nin borçtan kurtulabilmesi için ifayı mutlaka A’ya yapması gerekir. Aksi halde borçtan kurtulamaz.

OLAY III: A ile B, köylerinde yapılacak muhtar seçimleri için iddialaşmıştır. İddialaşmanın üzerine iki taraf da vaatte bulunmuştur. Buna göre eğer A’nın desteklediği eski muhtar, tekrar seçilemezse A, B’ye hibe etmeyi vadettiği traktörü vermeyecektir. Eğer B’nin desteklediği yeni aday seçilirse B, bütün köylünün tarlasını traktörüyle ömür boyunca sürmeyi vadetmiştir. Taraflar bu sözleri kahvehanede herkesin önünde vermiştir.

Soru 1: Olayda ne tür hukuki işlemler mevcuttur? Tespit ediniz.

Olayda iki farklı hukuki işlem mevcuttur. Bu iki işlem de esas niteliği açısından birbirine benzerdir. Zira her iki işlemde de bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi veya sona ermesi gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bağlanmıştır. Bu hukuki işlemlere üst başlık olarak koşul (şart) denilir. Koşulun iki farklı türü BK m. 170’de geciktirici koşul ve 173’te bozucu koşul olarak düzenlenmiştir.

BK m. 170’e göre “Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur”. Buna göre B’nin bütün köylünün tarlasını traktörüyle ömür boyunca sürme taahhüdü, B’nin desteklediği yeni adayın seçilmesi şartına bağlanmıştır. Burada yeni adayın seçilip seçilmeyeceği kesin bir olgu olmayıp gerçekleşme olasılığı gibi gerçekleşmeme olasılığının da mevcut olduğu bir bilinmeyen hal olduğu için bir şart niteliğinde olduğuna hükmediyoruz.

BK m. 173’e göre “Sona ermesi önceden gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılan sözleşme, bozucu koşula bağlanmış olur”. Buna göre A’nın B’ye hibe etmeyi vadettiği traktörü, A’nın desteklediği eski muhtar seçilmezse sona erdirme şartına bağlanmıştır. Böylece bir bozucu şart öngörülmüştür. Bu olgunun da gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsizdir.

Soru 2: A, traktör vaadinden dolayı pişman olmuş ve eski muhtarın seçimi kaybetmesi için yeni muhtara oy toplamak için gizlice ev ev dolaşıp 1.000’er lira para dağıtmıştır. B bu durumu haber almıştır. Söz konusu durumun hukuki bir sonucu var mıdır?

BK m. 175/II’ye göre “Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır”. Buna göre A, bozucu şartın gerçekleşmesini sağlamak için dürüstlük kuralına aykırı biçimde hareket etmiştir. Bu sebeple ilgili hüküm kapsamında bozucu koşul gerçekleşmemiş sayılacaktır. Böylece A, eski muhtar seçimi kaybetse bile traktörü hibe etme taahhüdünü yerine getirmek ile yükümlü olacaktır.

Soru 3: B’nin ömür boyunca tarla sürme vaadi hukuken geçerli midir?

BK m. 176’ya göre “Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür”. Buna göre bir koşul hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak için öngörülmüşse bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüz olacaktır. Yahut koşulun kendisi hukuka ve ahlaka aykırı bir fiil taahhüdünü içeriyorsa bu durumda da hükümsüzlük hali ortaya çıkacaktır.

Olayımızda koşulun kendisi kişilik hakkına aykırı bir taahhüdü gerçekleştirmek amacıyla öngörülmüştür. Zira bir kişinin ömür boyu bir fiili taahhüt etmesi MK m. 23 gereğince hukuka aykırıdır. Dolayısıyla söz konusu taahhüdün bu niteliği gereği B’nin yeni muhtarın seçimi kazanması şartına bağlı olarak vaadettiği ömür boyunca tarla sürme vaadi kesin hükümsüzdür.

Yazar Hakkında

Ahmet Fevzi Kibar

Akademisyen, Hukuki Danışman ve Yazar Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Özel Hukuk yüksek lisans mezunu ve İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk doktora eğitimi (devam ediyor). Kişiler, Aile, Eşya, Miras, Borçlar, Gayrimenkul, Fikri Mülkiyet ve Ürün Sorumluluğu Hukuku alanlarında çalışma yapmaktadır. Ayrıca hikâye, deneme ve eleştiri yazarlığı da yapmaktadır. Evli ve baba.

Yazarın Diğer İçerikleri